İki Boyutlu Bir Film Okuma: Creep (2004)

Türkiye’de ‘Dehşet Tüneli’ adıyla bilinen “Creep” 2004 yılında gösterilen Christopher Smith’e ait bir film. Londra Metrosu’nda gerilimli bir hikayeyi konu edinen film, teması itibari ile An American Werewolf in London ve Death Line gibi korku filmlerine dayandırılıyor.(1) Filmdeki boyutsal gerçeklik vurgusu etkileyci. Adeta sizi filmi izlerken bulunduğunuz boyuttan alıp, hikayenin yaşandığı boyuta taşıyor. Filmin içinde ara ara iniş-çıkış gösteren gerilim sahnelerinin bu gerçekliğin yakalanmasındaki payı büyük. Dikkate değer bir diğer noktada Franka Potente’nin oyunculuğu. O’nun üzerine çok fazla söz söylemeye gerek yok artık. Babam Romulus, Temel Parçacıklar, Koş Lola Koş gibi filmlerle unutulmayacaklar arasına girmiş durumda.
Film Londra Metrosu’nda yaşanan dehşet dolu anlarla bizi yüz yüze bırakıyor. Ancak bu dehşetli durumu yaşamadan az evvel objektifi çevirmemiz gereken bir sahne var. Erkeklere karşı alaycı ve küçümser bir bakış açısına sahip Kate, arkadaşlarıyla eğlendiği bir partiden ayrılarak aktör ‘George Clooney’ ile görüşebilmek umuduyla yola çıkar, metroya gelir. Metroda treni beklerken uyuyakalan Kate için dehşet dakikaları uyandıktan sonra başlar. Kate’nin uyuyakaldığı bu sahne bakışı çevirmemiz gereken kısım. Bu sahne gerçeklikle hayalin iç içe geçtiği, Kate’nin bu olayı gerçekten mi yaşadığı yoksa bir rüya mı gördüğü konusunda kesin bir fikir edinemediğimiz kısım. Filmin bütünlüğüne baktığımızda gerçeklik vurgusu ağır basmakla beraber, yeraltına inildiğinde fantastik bir tip ile karşılaşılması ve bambaşka bir dünya ile yüz yüze gelinmesi bizi filmin görünen yüzünün arka planına bakmaya itiyor. Bu nedenle filmi iki farklı bakış açısıyla değerlendireceğim. Birincisi Kate’nin tüm bunları gerçekten yaşadığı varsayımından hareketle gerçek düzlemde, ikincisi de Kate’nin bunları kendi içinde yaşadığını varsaydığım rüya düzleminde olmak üzere filmi okumaya çalışacağım.
1.Gerçek Düzlemde Creep :
…Kate metroda uyuyakalır. Uyandığında etrafında kimseyi göremez. Derin bir ıssızlık hakimdir mekana. Bir tren gelir ve Kate trene biner. Trende hiç kimse yoktur, tren aniden durur ve bir merak duygusuyla sarılırız. Bu merakın ardından çıkan kişi ise Kate’nin partide dalga geçtiği arkadaşı Guy’dur. Ama partideki değil, içindeki tüm istekleri dışa vurmuş bir Guy. Uyuşturucu madde alan Guy, Kate’ye cinsel saldırıda bulunur ancak başaramaz ve trenin dışına doğru sürüklendiğinde bilinmeyen biri tarafından yaralanır. Gizemli kişimiz ortaya çıkmış, korku dolu anlar başlamıştır. Tıpkı filmin başında iki metro işçisinin başına geldiği gibi Kate de karanlığın ve kapalılığın olduğu böyle bir mekanda korkuyla baş başa kalmıştır. Bundan sonraki kovalamacalar bize oldukça doyurucu bir gerilim ve korku dolu anlar yaşatır. Gerçeklik vurgusu bu sahnelerde içimize işler. Gerçek düzlemde filmi okumamıza işaret eden bir diğer noktada Kate’nin partiden görüşmek üzere ayrıldığı ‘George Clooney’ vurgusudur. Bu bize hikayenin gerçek bir dünyada yani bizim dünyamızda geçtiğine bir işarettir. Çünkü George Clooney gerçekten vardır ve ünlü bir aktördür.
2.Rüya Düzleminde Creep :
Her ne kadar ‘George Clooney’in varlığıyla gerçeklik vurgusu yapılsa da bu hikayenin Kate uykuya dalmadan önceki kısmında geçmektedir. Dolayısıyla gerçeklikle rüyayı bu sahneden itibaren ayırdığımıza göre, bu vurgu anlatıyı rüya düzleminde değerlendirmemize engel teşkil etmez. Kate uykuya dalmadan önce gördüğü birçok şeyi uykudan uyandıktan sonra da görür. Bu nokta filmi rüya düzleminde okuyabilmemiz için önemli ipuçları verir. Metroya gelmeden önce karşılaştığı dilenci ile, filmin sonunda düştüğü durum arasındaki paralellik, uykuya dalmadan önce gördüğü fare ve rüya olarak varsaydığımız kısımda gördüğü fareler, metro bileti aldığı köpekli kadının düş aleminde tekrar karşısına çıkması ve partide arasında sürtüşme geçtiği Guy’un fantastik bir şekilde kimsenin olmadığı metroda ve trende Kate’nin karşısına çıkması. Hem de tüm bastırılmış duygularıyla birlikte. Rüyalarda bastırılmış duyguların ve günlük yaşantıların yeri yok mudur? Elbette ki vardır, tıpkı verdiğimiz misallerde görüldüğü gibi. Ayrıca klostrofobik mekan (2) dışa kapalılığı(rüyadaki gibi) işaret ederken, anlatının tünelde geçmesi de Kate’nin içsel yolculuğuna işaret ediyor.
Metroda tüm görülenler Kate’nin bilinçdışının ürettiği güdülerin imgesel olarak görünümü ve bilinçaltından gelen günlük yaşanmışlık ve anıların ayniyle tezahürü. Kate’nin bastırılmış güdüleri belki de karşımıza Craig adlı vahşi, çocuksu ve şiddetli bir tip olarak karşımıza çıkıyor. Son olarak Kate’nin filmin sonunda ağlarken kameraya baktıktan sonra ağlamayı keserek gözlerini seyirciye çevirmesi de rüyadan uyanışı anlatıyor.
(1) http://www.bbc.co.uk/films/2005/01/20/chris_smith_creep_interview.shtml
(2) http://www.criticnic.com/2010/10/creep-2004/
