Ma Nuit Chez Maud (Maud’la Geçen Gecem)

Yapım: 1969, Fransa
Tür: Dram, romantik
Yönetmen: Eric Rohmer
Senaryo: Eric Rohmer
Yapımcı: Barbet Schroeder, Pierre Cottrell
Görüntü Yönetmeni: Nestor Almendros
Süre: 1s 50 dk
Oyuncular:
Jean-Louis Trinitignant, Anne Dubot, Antoine Vitez, Françoise Fabian, Guy Leger, Leonide Kogan, Marie-Christine Barrault
Maud’la Bir Gece, Fransız yönetmen Eric Rohmer önemli filmlerinden biridir. Film bir gece bir araya gelen üç kişinin hikayesi olmakla beraber, doyasıya Pascal’ı tartışarak hayatı anlatır. Pascal’ın Düşünceler kitabını okumadan filmi seyretmek eksiklik oluşturabileceği gibi, Pascal’ın Tanrı ile ilgili olasılık hesabını bilmeden filmi anlamak da olanaksızdır. Büyük sanatçılar da elbet büyük emeklerle büyük eserler ortaya çıkarırken, o eserleri anlamak isteyenlerden de büyük çaba beklerler. Rohmer de bunlardan biridir.
Adam Fawer’in Olasılıksız kitabında Pascal’ın din hesabı şu şekilde geçer:
“Pascal beklenen değer teorisini kullanarak hayatını dine adaması gerektiğini kanıtladı. Her matematikçi gibi o da, bu soruyu bir formüle indirgedi.”
Hangisi daha büyüktür?
a) Beklenen değer (hedonizm yani fiziksel yaşamdan zevk alma)
Ya da
b) Beklenen değer (dini hayat)
Varsayım…
a) Olasılık (ölümden sonra hayat yok) * (hedonizmden alınacak zevk) +
Olasılık (ölümden sonra hayat var) * (sonsuza dek lanetlenmek) Ve
b) Olasılık (ölümden sonra hayat yok) * (dinden alınacak zevk)
Olasılık (ölümden sonra hayat var)* (sonsuz mutluluk)
Pascal’ın mantığı çok basitti: Eğer (a) (b)’den büyükse o zaman hedonizme devam edecekti, ama eğer (a) (b)’den küçükse o zaman dindar olmalıydı.”
“Ama değişkenlerin değerlerini bilmeden bu denklemi nasıl çözdü?” diye sordu Michael. “Birkaç varsayımda bulundu, örneğin, sonsuz mutluluğun değeri pozitif sonsuzdu ve sonsuza dek lanetlenmenin değeri negatif sonsuzdu.”
Sonsuz mutluluk = +00
Sonsuza dek lanetlenmek =-00
“Eğer bir denklemde sonsuzu kullanırsanız bu diğer her şeyi etkiler, çünkü çok büyük bir sayıdır, böylece (a) hedonizmin beklenen değeri negatif sonsuz ve (b) dini hayatın beklenen değeri pozitif sonsuz.”
(a) hedonizm = -00 ve (b) din = +00
o zaman
{a)< (b) böylece…
(b) beklenen değer (hedonizm) < beklenen değer (dini hayat)”
Bu hesaplamayla beraber Pascal dindar olarak yaşaması gerektiğine karar verir. Olasılıktan, tercihlerden ve sebepler zincirinden dem vurur Düşünceler’inde. “ Kleopatra’nın burnu biraz daha küçük olsaydı bugün dünyanın çehresi bambaşka olurdu.” diyerek dikkatimizden kaçan detayların önemini vurgularken sebepler zincirinin mükemmelliğine de değinmiş olur.
Filmimizin kahramanlarından Jean-Louis bir kafede eski bir dostu olan Vidal ile karşılaşır. Kendilerine göre bir rastlantı olarak algılansa da tercihlerin de önemi büyüktür. Aynı kafeyi tercih etmeleri onların aynı zamanda kader örgüsüdür. Eğer kafede karşılaşmamış olsalardı filmimiz hiç vücuda gelemeyecekti. Vidal o akşam evine gideceği bir kadına beraber gitmeyi önerir Jean-Louis’e. Çekimser kalsa da Jean-Louis teklifi kabul eder ve Maud’la bir gece başlar. Çoğu yorumcuya göre bu üçlünün içerisinde tek dürüst davranan olduğu gibi davranan Maud’dur. Diğer iki adam da erdemden dem vursa da hep başka insanlara başka yüzlerini gösterirler. Bu filmde herkesin kolaylıkla fark edebileceği bir noktadır. Benim değinmek istediğim ise filmden benim anladığım kendi yorumum olan kısımdır. Burada Maud rastgeleliği simgeler. Önüne gelenle sıcak dostluklar ve ilişkiler yaşayan bu kadın gayet doğal ve dürüsttür. Kendisini başka türlü sunmaz hiç kimseye. İlk kez karşılaştığı birine bile. Halbuki Vidal ve Jean-Louis sahte bir nezaketin ve düşünceliliğin içerisinde olmakla beraber içten içe hareketlerinde bir hesap içerisindedirler. Kendilerine göre planlamak ve hesaplamak ise tercihlerdir ve onlara göre insanın tüm hayatını belirleyen bunlardır belki de.
Filmle ilgili bir diğer dikkat çeken nokta ise Jean-Louis tanıştığı bir kızı evine bırakırken arabası bozulur ve kızın evine giderler. Orada yine bir sohbet gelişir ve kız Jean-Louis’ye “ Hayatımızda seçimleri kendimizin yaptığına inanırım.” der. Ancak bu sohbeti yapabilmesi bile arabanın bozulmasına bağlanan bir olaydır ki buradaki paradoks ve anlatılmak istenen müthiştir.
Rohmer’in daha birçok anlatmak istediğini anlamadığımı düşünerek sinemaseverlere değil, sinema sevdalılarına bu güzel eseri öneriyorum.
