Kahve Beklerken, Bir Asır Geçti Üstadım…

Kahvehane sohbetleri arasında kaynayıp gitmiş konular çok olmuştur. Bir de hiçbir zaman kabul edilmeyip tartışılmayanlar ya da tartışmak istemediklerimiz. Bazılarımızın derin uykuya dalmış şuurunu gökten düşen yağmur damlası dağıtıp geçmese farkına varamayacağız ne yazık ki. Etrafımızdakilerin farkına varmadan acımasız olup çıkacağız.

Neden mi bahsediyorum. Geçenlerde iş görüşmesine gitmeden önce boş vaktimi değerlendirmek amaçlı gittiğim mekânda kahve içerken kulak verdiğim bir sohbetten. Evet, kötü bir şey yaptım haklısınız, bende farkındayım ama bu konular söz konusu olunca söz nereden çıkagelirse gelsin ilgi odağımın kapıları sonuna kadar açılıveriyor. Tabi ben sözün nereden geldiğinden bahsederken, size sözün ne olduğunu söylemeye unuttum.  Söz konusu mekândaki iki genç kendi aralarında sinema muhabbeti yapıyorlardı. Sözüm ola Türk sinemasının işe yaramaz olduğunu vurgulayıp geçmişteki birkaç filmle dalga geçiyorlardı. Ben de sohbet içinde birkaç noktaya tebessüm etmedim değil. Ama bu tebessüm olumsuz oldu biraz.

Yabancı sinemanın yanında Türk sinemasını bir hiç olarak görürlerken aslında sorunun tam olarak nereden kaynaklandığına bakmıyoruz. Yıllardan beri süregelen Avrupa ve Hollywood sinemasının öncülüğüne kendimizi o kadar kaptırmışız ki onların ürettiği filmlerdeki kusurları ve abartıları görmek istemiyoruz. Ama Türk sineması patentli bir filmi izlerken o filmde ilk aradığımız kusur veya açık bir nokta oluyor ve bunu da rahatlıkla dile getirebiliyoruz. Eleştirmek eksikleri görmek her zaman faydalıdır, bunu her daim savunmuşumdur. Ama bunu yaparken kendimize olduğu kadar karşı tarafa da aynı ölçütte olmasını savunmuşumdur. Arkadaşlık ilişkileri olsun, bilimsel ve siyasal fikirler olsun, renkler, kültürler ve genel kapsamın içindeki en küçük parçalardan sinema… Evet, ne yazık ki eleştirirken hiç o kadar pozitif olamıyoruz.

Eleştirdiğimiz Türk sineması patentli filme benzer, aynı içerikte, aynı teknikte ve aynı oyuncu kadrosundan oluştuğu bir yabancı film varsayalım. Yine aynı şekilde eleştirebilecek miyiz acaba? Elbette yine eleştireceğimiz noktalar olacaktır ama emin olun ki bu noktalar alay noktasına varıp bir eseri yerden yere vuracak kadar uzun boyutlara ulaşmayacaktır.

İfade özgürlüğümüzün kanatlarında olduğumuz sürece istediğimiz görüşleri bildirmekte özgür olduğumuzu bilmemiz gerekir. Her ne kadar bunu sansürler ve diretmeler engellese de… Ama herşeye rağmen ifade özgürlüğüne sahibiz. Ama bu ifade özgürlüğünü kullanırken eleştirilerimizi ve olumlu yorumlarımızı adil şekilde kullanmak önemli bir kanaat konusu oluşturmaktadır. Bugün Türk sinemasından üretilen bir ürünün daha vizyona girmeden dahi bakış açısı farklı olmaktadır. Hayranlıkla baktığımız yabancı sinema ürünlerine olan ilgimizin binde birini de Türk sinemasına verebilseydik belki bizde zamanla bir Hollywood ya da Bollywood  sineması ortaya koyabilirdik. Ama herşeye rağmen geç kalmış değiliz, unutmayalım ki bakış açılarımızı değiştirdiğimiz sürece imkansız olan herşey gerçekleşebilecek bir hal alacaktır. Ama biz kahve beklerken, bir asır geçti üstadım…

Gökhan Kuloğlu

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir