Sefa ÖZSOY – 127 Saat

127 saat birçok ana karakterden oluşan, aksiyonu, görsel efektleri olan, her yerin patladığı, finalinde ise hiç beklemediğimiz birinin katil çıktığı bir film değil öncelikle. Yani günümüz Amerikan ve Avrupa sinemasının klasik seyirci etkileme oyunlarının çoğundan mahrum bir film. Farklı görüntü yönetmenliği, Utah’ daki kanyondan doğal ve güzel görüntüler içeren, tamamıyla bir karakterin üzerinden giden, insanın psikolojisini güzel yansıtmış ve hayatımızda son anda yaptığımız ya da yapmadığımız ufak ve basit şeylerin etkilerini gösteren bir yapım.
Filmin yönetmeni Danny Boyle. Bu yönetmenin izlediğim ilk filmi 28 gün sonraydı. Uzun zaman önce izlemiştim. Ama çok iyi hatırlıyorum bıraktığı etkiyi. Müthiş bir atmosferi vardı ve oldukça yenilikçi bir zombi filmiydi. Tüm filmlerinde özgünlük ve sıradışı bir tarzı olduğunu düşünüyorum yönetmenin. Trainspotting, Shallow Grave ( Mezarını Derin Kaz), Slumdog Millionaire gibi başarılı filmlere imza atan yönetmen özellikle Slumdog Millionaire ile çok daha geniş bir kitleyi kendine hayran bırakmış ve aldığı ödüllerle de eleştirmenlerinde gözüne girmiştir.
Filmin konusu ise şöyle: Aron Ralston ( James Franco) sürekli gittiği Utah kanyonuna doğru bir seyahate çıkar yalnız başına. Oldukça hayat dolu ve sempatik olan ana karakterimiz kanyonda uzunca bir süre dolaşır, birkaç kişiyle karşılaşıp, onlara rehberlik yapar, bildiği güzel yerleri gösterir. Sonrasında ayrılıp yalnız başına yola devam eder. İlginç yerleri keşfetmeye meraklı olan Aron kayaların arasında ilerlerken bir kaya parçasının elinden altından kaymasıyla kendini dar ve derin bir delikte bulur. Daha da kötüsü kaya parçası kolunu sıkıştırmıştır ve hareket edememektedir…
Film çok yakın çekimlerden oluşmakta, tek bir karakterin etrafında dönmekte ve o karakterin yaşadığı tüm duyguları ve psikolojisini yansıtmakta. Yani Aron‘u oynayan James Franco‘ ya oldukça büyük iş düşmekte. Çünkü seyirci olarak sürekli olarak filmin büyük kısmında onun yüz ifadelerini ve mimiklerini görüyoruz. Ama James, gerçekten de bu işin üstesinden gelmiş bana göre.
Ruh hali, yaşadığı gelgitler hepsi yüzüyle birlikte hareket etmiş ve seyircinin gerçekçiliği yakalamasını sağlamış. Ara ara filme yansıyan Aron’ un hayallerinin dozu ve zamanlaması da mükemmel. Filmin görüntü yönetmeni de çok iyi iş çıkarmış. Film basit gibi durabilir, ‘bir adam kanyona gitmiş, sıkışıp kalmış, başkada bişey yok ya’ tarzı yorumları da duyabilirsiniz ama izlediğinizde öyle olmadığını göreceksiniz diye düşünüyorum.
Çaresizlik, insanın pek düşünmediği, karşımıza çıktığında ne olduğunu kavramakta zorluk çektiğimiz bir ve ne yaparsak yapalım hep hazırlıksız yakalanacağımız bir durum. Buna yakalandığınızda, bildiğiniz hiçbir şey işe yaramadığında kendimize sorduğumuz ilk soru: ‘ Neden şunu daha farklı yapmadım ve bu duruma düştüm?’. Zaman geçtikçe bu soru gider ve kişi bu sorunun kendine bir faydası olmadığını anlar. ( çaresizlik boyunca sevdiklerini düşünür, hayaller görür, hiç yapmadığı tarzda şeyler yapar…) Yeni soru şudur: ‘Nasıl bu işin içinden sıyrılabilirim?’. Ve artık sorular biter, eylemler başlar ama adı üstünde çaresizlik. Eylemler bir sonuç vermez. Çünkü çaresizlikten kurtulmak demek, bir şeyleri kaybetmek ve bazı şeylerin eskisi gibi olmayacağı demektir. ‘’. İşte 127 saat bir çaresizlik öyküsü..
James Franco‘ nun kendi kendine talk show sunduğu kısım bile filmi izlemek için yeterli bir sebep. Birde film biraz daha uzun tutulabilirmiş gibi geldi bana.
Film başyapıt olmayabilir, Slumdog Millionaire gibi çok geniş bir kitleye de hitap etmeyebilir, ama çoğunluğu tek mekanda geçen ve oyuncunun performansının filmden çıkıp gerçekliğe büründüğü filmleri seviyorsanız izleyin derim. ( Film ülkemizde geçtiğimiz hafta (18 Şubat 2011) vizyona girdi.)

filmi çok güzel anlatmışsınız.izlemem gerektiğini düşünüyorum.ama henüz burada gösterime girmedi.tşkler
Vizyona girdiğinde kesinlike izlemelisiniz. Şiddettle önerilir:)