Düşüş (The Fall,2006)

‘Düşüş’ daha önceki yazılarımda Hücre(The Cell,2000) adlı filmine değindiğim Hollywood’un klip, reklam ve film yönetmeni Tarsem Singh’e ait. Bu yazımda değişik bir tarz denemeyi planlıyor ve daha önceki eleştirilerde olduğu gibi yönetmenden yola çıkıp tümdengelim yaparak filmi açıklamak yerine, eserden başlayıp yönetmene ulaşmayı düşünüyordum. Ancak karşıma yine kendisiyle ilişkili önemli farklılıkları olan ve bunu eserlerinde rahatlıkla gözlemleyebildiğimiz bir isme denk gelince tümdengelimci üslubu korumaya karar verdim.

‘Tarsem’…

Tarsem Singh, renklerine ve mizansenine hayran olduğum ve bir baykuş edasıyla gözlerimi ayırarak filmlerinde öylece bakakaldığım isimlerden. Şimdiden kayda değer eserlere imza atmış olmakla beraber daha epeyce de aynı kalitede esere hayat vereceğe benziyor. Filmleri hayat gibidir, her türlü renkliliği ve farklılığı görürsünüz. Doğudan da, Batıdan da esintiler görürsünüz. Düşüş, yönetmenin küçük(minimal) bir hikayeye odaklandığı büyük filmi.

Küçük bir hikaye dedim ama Büyük İskender’den dahi kesitler içermesi ve film içinde geçen aksiyon dolu masalsı hikayesiyle bizi büyük bir aleme sürüklemeyi başarıyor. Zaten kendinizi ister istemez Tarsem’in (özellikle bu filmde kendisini ‘Tarsem’ şeklinde lanse ettiği için böyle kullandım) kamerasına kaptırıyor ve o nereye isterse oraya gidiyorsunuz.

Bir Zamanlar Los Angeles…

Masalsı bir tatla giriyoruz daha en baştan. Bir zamanlar Los Angeles girişiyle…Roy, sevgilisini başka birine kaptırdığı için intihara teşebbüs etmiş, hastanede tedavi görmekte olan bir aktördür. Aynı hastanede yolu, portakal toplarken ağaçtan düşen küçük kız Alexandria ile kesişir. İsmi sebebiyle O’na anlattığı Büyük İskender hikayesiyle başlayan dostlukları Roy’un Alexandria’ya her gün ürettiği masaldan bir parça anlatmasıyla gelişir. Ancak Roy’un bu masalı anlatma sebebi daha sonra filmin ilerleyen kısımlarında anlaşılır. Yatalak olan Roy, yarım kalan işini bitirebilmek için ona istediğini anlamadan getirecek birine ihtiyaç duymaktadır. Bunun içinse bir çocuk biçilmiş bir kaftandır. Çocuk saflığı ve merakı bir masalın sonunu öğrenebilmek için her şeyi yapabilir. Hele de iyilik yaptığına inandırırsanız daha da büyük bir şevkle yapar. Çocuğun iyiye daha kolay ve gönüllü yönelmesi insanlığın mayasında iyiliğin olduğunun göstergesidir. Roy’un masalına geçmeden önce filmi de bir masal olarak ele alırsak, Roy bu masalda umutsuzluğun ve karamsarlığın bir figürü olarak karşımıza çıkar. Masallar temsiller ve zıtlıklarla çocuklara bir şeyler anlatabilmeyi amaçlayan hayal gücüne yönelik anlatılardır. Bu masalda Roy’un zıttı ise iyimserliğin ve umudun sembolü olarak bir çocuk şeklinde karşımıza çıkar. Ama o da Roy gibi düşmüş bir çocuk…

Masal İçinde Masal

Gelelim Roy’un Alexandria’ya anlattığı masala. Masalda kötü karakter olarak zalim bir vali olan Odious ve zamanında O’nun zulmüne maruz kalmış altı kahramanın intikam için yola çıkışı ve yolda başlarına gelenleri konu ediniyor. Kötülerin ve iyilerin mücadelesiyle şekillenir hikaye her masal gibi. Ancak iyi kahramanlar arasında oldukça dikkat çekici figürler de bulunuyor. Mesela karakterlerden birisi ‘Charles Darwin’ adını taşıyor. Ve yanında sürekli bir maymun taşıyor. Maymunuyla konuşan Darwin, önlerine çıkan bir engelde maymununun fikriyle çıkış yolu bulunca arkadaşları tarafından bu fikirlerin aklına nerden geldiği şeklinde takdir ediliyor. Darwin karakteri masalda takdir edilirken, Tarsem’in ise aslında gerçekte Darwin’i tenkid ettiğini anlıyoruz. Yani bir anlamda Tarsem, insanın maymundan türediği kuramını da Darwin’in bir maymunun fısıldayışı ile ortaya attığını ima ederek dalga geçiyor. Bu tenkidi ise masal kahramanlarından birine ‘Ota Benga’ adını vermiş olması ile de destekleniyor. Çünkü Ota Benga 1900’lerin başında Darwin’in kuramının takipçileri tarafından, evli ve iki çocuk babası olan, Afrika’dan zorla alınıp, Amerika’ya ‘ara geçiş formu’ olarak götürülüp, maymunlarla resimleri çekilip hayvanat bahçesinde sergilenen insan. Bu ıstıraba dayanamayıp kalbine sıktığı bir kurşunla canına kıyan insan. Az bulunan sergiye layık görülür diyorum bu olaya. İnsanlığın öldüğü yerde ancak insan sergilenebilir diyerek olayı tersinden Ota’ya ettikleri ithamı kendilerine yöneltiyorum.

OTA BENGA: BİR MAYMUNLA ÇEKİLEN RESMİ

Filmimize dönersek, masaldaki tüm kahramanlar ve karakterler gerçek hayatta Alexandria’nın karşılaştığı kişiler. Yani masalı hayal edip, gerçek hayattaki tiplerle eşleştirip özdeşleştiriyor. Bu noktada film masalın fonksiyonuna isabetli bir şekilde işaret etmiş. Ayrıca masaldaki kahramanlar, Vali Odious tarafından haksızlığa uğramış, hesaplaşamamış oldukları için O’na bağımlı konumdalar. Bağımsızlıklarını kazanmak ve yaşamlarına normal devam edebilmek için hesaplaşmak zorundalar. Yoksa geçmişlerindeki bu leke ve acıları dolayısıyla içlerinde oluşan tamamlanmamışlık ve eksiklik güdüsü sebebiyle normal bir yaşam süremeyeceklerdir. Dolayısıyla Odious sebebiyle güdülerinin esiri konumundadırlar. Bu bir anlamda da esaret sistemine bir başkaldırıdır. Ota Benga da özgürlük savaşçısı olarak güçlü bir temsildir.  Masalı anlatan Roy da, hem kalben kendisini hak etmeyen bir kadına bağlıdır, hem de fiziksel olarak yetersiz olup yatağa bağımlıdır. Alexandria ise çocuk olması dolayısıyla çevresine tamamen bağımlı yaşamaktadır. İkisinin de özgürlüğü hissettiği tek nokta masal için bir araya geldikleri zamanlardır. Çünkü hayal gücü sınır tanımaz, hikayelerinizi siz yazarsınız, sonu siz tayin edersiniz.

Roy’un Alexandria’yı kandırmak için uydurduğu hikayenin onları nasıl bağladığını ve hikayenin artık onların ortak bir çıkış noktasını haline geldiğini yaşadıkça öğrenir ve bize de gösterirler. Gerçek hayatlarındaki umudu masaldaki sona bağlayan bir çocuk gibi, Roy da gerçeklikten çıkıp nasıl masala girdiyse, bu defa masaldaki sanallıktan çıkarak kendi hayatına umudu aşılamayı başaracaktır. Masal kahramanları nasıl sisteme başkaldırdıysa, Roy da kendi kafasındaki şartlanmışlıklara ve hayata başkaldırısını gerçekleştirir. Bağımlılıklarından kurtulur, filmlerinde bu nedenle daha özgürce, sınırsızlığı zorlayarak hareketler yapmakta, aksiyoner rollere bürünmekte ve hayat karşısında düşmüş pasif rolünden, ayağa kalkmış aktif role geçer. Bunu da Roy kendi masalını kötümser bir sonla bitirecekken Alexandria’nın “bu benim de hikayem” müdahelesiyle umudu yücelterek iyi bir sonla bitirmesiyle anlarız ve Roy için dönüm noktası budur. “Hikmet bizi çocukluğa geri götürür” der Pascal. Hikmeti öğrenir Roy Alexandria’dan. Yaşamın ve umudun hikmetini…

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir