Aşk Üzerine Kısa Bir Film

“Dekalog”, “Renk Üçlemesi: Kırmızı, mavi, beyaz” ve “Veronique’nin İkili Yaşamı” adlı yapıtlarıyla adından söz ettiren önemli bir yönetmen olan Kieslowski’nin Dekalog yani On emir üzerine yaptığı film serisinin altıncısı olan “Aşk Üzerine Kısa Bir Film” aslında adından da anlaşılacağı üzere kısa metrajlı olarak serinin bir parçası şeklinde düşünülse de yönetmen tarafından daha sonradan yine serinin bir başka filmi olan “Öldürme Üzerine Kısa Bir Film” ile beraber uzun metraja dönüştürülmüştür.
Kieslowski’nin bir çok filmde beraber çalıştığı bir ekibi vardır diyebiliriz. Senaryolarda Krzystof Piesiewicz’den destek alan yönetmen, filmlerinin müziklerini ise Zbigniew Preisnier’e yaptırır. İki filminde ise başrolde kadın oyuncu olarak Irene Jacob’u oynatır. Burada bir sanat anlayışını oturtma çabası olduğunu düşünüyorum. Her seferinde kendini yeniden ifade etmektense seni bilenlerle aynı ufuklara açılmak elbette ki daha büyük işlere imza atmaya yol açar. Zaten bu nedenledir ki Kieslowski filmlerinde kendisine has bir üslup yakalayabilmiştir. Bu anlamda Tarkovsky de senaryosu ve yönetmeni aynı olan filmlerin daha başarılı olacağını söylemiş ve “Andrei Rublev”i canlandıran Anatoli Solonitsyn’i düşünerek bir de senaryo yazmıştır. Sırf o oyuncu profiline uyan bir senaryo..
Daha yeni aşk üzerine Nacer Khemir’in Güvercinin Gerdanlığı filmini incelemiş ve yönetmenin bakış açısını ve O’nun gözünden aşkı anlatmaya çalışmıştık. Şimdi de başka bir yönetmenin aşka bakışını vermeye çalışacağız. Yine filmi üzerinden. Her ne kadar iki yönetmenin de aşk anlatılarında kendi sanat anlayışları önemli bir yere sahip olsa da, filmleri dayandırdıkları kaynaklar açısından biz de daha da merak uyandırsa da, aşk insanlık için ırk, renk ve din ayrımı söz konusu olmaksızın her daim geçerli bir olgudur. Her insanın hazzı yahut derdidir aşk.
Bir postane memuru Tomek ve onun saplantılı aşkı haline getirdiği karşı komşusu Magda. Magda’dan başlayalım. Magda çok mühim işlerin ve büyük ufukların kadını değil sıradanlığın halkasıdır. Dişidir ve kendisini cinselliğiyle ifade eden, bu nedenle de aşkı da cinsellik boyutuyla anlamlandırmaya çalışan bir kadın. Muhtemelen Tomek’le tanışmadan önceki tüm erkekler kendisine aşk adına cinsel taleplerle yaklaşmış ve Magda da aşkı böyle algılamıştır, en azından erkeğin aşk anlayışını böyle algılamıştır. Tomek’in kendisine ilgi duyduğunu anladığında “Ne isitiyorsun? Benimle sevişmek mi istiyorsun?” diye sorması da bu nedenledir. Her ne olursa olsun aşkta önemli olan aşık olandır, aşık olunan değil, her ne kadar aşık olunan aşık olandan daha değerli olsa da. Çünkü neye aşık olunursa olunsun bu yüce duygu insanı olgunlaştırır. Şimdi aşık olunandan bir de aşık olan, Magda’nın bekçisi Tomek’e gelelim.
Tomek annesiyle yaşayan, içe kapanık, kendi halinde bir genç. Odasına kurduğu dürbünle gözlediği bir tek yer var, o da Magda’nın evi. Gönlünün menzili de, dürbünün ucu da Magda’ya çevrili. Film boyunca Magda’yı gözler bu adam. Acılarına, hazlarına, uykusuna ve sıradanlıklarına şahit olur. Gözledikçe aşkı artar hem de başka erkeklerle beraber olmasını umursamadan. Saplantılı olarak tanımlanabilirse de Tomek’in aşkı hiçbir ardıl niyet beslemez. Yani Magda’yı Magda olduğu için sever, yalnızca bedeni için değil. İşte aşk anlayışlarının çatışma noktası burasıdır. Tertemiz duygular besleyen tecrübesiz bir genç ile, bir çok defa aşkı bedeni ile ifade etmiş olgun bir kadının çarpışmasından doğan çatışma. Bu çarpışma anında elbette ki kırılmalar, dökülmeler ve yaralanmalar olacaktır, olmuştur da.
Aşk anlayışları çatışır, yaşadıkları çarpışma Tomek için hayal kırıklığı olur çünkü Tomek’in sevdiği kafasında günden güne beslediği Magda hayalidir. Magda’nın gerçekliğiyle yüzleştiğinde ise sükut-u hayale uğrar. Evet sükut-u hayal bu olsa gerek. Hayallerin susması ancak gerçekle karşılaşınca olur. Magda ise neyi kaçırdığının çok sonra farkına varır ve Tomek’i aramaya koyulur ancak O’na ulaşamaz. O’ndan aşkı öğrenmelidir, daha önce hiç bilemediği ve tadamadığı aşkı.
Magda Tomek’e ulaşamasa da kendisine bir kez de Tomek’in gözünden bakmak için odasına girer ve Tomek’in dürbününden kendisini seyretmeye koyulur. Tomek’in gördüklerini görür, kendisini nasıl gördüğünü. O’nun gibi bakmaya, O’nun gibi hissetmeye çalışır, dünyaya bir kez de olsa gerçek bir aşığın gözünden bakmaya çalışır. Artık hayaller görmek başka bir aşığın, Magda’nın işidir.
Kieslowski yazılarımız elbette devam edecek. Kendisi bir yazıyla geçiştirilemeyecek bir yönetmendir. Önümüzdeki yazılarda yine film kritikleri, sinema dünyası, kuramlar ve yönetmenler, dolayısıyla hayat üzerine yazmaya devam edeceğiz.

İlginç…