Ölümsüzler (Immortals,2010)

Tarsem Singh‘in sinemada gösterime giren son filmi olan yapım Yunan mitolojisi kaynaklı bir hikayeyi konu ediniyor. Bir film düşünün ki 300 Spartalı’nın ekibi ile görüntünün ustası bir yönetmen bir araya gelsin ve malzeme olarak da görselliğe hitap eden mitolojik bir hikaye konu edinilsin. Ölümsüzler işte tam da böyle bir üçlünün kesişim noktasında duruyor.

Yönetmen kendi üslubunu bu filmde de korumuş. Benzeşme ilkesinden yola çıkarak gerçekleştirilen sahneler arası geçişleri, renklerin ahengi ve tablo misali görüntülerle tam bir Tarsem Singh filmi. Yönetmenin Losing My Religion şarkısının klibini ve Beyonce,Pink ve Britney Spears’ın oynadığı Pepsi reklamındaki yaptıklarını unutmadık. Klip ve reklam tecrübesiyle elde edilen becerisini sinemaya yansıtabilmiş bir isim. Her filminde masalı ve efsunu yakalayabilen ve hayali görünen alana taşıyabilen nadir yönetmenlerden. Bu da pek tabi ki Hint mistisizmin ve Hollywood tekniğinin birleşiminin gücünden kaynaklanıyor. Dolayısıyla Singh, masalları ve mitleri çok güzel anlatabiliyor. İlk uzun metrajlı filmi olan Hücre’de bildiğiniz gibi bilinçaltına bir yolculuğa çıkarmıştı bizleri. Şimdi ise Ölümsüzler’de bilinçaltında yer edinip bilinç düzeyine çıkan mitlerden Thesus efsanesini konu ediniyor. 2012’de vizyona girecek olan bir Pamuk Prenses yorumlaması, başrolünde Julia Roberts‘ın rol aldığı Ayna Ayna’yı şimdiden sabırsızlıkla beklediğimi belirtmek isterim.
Film seçilmişlik ve insanın kendi yazgısı üzerindeki etkisi üzerinde duruyor. Filmde intikam, aşk ve hırs gibi duygular da belli karakterler üzerinde bize sunulsa da, bütünlüğü sağlayan temel vurgu insanın yazgısını tayini üzerindeki etkisidir. Thesus yıllarca insan kılığına girip kendisine dost olan Yunan tanrısı Zeus tarafından eğitilmiştir. Tanrılar insanların arasına ancak bir ölümlü olarak katılıp, yeryüzündeki hayata müdaheleyi ancak böyle sağlarlar. Yeryüzüne bir tanrı olarak müdahele etmek Zeus tarafından diğer tanrılara ve kendisine yasaklanmıştır. Ta ki ezeli savaşta hapsedildikleri yerden tekrar çıkıp insanların sonunu hazırlamak ve binlerce yıl öncesinde yenildikleri tanrılardan intikam almak üzere dönen Titanların çıkışına dek. Bu ezeli savaşta yenenler kendilerini tanrı ilan ettiler, yenilenlerse titan olarak adlandırıldılar. Yani insan zihnindeki tanrı betimlemesi ile tamamen uyuşmayan bir tanrı figürü. Jung’a göre insanın doğuştan sahip olduğu bazı arketipleri vardır. Arketip prototip kelimesi ile aynı kökten gelir ve Türkçe’ye genörnek şeklinde çevrilir. Bu arketipler insanın doğuştan sahip olduğu bir takım kalıp tanımlamalardır. Ve Carl G. Jung insanda doğuştan bir Tanrı arketipi olduğunu ileri sürer. Bu arketipe sahip insan yaşamı boyunca zihnindeki arketipi dış dünyada aramaya başlar. Doğuştan insanın zihnine kodlanmış olan tanrı figürü, insanlık tarihi boyunca çeşitli şekillere yine insan tarafından bürünmüştür. Tarih boyunca tanrı olarak ilan edilen varlık alanının çeşitli sınıfları mevcuttur. Bitkiler,hayvanlar, insanlar ve madenler tanrı zannedilmiş ve ibadet edilmiştir. Ağaca, ineğe, Firavun’a ve puta tapan insanın bu çabası hep zihnindeki arketipe dış dünyada bir karşılık bulma çabasındandır. Bu çaba sonunda insanda üç davranış meydana gelir. Ya anlayamaz reddeder, tanrı yok der; ya tanrıyı yaratılmış bir şeye sığdırır; ya da tanrıyı tüm yaratılmış şeylerden sıyırır. Bu nedenle insan inanmak ister, inandığı zaman en zor işleri dahi başarır. Thesus inanmadığı tanrılar tarafından seçilmiş ve yetiştirilmiştir, ne zaman ki inanmaya başlar ve inandığı için de insandaki iradeyi fark eder o zaman savaşta halkına liderlik edecek güce ve erke ulaşabilir. Bu olaylar ekseninde tanrılar Thesus’u ve insanlığı titanlar serbest kalana dek yalnız bırakırlar ki insan iradesiyle yücelsin. Thesus’un inancı ve iradeyi keşfetme yolculuğunda yanında bir de kadın kahin bulunur. Kadın kahin varlık ilkelerinin nasıl işlediğini çözen ve Hint felsefesine de yakın bir şekilde, algılayarak değil arınarak bilen, öngörüsü yüksek bir karakterdir. Thesus ise aklın simgesidir. Yunan aklı ile Hint bilgeliğinin bir karışımını görürüz. Çünkü inançsız Thesus tamamen aklı gösterirken, kahin de kıyafetleri ve fiziği ile tam bir Hintli’yi andırmaktadır.
Aklın ve bilgeliğin gücü ile halkının savaşını veren Thesus sonunda efsane haline dönüşerek kendi iradesiyle katıldığı bu savaştan bir tanrı olarak çıkar. Artık aklın değil duyguların, mitlerin konusu olmuştur. Ve bir Yunan lahitinde Thesus efsanesinin işlenmiş halini görürüz. Bu kötüler iyiler savaşında Thesus da artık kendisinden sonra gelecek yeni Thesus’lar için bir yol gösterici efsaneye dönüşür, tarihsel varlık alanındaki yerini alır ama savaş hiç bir zaman bitmez. Thesus efsanesi mücadeleyi aklın ve bilgeliğin desteği olmadan insan iradesini hissetmeden ve inanmadan, inanç olmadan başarılamayacağını anlatır.
