Reng-i Hüda (Cennetin Rengi)

Yapım: 1999- İran
Tür: Aile, Dram
Yönetmen: Mecid Mecidi
Senaryo: Mecid Mecidi
Yapımcı: Ali Ghaem Maghami, Mehdi Kerimi
Görüntü Yönetmeni: Muhammed Davudi
Süre: 1s 30dk

Oyuncular:
Behzad Rafi, Muhsin Ramazani, Muhammed Rahmani, Elham Şerifi, Kemal Mirkerimi

“Cennetin Çocukları”, “Baran”, “Söğüt Ağacı” gibi unutulmaz filmlerin, unutulmaz yönetmeni Mecid Mecidi’den unutulmayacak bir film daha. Filmin unutulamayacak karakteri ise bir çocuk, Muhammed…

Muhammed! Annesiz, gözleri kör ve körler okulunda yatılı bir çocuk. Muhammed! Yaz gelip okulu kapandığında babasını sabırsızlıkla bekleyen çocuk. Muhammed! Köyüne gidip kız kardeşleri ve babaannesiyle vakit geçirmek için can atan çocuk. Muhammed! Dokunuşlarıyla dünyayı tanımaya çalışan ve Allah’ı arayan ruhi olarak bir yetişkin aslında…

Okul kapanmış, tüm arkadaşları aileleri ile beraber tek tek yaz tatilini geçirmek üzere evlerine doğru yol almışlardır. Bir tek o kalmıştır, babası geç kalan Muhammed. Babasını beklediği iki saat kendisine seneler kadar uzun gelen Muhammed. Öğretmenin teselli etme çabalarına boyun bükmeden karşılık veren Muhammed. Bu çocuğa baktığınızda içinizi bir hüzün kaplayacak muhakkak. Sadece baktığınızda hüznü bulacaksınız. Bir de görebildiğinizi düşünün. Gözleri görmeyen o olsa da, asıl göremeyen bizleriz. Tıpkı onu yeniden evlenmek isteyip hayatından çıkarmak isteyen babası gibi.

Babasını beklerken yuvasından düşen ve kendi dilince haykıran bir serçe yavrusuna dikkat kesilir kulakları. Arar serçeyi bulur ve düşmeyi göze alarak çıkar ağacın tepesine, yavru serçeyi yuvasına ulaştırır. Unutulmaz bir sahnedir! Muhammed’in etrafına karşı hassasiyeti oldukça yüksektir. Kendisi babasının geç kalmasıyla bir anda yuvasız bir serçe olmuştur adeta. Bu yüzden başka bir yavru serçenin acı çekip bağırmasını istemez, tek derdi onu yuvasına kavuşturmak olmuştur çünkü kendisi henüz köyüne varamamıştır.

Köyüne vardığında bir süre babaannesi ve kardeşleriyle hoş vakit geçirse de babasının evlenme isteği Muhammed’in çok uzun güzel vakit geçirmesine engel olacaktır. Babası ona bakamayacağını söyler ve daha önceden konuşup anlaştığı bir ama marangozun yanına verir Muhammed’i. “Hayatını kurtardım” derken kendisine bile yalan söylediğini bilen bu adamı annesi hiçbir şekilde affetmez. Çok sevdiği torununun acısı kalbinde uhde kalır. Ve o uhde bir gün canını alır. Annesinin ölümüyle evlilik planları da suya düşen bu adam vicdanıyla hesaplaşır ve tüm yaşananlardan geriye büyük bir pişmanlık kalır. Sel gider geriye kum kalır. Ancak babasına kalan kum yaptıklarının bir neticesi olarak ona bir ömür yetecek kadar çoktur.

Muhammed bir gün babaannesi ile kırlarda gezmektedir. Babaannesi onun elinden tutmuş sevgili torununa, dünyayı tanıdığı tek yer olan ellerinden sevgisini vermeye çalışmaktadır. Muhammed babaannesine şöyle der: “ Senin ellerin beyaz. İyiliğin rengi bu.” Doğuştan göremeyen bu çocuk rengi nasıl algılar?

İnsan! Etkilenen varlık. Doğduğumuzdan bu yana bizi etkileyen şeylerle, öğrendiklerimiz ve edindiğimiz tecrübelerle zihnimizi harmanlarız. Bu harmanlarımız sonucu kavramlarımız oluşur. Kavramlar zihinde soyut olarak yer bulsa da daha sonra kendilerini kelimelerle sarılmış bulurlar. İnsan bu kelimeleri zihninde oluştursa da duyularıyla dış dünyada bunların karşılığını da görür ve algılar. Zihnindeki ile dış dünyadakini ise yeniden harmanlayarak eşleştirir. Bu bahsettiklerim insanın zihninde oluşan anlık süreçlerdir. Öğrenme süreci uzun bir yol olsa da, eşleştirme ve kavramların yer etmesi insanın anlık edinimleridir. Muhammed dünyayı elleriyle tanımış ve zihnindeki tüm kavramları elleriyle tanıdığı dünyada eşleştirmiştir. Bu sebepledir ki O’nun renk algısı da mevcuttur ve bu renge biçtiği değer de. Filmin sonunda Muhammed’in ellerinde gördüğümüz renk de budur. İyiliğin rengi…Muhammed’in aradığı Hüda’nın rengi…

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir