Dedektif Filmlerine Bir Filmden Bakmak: Lord Edgware’yi Kim Öldürdü?

Agatha Christie’nin ‘Poirot’ serisinden sinemaya uyarlanan film, serinin “Lord Edgware’yi Kim Öldürdü?” adlı bölümünü anlatıyor. Polisiye romanlarının unutulmaz ismi Christie’nin anlatısından heyecanlı ve dedüktif(tümdengelimci) bir hikayeyi barındıran film, polisiye filmlerinin o kendisine has anlatısı ve olay örgüsüyle bir cinayetin ardından başlayan olaylar ve Dedektif Poirot’un başlattığı hakikat araştırması ekseninde dönüyor.
Dedektif filmlerinin sorgulayıcılığı ve gerçeği arayış bağlamı Sofokles’in Kral Oidipus’una kadar gider. Araştırılan hakikat ve bu uğurda sarf edilen çaba ve kat edilen mesafeler, gerçeğe yakınlaşma hissi, tam hakikati ele geçirdiğini düşündüğünde ondan bir anda uzaklaşış, bir adım dahi ilerleyememiş gibi en başa olayların başladığı yere dönüş ‘Cinayet Sineması’nın kendi diliyle bu filmde de sunuluyor. İkili diyaloglarda(sorgulamalar) hissedilen gerilim sizi sorgulanan kişinin mimiklerine kadar varan bir dikkatle hikayeye bağlıyor. Filmde düğüm noktası Poirot’un kafasında kurguladığı çözülemeyen beş soru üzerinde duruyor.
1. Lord Edgware’nin karısına yazdığı, boşanmayı kabul ettiğini bildirdiği mektuba ne oldu?
2. Altın ilaç kutusunun üzerinde bulunan ‘P’ harfi kimi temsil ediyor?
3. Yemek sırasında Jane Wilkinson’u arayan kimdi?
4. Kelebek gözlük nasıl oldu da Carlotta Adams’ın kol çantasında bulundu?
5. Niçin Carlotta Adams mektubunda, bunu yapması tam olarak imkansızken Ronald Marsh’ın kendisine iki bin dolar ödeme yaptığını yazmıştı?
Bu soruların yanıtları yap-bozu bir araya getiren parçaları ifade ediyordu Poirot için. Araştırma sürecinde bunları birleştirmeye çalışıyor, hepsine ayrı ayrı yanıt arıyordu. Şüphesiz tek bir bağlamda çözülecekti bu sorular. Katilin meçhul kimliği ortaya çıktığında… Problemi ifade eden doğru soruların ortaya konması hakikatin araştırılmasında önemli bir başlangıç noktasını ifade ediyor. Hatta Bir mesele onu çözmeye çalışırken ortaya konan suallerden beri kalamıyor. Bu nedenle ‘mesele’ kelimesi köken olarak zaten ‘sual’den geliyor. Einstein da demiyor mu: “Bir meseleyi çözerken onu ortaya koyanların düşünce yapısını anlamak gereklidir” diye. Poirot ya da dedektif filmlerinde gördüğümüz tüm dedektifler de hakikat araştırmasını tümdengelimci olarak, katilin mantığını kavramaya çalışarak gerçekleştirmişlerdir. Bir başka noktada Poirot’un düğümü çözdüğü an. Bu anda Poirot bakış açısını tersinden işleterek aynı sorularla fakat başka bir mantıkla düğümü çözüyor. Av Mevsimi’nde vurgulanan ‘Bakış açınızı değiştirin’ cümlesi dedektif filmlerinde gerçeğin görünmesi için olmazsa olmaz bir olgu olarak karşımıza çıkıyor.
Bu filmin bir başka özelliği de kendisini diğer dedektif filmlerinden farklı kılan unsuru olarak katilin tiyatro oyuncusu oluşu. Tiyatroda yada sinemada gözümüzün önüne konulan gerçeklik rüya yada sanal bağlamda okunabileceği gibi, Poirot’la beraber çıktığımız hakikat araştırmasında da her gelişmede bize sunulan farklı bir gerçeklik ve bağlam da bu düzlemde okunabilir. Sinema yada tiyatro bir anlamda gerçeği gözlerimizin önüne taşırken bir anlamda da gerçeğin eğrildiği, farklı anlamlara büründüğü bir mizanseni de barındırmasıyla aldatıcılık hissini uyandırıyor. Poirot’la beraber her seferinde aldanıyor ve gerçeğe de aldandığımız ölçüde biraz daha yaklaşıyoruz. Katil kurduğu zekice planların çözüldüğünü görünce finalde tıpkı bir yıldız gibi gerçeğin anlatıldığı sahneye çıkar ve her şeyi kabullenir. Çünkü bu zekice plan çözülmüştür ancak olayın ardındaki zeka, kurgunun sahibi kendisidir. Tiyatro oyununda kurgulanan gerçekliğin anlatısı ile Poirot’un hakikat arayışını aynı sahne metaforunda bütünleştirebilmesi filmde takdire ve dikkate şayan bir diğer noktayı arz etmektedir.
