Polis’te Musa Rami’nin hikayesine konuk oluyoruz. Başarılı ve saygın bir polis olan Rami aile hayatında da merkeze konumlanmıştır. Onur Ünlü’nün karakterci anlayışı Rami’de kendini gösterir. Yani hikayenin gücünden çok karakterin güçlü olması daha önemlidir Ünlü’ye göre.

Çünkü güçlü karakterin ne yaptığından çok nasıl yaptığı ön plandadır, onun varlığı filmde hikayeyi arka plana atar ve yaşayışlarıyla film şekillenir. Musa Rami tam da böyle bir karakter. Zaten film boyunca karakterin güçlülüğü konusunda vurgu sık sık dile getirilir. Her “Musa Rami yapmaz öyle şey” deyişlerinde görürüz bunu. Ailesini de mesleğini de çok seven bu adamın ölümle yüzleşmesine tanıklık ederiz. İki ay içinde öleceğini öğrenir ancak tam da bu sırada kardeşlerini öldürdüğü İzmitliler mafya çetesiyle başı derttedir. Böyle bir ikilemde tüm ailesini yavaş yavaş yitirmeye başlar. Tezinde yardımcı olduğu Funda’ya aşık olur. Fazla vakti yoktur, O’na açılır, O’ndan da karşılık alamaz. Pek yakında kendisine gelecek olan ölümün kokusu tüm hücrelerine sinmiş olan bu adam tam da içinde bulunduğu hale uygun olarak gencecik bir kıza aşık olur. Yaşama inatla bağlı, yaşama dair oldukça fazla planı olan birine. Çünkü Jung’a göre ölmek isteği yaşamak isteğiyle aynıdır. Tam tersinden düşünürsek yaşamak isteği de ölmek isteğiyle aynıdır. Yaşamla ölüm Funda ile Musa’da vücut bulur. Kendi ölümüyle yüzleşmeye çalışan bu adamın kendi ölümünden önce tüm sevdiklerini kaybetmesi de ayrı bir trajedi oluşturur. En umutsuz olduğu bir anda kendi elleriyle ölüme gidecekken okunan Kur’an’ı duyar. Tekvir Suresi’ni dinler ve vazgeçer. Son ayet mealen şöyledir: “Alemlerin Rabbi olan Allah dilemedikçe siz dileyemezsiniz.”

Hz.Muhammed(s.a.v.) Kıyamet gününe gözü ile görür gibi bakmak isteyenlere bu sureyi okumalarını buyurmuştur. Ölüm de küçük kıyamettir. Musa’nın ruhunda hissettiği, ailesinin ise yaşadığı ve filmin ruhuna hakim olan ölüm yaşamla iç içedir. Musa hastalığı öğrenince farkına varsa da ölüm her daim hayatın aniden kapıyı çalan bir parçasıdır. Ailesi ve mesai arkadaşları hep bir anda ölürler. Yaşamın bu derece kıyısındadır. Hep denildiği gibi yaşamla ölüm arasında incecik bir çizgi vardır. O çizginin üzerinde yürüyen adam ise Musa Rami’dir. Kendi ölümüyle yüzleşmeden önce etrafındakilerin ölümüyle ölür. Otto Rank’a göre doğum da bir ölümdür. Ölüm etrafın yani fiziksel çevrenin terkidir, doğumda da bebek için anne rahmindeki fiziksel çevre ölür yepyeni bir hayat başlar. Bu nedenle her doğum bir ölümdür. Yaşam ölümle başlar, ölümle sona erer. Aslında yaşamak ölmektir.

Film hikayesi konusunda eleştirilmiştir. Ancak Onur Ünlü’nün karakterci yönünü bilindikten sonra eleştirilerin haksızlığı anlaşılır. Çünkü karakter güçlü  olunca saçma bir şeyler de yapsa hiç bir önemi olmaz. İnsan olmak da böyledir, her daim kontrollü ve giriş,gelişme,sonuç kısımlarını içeren bir Hollywood filmi gibi yaşamak mümkün olmaz. İnsan her daim mantıklı ve tutarlı eylemlerde bulunmaz, bazen hatta çoğunluk çoğu zaman saçmalar. Filmdeki sevinci betimleyen piknikteki dans sahnesi saçmalığı gösterirken, eski Türk filmlerine göndermenin olduğu, aniden kesilen final sahnesi de eylemin önemsizliği ve karakterin önemi görüşünün destekleyicisi konumundadır. Film de tıpkı ölüm gibi aniden bitiverir. Ah Ölümden!

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir