Çizmeli Kedi: Bir Kahraman Yeniden Doğuyor
Avrupa masallarının cingöz, uyanık, iş bitirici kahramanı Çizmeli Kedi masallardan fırlayıp Şhrek 2 ile sinemaya adım atmıştı. Seyirci Şhrek filmindeki muhteşem ötesi mimikleri, bakışı ve hareketleri ile Çizmeli Kediyi çok sevdi ve dünyada azımsanamayacak bir şekilde hayran kitlesi oluştu. Şimdi kahramanız yanında Şhrek, Fiona ve eşek olmadan büyülü dünyada tek başına yeni bir maceraya atılmak zorunda.Film Çizmeli kedinin Şhrek ile tanışmasından önce bir zamanlarda geçmektedir.

DreamWorks Animation – Ejderhanı Nasıl Eğitirsin?, Shrek, ve Kung Fu Panda’nın ardındaki stüdyo – beyaz perdenin en komik, en tüylü kedi sinema yıldızı Çizmeli Kedi’nin destansı öyküsünü sunar.
Adı dilden dile dolaşan meşhur savaşçı, aşık ve kanun kaçağı Çizmeli Kedi, (ANTONIO BANDERAS) Shrek ile tanışmadan çok önce kasabasını kurtarmak için hayat okulundan mezun, çetin ceviz Kitty Yumuşakpati (SALMA HAYEK) ve elebaşı Humpty Dumpty (ZACH GALIFIANAKIS) ile bir maceraya atılınca kahraman olur.
Çizmeli Kedi ve ekibinin başarısız olduğunu görebilmek için her şeyi yapabilecek, kötülükleriyle ün salmış haydutlar Jack ile Jill (BILLY BOB THORNTON ve AMY SEDARIS) ise işleri daha da karıştırır.
Bu, Kedi’nin, Kahraman’ın, Efsane’nin… ve elbette, Çizmeler’in gerçek hikayesi.
Çizmeli Kedi’yi CHRIS MILLER yönetti. Yapımcılar JOE M. AGUILAR ve LATIFA OUAOU. İdari yapımcılar ise ANDREW ADAMSON ve GUILLERMO DEL TORO. BRIAN LYNCH, WILL DAVIES ve TOM WHEELER’ın yazdığı hikayeyi, Tom Wheeler senaryolaştırdı. Müziklerde HENRY JACKMAN’ın imzası var.
EFSANENiN TA KEDiSi KENDiSi
Chris Miller doğuştan çok yönlü. Animasyon sanatçısı, storyboard sanatçısı, oyuncu, film yapımcısı – saygın Kaliforniya Üniversitesi’nin Resim/Film ve Animasyon bölümünden mezun olan Miller, reklam, video ve film alanlarında başarılı çalışmalarından sonra, o zamanlar yeni olan DreamWorks Animation Studio SKG’deki kariyerine başlayıp stüdyonun çok sevilen ve ilk animasyon filmi olan “Karınca Z”de storyboard sanatçısı olarak yer aldı. Daha sonra ise Miller, animasyon tarihini değiştirecek kalburüstü bir ekibin temel üyelerinden biri oldu: Oscar ödüllü Shrek filminde storyboard sanatçısı, çok sevilen devam filmi Shrek 2’de hikaye sorumlusu ve Shrek 3 filminde ise yönetmen olarak yer alan Miller (bu filmlerde bazı unutulmaz karakterleri seslendirmesini de unutmamalı) kendini gelmiş geçmiş en başarılı animasyon film serisinin ayrılmaz bir parçası olarak buldu.
Miller o unutulmaz Çizmeli Kedi ile Shrek 2’de hikaye sorumlusu olarak çalışırken “tanıştı.” O zamanlar bile bu kedinin geleceğinin çok parlak olduğunu anlamıştı. Miller o zamanlar için şunları söylüyor: “Çizmeli Kedi’nin, Shrek 2’nin başarısında çok önemli bir payı vardı. Kendi başarısını yakalaması içinse sadece biraz zamana ihtiyacı olduğunu düşündüm. O çok çekici bir karakter. Onun kendi hikayesinin anlatılması gerektiği ise apaçık ortadaydı. Ben bu kedinin cazibesine kapıldım – o küçücük şey, peşinde öyle bir geçmişle çıkageldi ki… Sonu gelmez hikaye ve maceralarla dolu olduğu belliydi. Ona hep şunları sormak istemişimdir: ‘Peki, senin olayın ne? Bu aksan nereden geliyor? En önemlisi de, şu müthiş çizmeleri nereden aldın? Bütün bunlar nasıl bir araya geldi?’”
Miller bu maceracı kediyi dayanılmaz kılan bir dizi özelliği görmüş: “İçinde biraz şeytanlık var, gerçekten hoşuma da gidiyor bu, fakat buna rağmen kocaman bir kalbi var. Ufak tefek olmasına bakmayın, aslında kocaman biri o.”
Emmy ödüllü yapımcı Joe M. Aguilar da bir DreamWorks Animation emektarı. Şirketin kuruluşundan beri üst düzey yönetici ve baş yapımcılardan biri olarak hizmet vermekte. Yapımcı Aguilar, Kedi’nin cazibesini şu sözlerle özetliyor: “Bana kalırsa Çizmeli Kedi şimdiye kadar kitaplardan beyaz perdeye aktardığımız filmlerde yardımcı karakter diyebileceğiniz karakterler arasında en çok sevileni, hatta muhtemelen insanların daha iyi tanımak için en çok ilgilendikleri karakter. Çizmeli Kedi’yi görüntüye aktarırken, karakterinde dikkate değer bir şeyin peşinden gittik, macera dolu ve karizmasının avantajından faydalanan bir şeyin.”
Karakterin oluşturulmasına dair, Shrek 2 filminde Hikaye Denetmeni/Editoryal Denetmen olarak görev almış, Çizmeli Kedi’nin ise yapımcısı Latife Ouaou, ona göre seyircinin bu fırlamayı bu kadar bağrına basmasının nedenini şöyle anlatıyor: “Çizmeli Kedi’yi bu kadar özel kılan şey, bu ufak tefek kedinin içinde müthiş bir kişiliğin ve buğulu bir sesin yatması. Egosu yüksek, gururlu ve bıçkın, fakat dikkatini bir kutu ton balığı veya parlak bir ışıkla dağıtabilirsiniz. Bence bunlar da onu son derece sevimli ve komik bir karakter yapıyor.”
Chris Miller’ın, karakteri o kadar sevmiş ki, ilk uzun metrajlı filmi için yönetmen koltuğuna oturmak istemiş: “Çizmeli Kedi’yi ben yönetmek istedim, çünkü bu karakterin kahraman olma hikayesinin anlatılması gerektiğini düşündüm – ufak tefek, ama efsanevi bir kedi. Gerçekten destansı ve komik bir hikayeyi hak ediyordu. Kedi’ye eğlenmeden olmazdı. Ben de onun dünyasına, karakterinin tümüyle temsil edildiği dünyasına girdiğimizde orada olmak istedim – o küçük bir kedi, ama cesur, coşkulu ve romantik. Bence bütün bunlar onu büyük bir film için biçilmiş kaftan yapıyor.”
Bu Sarman, şapkasını patilerinin arasında tutup seyirciye “kocaman üzgün kedi gözleri”yle baktığından beri bu fikir stüdyoda çeşitli kılıklarda bir öncelik hâlinde dolanıyormuş. Yapımcı Ouaou’ya göre, “Bu film, Chris Miller yönetmen olarak görev alınca tam anlamıyla toparlandı – Miller bütün Shrek filmlerinde yer alıp üçüncü filmi de yönetti, üstelik storyboard sanatçılığı geçmişi var. Miller, bu karakteri benzersiz bir şekilde anlayan harika bir öykücü. Hikaye anlatma yeteneğinin yanı sıra, müthiş bir görsel algısı var. Ama en önemlisi, derinliği olan karakterler yaratmanın peşinde, komedinin kaynağı da onlar oluyor. Bence Miller’ı özel kılan şey bu.”
Yönetmen filmi şöyle tarif ediyor: “Bir anda bozulan ve tatsızlaşan bir kardeşliğin öyküsü bu. En sonunda ise intikam ve kurtarılma ilgili bir hâl alıyor. Fakat özünde bu bir komedi. Kedi çok komik. Kedi ile ilk karşılaşmamızda ona neler olduğunu anlamıyoruz, ama birkaç şey biliyoruz onun hakkında. Adaletten daima kaçan bir kanun kaçağı; kasabadan kasabaya koşturup duruyor – ama adını temize çıkarmanın ve geçmişini düzeltmenin peşinde olduğunu da biliyoruz.”
Kedi’nin çok bilinen öyküsünü anlatırken, filmin yapımcıları kendi destekleyici maceralarını bulmak için Kedi’nin orijinal masalının ötesine geçti. DreamWorks Animation’ın kendi yarattığı hikayelerde olduğu gibi, hikayenin ritmini ve gidişatını belirlemek için yönetmen, yapımcılar, hikaye sorumlusu, yazarlar ve diğer geliştirici uzmanlardan oluşan yetenekli bir ekiple beraber bir taslak oluşturuldu.
Hikaye sorumlusu Bob Persichetti Çizmeli Kedi için şunları diyor: “Stüdyoda üzerinde çalıştığım ilk film Shrek 2, üzerinde çalıştığım ilk sekans ise Çizmeli Kedi’nin ilk göründüğü sahneydi. Yani, onunla aşağı yukarı 2001 yılının başlarından beri haşır neşirim. Bence herkes, onun ne kadar harika bir karakter olduğunu hemen anlamıştı. Onun kendi filmi olmalıydı.”
Persichetti, Çizmeli Kedi’nin jeneriğine bakınca herkesçe apaçık görülebilecek bir şeyi dile getiriyor: “Çoğumuza göre bu bir aileyle çalışmak gibi bir şey. Öyle ya da böyle, karakter ortaya çıktığından beri hepimiz onunla beraberiz. Chris’in sezileri ve espri anlayışı bu hikaye için biçilmiş kaftan. Chris aynı zamanda son derece işbirlikçi bir yönetmen; bu yüzden 400 kişiyi – en yoğun zamanlarımızda 600’den fazla kişiyi – idare etmek tam onun yapacağı bir işti. Her şeyi bir araya getirmekte ve herkesin içindeki gücü ortaya çıkarmakta üstüne yok.”
KARAKTERLER VE KADRO: KAHRAMANLAR VE SUÇLULAR
En başından beri, Çizmeli Kedi karakterinin popülerliğinin bir sebebi de bu kanun kaçağının sesiydi – Antonio Banderas.
Yönetmen Chris Miller: “Çizmeli Kedi’yi Antonio Banderas canlandırıyor; yoksa Antonio Banderas’ı mı Çizmeli Kedi canlandırıyor? Bilmiyorum, bazen ikisini birbirinden ayırmak zor oluyor. Ama bir şey kesin, biri olmadan öteki de olmazdı, çünkü Antonio bu role müthiş bir tutku kazandırıyor. ‘Bu ufak tefek kedinin sesi de kesin cırtlaktır’ diye düşünebilirsiniz, ama ağzından çıkan ses işte bu buğulu ses. Bu ikisinin birleşimi komediyi meydana getiren şeylerden biri. Müthiş bir sesi olan harika bir aktör, bu sevimli, tüylü hayvanı seslendiriyor. Antonio’nun performansında hoşuma giden şey, Antonio son derece ciddi bir şekilde seslendirmesini yaparken, Kedi’nin kendi doğasına daha uygun bir şeyi yapıyor olması, mesela yere tutulan bir ışığın peşinden koşması.”
Joe Aguilar ise şöyle bir yorumda bulunuyor: “Bence karakterin cazibesinin temelinde Antonio yatıyor. Seslendirmesi eğlenceli, karizmatik, maçoluk, gizem ve macera dolu. Sonra kediye bakıyorsunuz, bir de ağzından çıkan o buğulu sesi duyuyorsunuz – gülmekten kırılıyor ve onu daha yakından tanımak istiyorsunuz.
Banderas’ın kendisi ise şöyle diyor. “Bu harika bir karakter. Ona 2002 yılında sesini vermeye başladığımdan beri keşfettiğimiz pek çok renk var. Kedi romantik ve efsanevi bir kahraman. Harika bir kalbi var. Onur ve sadakat hisleri taşıyor – aynı zamanda biraz yaramazlığı da var, bence bu işe sadece ilginçlik katıyor. Çocuklar onun bu yönünü de çok seviyor. Gerçi Shrek filmlerinde ortaya çıktığı zaman hakkında pek fazla şey bilmiyorduk. O zaman gizemliydi; hâlâ da biraz öyle. Bana göre ikiye bölünmüş bir karakteri var; onu komik yapan da bu.”
Biraz felsefi bir yaklaşımla, Banderas bu ufak tefek kedinin ifade ettiği daha büyük şeylere de değiniyor: “Bana göre, bu sadece bir kedi değil. Bana göre, bir şeyleri ifade etme kapasitesi olan bir canlı. Yaşadığımız bu çok zor zamanlarda dünyanın her tarafındaki insanları güldürebilme yetisine ve imkanına sahip olmak bir onur ve ayrıcalık. Bu bir armağan. Neredeyse on yıldır, en başından beri, Amerikan popüler kültüründe, sonraysa tüm dünyada Kedi’nin kendine has bir yeri var. Kedinin öteki ülkelerdeki yankılarına da tanık oldum. İspanyol olduğum için, karakteri sesimle daha çok insana, yaklaşık 800 milyon fazla insana ulaştırabiliyorum, çünkü karakteri iki İspanyolca lehçesinde seslendiriyorum – biri Güney ve Orta Amerika’ya has deyim ve esprilerle oraya gidiyor, öteki ise İspanya için Kastilyaca seslendirdiğim versiyon.”
Banderas’ın, beyaz perdedeki dostuyla pek çok ortak becerisi var: Kılıç kullanabiliyor (İki Zorro filminde oynarken edindiği bir beceri), dans edebiliyor (Broadway ve sinemada gösterdiği gibi). Bunların yanı sıra, Banderas pek çok filmde kalıplaşmış “Latin aşık” karakterini canlandırmada kendini fazlasıyla kanıtlamış bir aktör: “Ben ondan daha uzunum elbette, ama Çizmeli Kedi ile birbirimize çok benziyoruz.”
Çizmeli Kedi’nin dünyası, komik isimli çılgın karakterle dolu, ama çok azı Kedi’nin eskiden arkadaşı olan Humpty Dumpty kadar çılgın. Hikayemiz başladığında, Kedi San Ricardo köyündeki bir yetimhanede büyüyen bir yetim. Orada bu tuhaf (ve tuhaf şekilli) arkadaşıyla tanışıyor. Miller’ın ağzından, “Kedi, Humpty’nin hayallerini dinlerdi. Humpty’nin pek çok planı vardı, fakat sonuçta o bir yumurtaydı. Etrafta bile zar zor dolanırken, hedeflerine ulaşma imkanı pek de yoktu. Onunla dalga geçenler, onu dışlayanlar olurdu. Kedi onu hep korur ve ona arka çıkardı. Yani, hayalperest bir Humpty’miz ve onun hayallerine ulaşmasını kolaylaştıracak Kedi’miz var.”
İkisinin de hayali daha iyi bir hayat için yetimhaneden ayrılmak. Tek ihtiyaçları olan şey bulutlardaki dev bir şatodan altın yumurtlayan meşhur bir kazı çalmak için yetiştirip üzerine tırmanacakları birkaç sihirli fasulye. Çok basit, gerçekten.
Sihirli fasulyelerin peşine düşen o çocuksu arayış bir sonuç vermeyince, çocuksu hayal de yıkılmaya başlar… en azından Kedi için. Derken ikisi birbirinden uzaklaşmaya başlar.
Kedi, kendi hayatını tehlikeye atarak bir kadını bir boğanın saldırısından kurtarınca, maceracı kedi onu esas neyin çağırdığını anlar. San Ricardo, Kedi’ye hemen kahraman unvanını layık görür. Bu ona zarif şapkasını ve efsanevi çizmelerini de kazandırır (dürüstlük, onur ve cesaret simgesi). Masallardaki ve tarihte pek çok ikilide olduğu gibi, birisi üne ve talihe kavuştuğu zaman, kıskançlık da peşini bırakmaz. Kedi, beraber atıldıkları ve yolundan sapan bir macerada Humpty’ye yardım etmeyi kabul edince (arkadaşlıklarını kurtarmak için,) ikisinin yolları ayrılır ve farklı hedeflere doğru yola çıkarlar. Kedi’nin, köyüne ihanet ettiği söylenir ve ona güvenen herkes, Humpty Dumpty de dahil olmak üzere, kötülüğe yönelir. Humpty Dumpty’nin çocukluk hayalleri şahsi çıkar ve intikama dönüşür.
Bu hikaye kulağa çok da çocukça gelmiyor, ama bunun böyle olmasını Chris Miller istemiş: “Humpty Dumpty şimdiye dek duyduklarınızdan farklı – Bence en iyi yaptığımız şey önceden duyduğunuz şeyleri alıp karakteri yeni bir yöne doğru ilerletmek, aynı zamanda da görsel olarak önceden hiç görmediğimiz bir şey yaratmak. Animasyon yapımcıları olarak bizi esas heyecanlandıran şey bu.”
Hikaye sorumlusu Persichetti işi şakaya vuruyor: “Her kedinin bir yumurta kardeşi yok mudur? Bu karakterler üzerinde çalışmaya başladık. Humpty harika bir karakter. Kedi’ye ise beraber büyüyebileceği ve bir anlamda yan karakteri olabilecek biri lazımdı. Bir baktık, bir yumurtayla kardeş gibi olmuş. Böyle küçük bir fikirle başladı ve üzerinde çalışmaya başladık.”
Miller, “Humpty Alexander Dumpty’ye Zach Galifianakis ses veriyor, ve bence Zach bu rolde müthiş bir iş çıkardı. Performansına bayıldım. Çok ama çok komik, keskin doğaçlama zekası da gerçekten çok çekici. Zach’in bu roldeki performansıyla ilgili en çok sevdiğim şey, Zach’in role kazandırdığı beklenmedik açılım. Humpty biraz zarar görmüş bir karakter, kırılmış gibi, ama Zach ona açıklamayı getirdi: Humpty en iyi arkadaşını kaybettiğini hissediyor, bu da onun aklında komik şeyler kurmasına sebep oluyordu; ama Humpty’nin kalbi kesinlikle doğru yerdeydi,” diyor.
Latifa Ouaou: “Zach’in çok komik olduğunu biliyorduk, ama Humpty Dumpty karakterine, kötü karakteri çok boyutlu hale getiren bir kırılganlık ve çocuksu bir tatlılık getirdi. Onunla empati kuruyorsunuz; bizim için önemli olan da buydu – öylesine, siyah-beyaz bir kötü karakter olmasını istemedik.”
Bir komedi oyuncusu için, zorluklardan biri bir karakter seslendirmesindeki kısıtlamalardır. Galifianakis bu konuda şunları söylüyor: “Bence en zor şeylerden biri bir karakteri yalnızca sesiyle canlandırmaktı. Başladığınız zaman, size karakterin görünüşünün bir taslağını gösteriyorlar. Sizin de o karaktere uygun bir tavır bulmanız gerekiyor, bunu da yalnızca sesinizle yapabilirsiniz. Animasyon sanatçıları size seslendirme yaparken izleyince, diyelim ben bir yerde ellerimi kullanıyorsam, onlar da bunu karaktere aktarıyorlar. Ama belki de gerçek bir rolü oynarken kullanacağınızdan çok daha fazla ifadeyi sesinizle bulmak zorundasınız.”
Ouaou, Galifianakis için şöyle söylüyor: “İşe başladığımızda ona ‘Evet, sen bir yumurtasın,’ dedik ve ona senaryodan çalışacağını, fakat değişikliklerin olabileceğini, zira filmi aynı anda hem geliştirip hem de yaptığımızı söyledik. Zach Chris’e çok güvendi ve Chris’in ona rehberlik etmesine izin verdi. Zach’in senaryoya bağlı kalmadan çalışmasını da istedik. Karakteri tanıdıkça, filmin içine girdikçe, o da kendi fikirlerini masaya getirip doğaçlama yapmaya başladı. Bu da her zaman hem oyuncu için, hem bizim için ve nihayetinde karakter için daha iyi oluyor.”
Galifianakis “seslendirme odasında mikrofonla baş başa olan adam” kavramıyla da tanışmış oldu: “İşin sadeliği gerçekten çok hoşuma gitti. Ben tek kişilik sahne gösterilerinden geliyorum, bu yüzden mikrofonu alıp kendimi ifade etmeye alışkınım. Burada da hoşuma giden şey bu oldu. Aklıma geldi de, seslendirme odasından çıkınca hep ‘Bu gerçekten harika bir meslek,’ diye düşündüm. Ayrıca, karakteri keşfetmek de çok eğlenceliydi. Rahat bir tip, her yerden çıkıyor. Ben çekingen bir insanımdır, bu yüzden gelip böyle rahat bir karakteri canlandırmak çok eğlenceliydi.”
Galifianakis işi şakaya da vuruyor: “Bir yumurta nasıl olur, düşündüm mü? Araştırma yaptım mı? Bir düşüneyim. Belki markete gidip yumurtalarla takılabilir, tanışabilir, konuşabilirdim. Ama yumurta yemişliğim var. Sokakta gecenin ikisinde gürültü yapan insanlara yumurta atmışlığım da var. Şimdi düşünüyorum da, hayatımızda yumurtalardan pek çok yerde faydalanıyormuşuz. Onları yiyoruz, atıyoruz. Yumurtalar çürüyebilir veya baharatlı salatası yapılabilir. Yumurtalar genel olarak komik geliyor bana. Şekilleri komik, bir de yeterince saygı görmüyorlar. Belki de bu film yumurtalara nasıl davranıldığını gün yüzüne çıkarır. Ya da çıkarmaz.”
Ayrıldıktan sonra Humpty, Kedi’nin hayatına tekrar girer. Çocukluk hayalleri olan sihirli fasulyeleri bulmak için bir yol bulmuştur. Tüm planı yapmıştır, fakat gerçekleştirmek için Kedi’nin yardımına ihtiyacı vardır. Ama bu iş, üç kişilik (kedi, yumurta, kedi) bir iş olacaktır. Eski İspanya’nın en müthiş hırsızı olan Kitty Yumuşakpati işte burada hikayeye dahil olur.
“Salma Hayek, Kitty Yumuşakpati,” diyor Chris Miller, “ve performansında, güzel, güçlü ve duygusal, ama en önemlisi, komik. Salma gerçekten çok komik bir aktris, bu işte de bunu gerçekten ortaya koyuyor. Antonio ile geçmişte yaptıkları çalışmaları (bu onların beraber beşinci filmi) bu karaktere taşıdığı için, insana çok gerçekçi geliyor. Kedi ve Kitty’nin iyi arkadaş olduklarını anlayabiliyorsunuz, zira beraber çok iyi savaşıyorlar, bu da aralarındaki duygusal bağda kıvılcımlar çakmasını sağlıyor. Harika bir ikililer. Ben Salma’nın sesine bayılıyorum; çok gür ve buğulu, Kitty’ye çok yakışıyor.”
Joe Aguilar şunları söylüyor: “Çizmeli Kedi’nin art hikayesinde hanımlarla da bir geçmişinin olması vardı, bu yüzden ona yakışacak bir karakter yaratmamız gerekiyordu. Böylece Kitty Yumuşakpati’yi yarattık. Bu rol için aklımıza hemen Salma Hayek geldi. Onun da bizimle çalışmak istediğini öğrenince çok heyecanlandık. Beraber çektikleri filmlerden, Antonio ile güçlü bir kimya oluşturacaklarını biliyorduk. Seslerinin de birbirine yakışacağını biliyorduk. Kitty Yumuşakpati, Kedi için elde edilmesi kolay bir dişi olmayacaktı; güçlü ve ilginç olmalıydı. Sadece bir femme fatale olmayan bir karakter oluşturmaya çalıştık.”
Latifa Ouaou şu gözlemini belirtiyor: “Salma Hayek’i düşündüğünüzde aklınıza ilk anda herhalde komedi gelmez. Onun harika bir sesi var. Tutkulu bir havası olacağını biliyorduk, ama aynı zamanda komedide de müthiş bir iş çıkardı. Salma çok esprili, karaktere kendinden de çok şey kattı. Ne istediğini bilen ve onu elde etmek için başkasına ihtiyaç duymayan dişi bir karakter çok özeldir.”
Hayek bu güçlü, özgür ve komik kediyi seslendirmek için çok heyecanlıydı: “Bu filmdeki her şey çok komik ve heyecanlı. Bir kere, ilk kez bir animasyon filminde yer alıyorum, uzun bir süredir yapmak istediğim bir şeydi bu. Daha iyi bir zaman olamazdı, zira bunu kızımla da paylaşabileceğim. O doğduğundan beri animasyon film uzmanı oldum. Herhalde şimdiye kadar yapılmış bütün animasyon filmleri izlemişimdir, fakat gururla söylüyorum ki, bu film kesinlikle ilk on listemde yer alıyor.”
Çalışma koşulları da Hayek’e çok uymuş: “Bir rahatlığı çok hoşuma gitti. Eşofmanlarımla çalışabiliyordum. Bir de, çok seyahat ettiğim için, beş şehirde kayıt yapabildim.”
Ouaou’nun belirttiği, yapım ile geliştirme aşamalarının beraber yürümesi noktasını örneklendirircesine, Kitty’nin karakterinin çok önemli bir yönü kayıt aşamasında meydana çıktı. Hikaye sorumlusu Persichetti: “Çalışırken zihnimde bir sürü şey dolanıyor, mesela gerçekten de bir kedi olan kedi hırsız fikri. Kediler çok sessizdir. Belki de bir zayıf noktalarını kapatmak için mi? Karakterin bu özelliği biraz yavaş oturdu. Filmin ilk hâlini üçüncü veya dördüncü kez izlediğimizde ‘Tabii ya!’ dedik. Kitty’nin tırnakları yok! Çaresini bulduğu şey bu, ama şu anda bununla oynayabiliyoruz, zira fasulyeleri Jack’in elinden tereyağından kıl çeker gibi almasını bu inanılmaz becerisine borçlu. Kedi’nin çizmelerini ona fark ettirmeden çalabiliyor. Tam bir kapkaççı. Bu yüzden, bu işe yaradı. Üstelik onun seksi Latin karakterine de ilginç bir yön katıyor.”
Hayek, karakterini çok sevmiş. Onu şöyle tanımlıyor: “Çok iyi bir savaşçı; sözleriyle de çok iyi savaşıyor. Ayrıca, müthiş bir hırsız, hatta en iyilerinden biri. Bununla da gurur duyuyor. Her zaman kazanması ve hep haklı olması çok hoşuma gidiyor. Kedi durmadan onunla mücadele etse de, onu haksız çıkarmaya çalışsa da başaramıyor. Böyle bir kedi olmak gerçekten çok zevkli bir şey.”
Banderas ile Hayek arasında gidip gelen diyaloglar birbirini o kadar tamamlıyor ki Banderas’ın yapımcılardan bir talebi oldu. “Salma ile 90’ların başından beri çalışıyorum, çok sevdiğim bir arkadaşım. Normalde, animasyon filmlerinde, yalnız çalışırız. Ama ilk kez bu animasyon filminde seslendirme odasına oyuncu arkadaşımla girmek istedim. Çünkü Salma ile kimyamız çok tutuyor, özellikle de kamera karşısında birbirimizle çok iyi atışıyoruz. Bizim kendimize has bir ritmimiz var ve doğaçlama yapabiliyoruz. Bu yüzden yapımcılardan odaya onunla beraber girmeyi talep ettim. Beraber bir kayıt yaptık. O da bize çok şey kazandırdı. Onunla yeniden çalışmak harika.”
“Antonio bu rolde muhteşem,” diye cevap veriyor Hayek. “Bu kediyi canlandırmak için doğmuş sanki. Uzun süredir beraber çalışıyoruz; beraber pek çok filmde oynadık. Çalışmalarımız her zaman çok zevkli geçmiştir. Beraber bir kayıt yapma imkanımız da oldu. Herkes yoğun ve farklı yerlerde olduğundan bu pek yapılamaz ama biz ayarlamayı becerdik. İkimiz de doğaçlamalar yaptık ve bunlardan bazıları filme kondu. Antonio bu karakterle çok özdeşleşti. Onu artık çok iyi tanıyorum. O kadar ki, tek başıma kayıt yaparken, onun orada bir hayalet gibi kendi repliklerini söylediğini duyabiliyordum sanki. Kedi rolünde ona bayıldım. Odada yokken bile, onun Kedi olarak ne söyleyebileceğini biliyorum.”
Humpty’nin fasulyeleri bulup sonunda zengin olma planındaki bir engel, fasulyeleri en az onun kadar isteyen birinin olması… Aslında, birilerinin. Humpty’nin hayaline giden yolda iki kişi duruyor: Jack ile Jill olarak bilinen huysuz haydut karı koca.
Masallardan uyarlanacak filmler için yapımcıların taslaklarında genellikle yazanların aksine, bunlar dağları tepeleri aşan, su bulmakta zorlanan çocuksu bir ikili değil. Onlar büyükler, huysuzlar ve kendileri için savaşıyorlar; bu da onları suç dolu bir hayat için mükemmel bir ikili yapıyor.
Yapımcı Joe Aguilar, Jack ile Jill’i seslendiren iki başarılı oyuncu için şunları söylüyor: “Jack’in güçlü, huysuz ve kötü olmasını istedik. Geliştirme sürecinde karakteri başkaları seslendirirken hep kalın ses kullandılar; Billy Bob Thornton’un Sling Blade filminde çok iyi oynadığı o karakter gibi biraz. Belki de farkında değildik ama Billy Bob bizim hep ilk tercihimizdi. Amy Sedaris ise harika bir komedyen. Ona bayılıyoruz. Jill karakteri için ses ararken de, onun kişiliğini düşünerek, karaktere ilginç yönler katabilecek ve Jack’in kötü niyetli, kalın sesiyle eğlenceli bir şekilde atışabilecek birini bulmak istedik. O da Amy olunca, o güneyli ve biraz da köylü sesiyle ortaya çok komik bir şey çıktı.”
Beyaz perdede canlandırdığı pek çok karakterin aksine yanına yaklaşılabilen Billy Bob Thornton şunları söylüyor: “Oynadığım filmlerin çoğu çocuklarımın seyredebileceği filmler değil – oğullarım izler ama en küçüğü izleyemez. Birkaç kez animasyon filmlerinde yer alma fırsatım oldu. İyi olanları seçmeye gayret ettim. Bu filmde harika olan şey ise –uzman olduğumu söyleyemem ama –tanıdığım herkesin, gencinden yaşlısına, Shrek filmlerini ve onlarda oynayan karakterleri çok sevmesi. Bu yüzden bu filmin bir parçası olmamı istemeleri benim için bir onur.”
Karakter için belirlediği ses sorulunca, Thornton şöyle diyor: “Eh, ben yaklaşık 65 kiloyum, Jack ise 130 filan. Kulağa tuhaf bir laf gibi gelebilir ama, sesimin daha şişman çıkması gerekiyordu.”
Ama Thornton’un Jack’in gerçek karakterini yorumlayışı, film yapımcılarının sert yaklaşımından biraz farklılık gösteriyor: “Jack biraz eski filmlerdeki kötü adamlara benziyor. Yani, altın bir kalbi yok tabii, ama hassas bir tarafı var, ben de onu görmeye bayılıyorum – Kabasakal’ın Temel Reis’e değil de Safinaz’a gösterdiği tarafı gibi. Jack’in diyalogları çok komik. Ayrıca, dediğim gibi, kötü bir adam olabilir, ama şeytani olduğunu da düşünmüyorum. Bencil bir adam; bu onu iyi tanımlar. Göz koyduğu şeyi mutlaka istiyor… karısı Jill ise, daha da fazla istiyor.”
Hem de nasıl. Ama tıpkı rol arkadaşı gibi, Sedaris’in de Jill’in görgüsüzlüklerine bir açıklama getirmek için bir art öyküsü var: “Şimdi karaktere iyice bir bakalım. Bence Jill çok yanlış anlaşılmış bir karakter. Eski Batı İspanya’da Erken Masal Çağı bugüne hiç benzemiyordu. Kadınların imkanları çok ama çok daha sınırlıydı. Annelik vardı; anne çoluk çocukla bir ayakkabının içinde yaşardı. Para kazanma yolları da çok daha azdı: metal artıklarını altına çevirmek, ufak tefek madencilere bakmak, kara büyü yapmak veya dilekleri gerçekleştirmek. Eğer bunlarla karşı karşıya kalsam, herhalde hayatımı suç işleyerek geçirmeyi tercih ederdim. Jill yalnızca ona sunulandan daha fazlasını istiyor. Diğer şeylerle karşılaştırınca, kötülük yapmakla geçen bir hayatı seçmesi, onun ‘Hayır, millet, benim yeteneklerim işte burada parlayacak. Bence ben burada kendimi göstereceğim,’ deme yolu.”
Sedaris şöyle devam ediyor: “Benim için komik bir karakterin içine girmek kadar eğlenceli bir şey yoktur. Jill de bunu yapmam için müthiş bir fırsat. Annie Oakley gibi erkeksi bir macera anlayışı, Belle Starr gibi de bir “Acımam” tavrı var. Jill’in cesareti ve hevesi var. Bir de çok uzun bir hanım, ama ben değilim. Biz oyuncular da kendimizden uzun birilerini canlandırmayı hep çok severiz.”
ÇİZMELİ KEDİ’Yİ DÜNYASINA YERLEŞTİRMEK
Sinemaya gidenlerin Shrek ve arkadaşlarını çok sevdikleri apaçık ortada. Ama Çizmeli Kedi’nin ortaya çıkış hikayesini yazmaya gelince, yapımcılar ormanın ve Uzak Ülke köylerinin civarından başka yerlere bakmakla kimseyi gücendirmek niyetinde değildi. Joe Aguilar şöyle diyor: “Çizmeli Kedi’ye ilk başladığımızda, Shrek’in dünyasının çok da ötesine gidemeyeceğimizi biliyorduk, zira Kedi’nin yaşadığı dünya o. Yaşadığı dünyayı sıfırdan tasarlamak seyirciyi filmden uzaklaştırırdı. Yine de, o dünyadan ayrılmadan çok uzaklara gidebileceğimizin de farkındaydık. İkincil karakterlerimizin tasarımını ve karikatürlerini mümkün olduğunca zorladık; Shrek dünyasından farklı bir görünümü ve hissi var, ama kesinlikle o evrenin içinde kaldık.”
Miller biraz daha ayrıntılı bilgi veriyor: “Kedi’nin yaşadığı yer Güney Avrupa’da Akdenizli bir masal dünyası gibi. Çok sıcak, parlak ve renkli. Bu fikirleri bize karakterin kendisi verdi. Shrek dünyası daha serin, yemyeşil, masmavi. Çizmeli Kedi’nin dünyası ise ılık, sıcak, romantize edilmiş. Ben onu çocuk masalları evreninin farklı bir parçası gibi görüyorum.”
Yapımcı Ouaou şöyle bir yorumda bulunuyor: “Biz aslında efsanelerle oynamayı istedik. Eski Sergio Leone filmlerinde esintiler bulduk, daha çok İspanya kökenli mimariler aradık. Ama ortaya çıktığı yerden çok da uzağa kaymamaya dikkat ettik. Ancak o kadar uzağa gidebilirsiniz – çok giderseniz, kendi ortamında tanınmaz olur. Bir Çizmeli Kedi masalını güncellemek istedik – onu orijinal masala bağlamamız gerektiği hissine kapılmadık.”
Kedi’nin dünyasını tasarlamada en büyük sorumluluk, ikinci ve üçüncü Shrek filmlerinde sanat yönetmeni olarak görev yapmış yapım tasarımcısı Guillaume Aretos’a düştü.
Aretos, “Shrek filmleriyle uzun zamandır haşır neşirdim. Bu ekip de artık ailem gibi oldu. Çizmeli Kedi beyaz perdeye yansıtılması çok heyecanlı olan bir karakter, çünkü bence çok özel,” diyor.
“Filmde beni heyecanlandıran şey, farklı bir şey yapabilme fırsatıydı. Kedi’yi üzerinde çok çalışılmış, stilize edilmiş bir dünyaya götürüp bu çok renkli dünyada büyük ve sembolik gölgelerle oynadık.”
Yönetmen, yarattıkları dünyanın, karakterdeki cevherle örtüştüğünden çok emin. Ortak amaç, etkin kamera hareketleri ve cesur kompozisyonlarla dolu, görkemli ve coşkulu bir filme elverişli bir dünya yaratmaktı. Kedi herkese göre “renkli” bir karakter olduğu için, dünyası da zengin, sıcak ve doymuş renkler sunan ve bu renkleri destekleyen bir renk paleti sunmalıydı. Daha da önemlisi, bu yer bir aksiyon, macera, komedi ve romantizm yeri olmalıydı, çünkü “bu dünya, Kedi’nin özünde ne olduğunun bir yansıması olmalıydı.”
Yönetmen üslup olarak tanıdık yöresel dokunuşları olan bir dünya yaratmak için ressamlarla çalıştı. “Bu filme Leone’nin Spagetti Western’leri gibi yaklaşmak istedik; bizce büyüklük ve kapsamı bakımından karaktere çok uyuyordu. Kamerayı genişleyen bir açıda kullandık, hatta bölünmüş ekran bile kullandık. Ama kendimizi bununla sınırlamak da istemedik –bence filmimizin kumaşında bu var – çünkü Kedi bu tarz filmlere çok uygunken, aynı zamanda sert ve maceralı bir gidişatı olan, mesela Indiana Jones, 007, Zorro gibi filmlere de çok müsait. Başka filmler de var tabii. Böylece, sonuçta, filmin geçmişine bakıp bu efsanevi karakterlerden ilham aldık.”
Yapım tasarımcısı Aretos: “Eğer tasarıma bakacak olursanız, ilhamın nereden geldiği çok basit bir şekilde anlaşılıyor – karakterin kendisi. Kedi, tam anlamıyla çılgın bir karakter. Onun çılgınlığını dünyasına yansıtmak için işe nesneleri eğip bükmekle başladık. Arka plana bakarsanız bütün evlerin eğik olduğunu görebilirsiniz. Hiçbir şey dümdüz değil. Asimetri var, karakterler de birbiriyle orantısız – en ufaktan kocamana doğru gidiyor. Yani, biz de bunları bir şekil diline döktük. Başka bir şey de Kedi’nin çok renkli bir karakter olması. Latin kültüründen ilham aldık, bazı İspanyol filmlerine baktık. Daha az gerçekçi bir ışıklandırma yoluna gittik; ışığı daha özgür, daha çılgın bir şekilde kullandık. Büyük gölgelerle oynadık, çünkü Kedi çok büyük bir dünyada ufak bir karakter. Shrek filmlerinde çizmeleri varken Kedi yaklaşık bir metre boyundaydı – her daim Shrek gibi 2 metre 15 santimlik bir devin yanındayken. Bu dünyada bunun böyle olamayacağını fark ettik. Biz devlerin olmadığı, insanların dünyasında yaşıyoruz, bu yüzden onu normal bir kedi büyüklüğüne döndürdük… kediler çizme giyse ve iki ayaklarının üstünde dursaydı tabii.”
Aretos’un prodüksiyonun ilk aşamalarında söylediği bir şey, bu film için tasarımın temel ilkesi oldu: Yaramaz karakterler, yamuk dünya. Aretos diyor ki: “Kuzey İspanya’daki coğrafyaya baktık. Kurak, ama çok güzel. Kıyıda rüzgarlardan dolayı eğilmiş zeytin ve palmiye ağaçları dikkatimizi çekti. Kuzey ve Orta Amerika’daki diğer çöl iklimlerine de baktık. Bu dengesizlik, karakterlerde ve çevrelerinde de var.”
Film yapımcılarının dikkatini özellikle çeken bölgelerden biri de boz renkteki neoklasik sömürge mimarisiyle Orta Meksika’daki San Miguel de Allende kasabasıydı.
Animasyon dünyasıyla gerçek çekim sinemanın arasındaki en büyük farklardan biri editör kullanımıdır. Gerçek oyuncularla çekilen filmlerde editör alışıldığı üzere esas çekimin sonuna doğru montajlarken, animasyon editörü en başından itibaren yapım sürecinde yer alır; hikaye sürecinde çalışır, hikayenin vurucu noktalarını, ritmini, olay örgüsünü ve sanatsal bir şekilde bir araya getirilmiş görüntülerin birer ürünü olan diğer yönlerini belirlemeye yardımcı olur.
Çizmeli Kedi’nin editörü Eric Dapkewicz. Dapkewicz “ev ödevine” “İyi, Kötü ve Çirkin” ve “Bir Avuç Dolar” gibi klasiklerin yanı sıra coşkulu öyküleyici ve destansı başrolleri olan diğer filmleri izleyerek başladı. Sonuç, Amerikan Western filmlerini yeniden canlandıran türe bir saygıyı ön plana çıkarmaktan çekinmeyen benzersiz bir tarz oldu – kimi sahneler belki de bir animasyondan beklendiğinden biraz daha fazla şekilde bir karaktere bağlandı, çevreyi de kendine dahil etti. Leone’yi çağrıştıran bu tarzın önemli bir parçası da müzikler. Hasılat rekorları kıran Hollywood aksiyon filmlerinden romantik komedilere kadar pek çok filmde müzikleriyle yer alan Henry Jackman, tıpkı Dapkewicz gibi projenin ilk aşamalarında ekibe dahil oldu ve filmin akışını ve duygusunu belirlemeye müzikleriyle katkıda bulundu (en baştaki geçici parçalardan film müziklerinin son düzeltmelerine kadar).
Miller’ın başarılı bir projenin anahtarı olarak gördüğü şey en başından beri işte bu güçlü ekip çalışması. “Her departmanın bu filme yaptığı katkı olağanüstü. Guillaume ve görsel bölüm hikayeye güzellik, canlılık ve renk kattı, ki bunlar hikayemizin çok önemli bir parçasıydı. Hikaye sorumlumuz Bob Persichetti ve ekibi masaya harika fikirler getirdi. Filmi çeken mizanpaj yönetmeni Gil Zimmerman ve ekibi hayalleri gerçeğe dönüştürdü. İnanılmaz yapımcılar olan Joe ve Latifa ile çalıştığım için çok şanslıyım. Bütün ekibin kimyası tuttu. Bu da harika bir işbirliği ve çok tatmin edici bir deneyimle sonuçlandı.”
Çizmeli Kedi’nin yapım ekibindeki önemli bir başka kişi ödüllü film yapımcısı Guillermo del Toro. Del Toro ilk yapım aşamalarında rastlantı eseri DreamWorks Animation stüdyolarını ziyaret etti, bu da Chris Miller’a onunla yüz yüze konuşma imkanı verdi. Miller şöyle diyor: “Guillermo bu hikayenin çekimine kapıldı, öykünün tonuna, gidişatına bayıldı. Ertesi gün, biz filmi gösterirken o da izleme fırsatı buldu. Filme bayıldı, daha sonra bana bu filmin bir parçası olmak istediğini söyledi. Ben de çok heyecanlandım, neredeyse söyleyecek söz bulamadım ve ‘Harika, ne zaman başlayabilirsin?’ gibi bir şey söyledim. O da ‘Hemen, şimdi,’ dedi. Böylece, 24 saatlik bu zaman dilimi içerisinde filmin idari yapımcısı ve önemli bir danışmanı oldu. Muhteşem bir enerjisi var, hem de zorluklara hep bir çözümle yaklaşıyor. Kuru kuruya eleştiri yapmıyor; bir şeye bakıp onun daha iyi nasıl yapılabileceği konusunda fikirler önerebilen birisi.”
Bu önerilerden biri ise Humpty karakterinin geçmişiyle ilgili oldu – yetimhanede kimsenin pek anlamadığı bir hayalperestken, del Toro’nun Dumpty’nin belki de küçükken icatlar yaptığı önerisini getirmesiyle karakterin art öyküsü son hâlini aldı. Bu da karakterin zekasını belirlemeye ve öykünün gelişimindeki açıkları kapatmaya yardımcı oldu. Del Toro projede yer almak konusunda o kadar hevesliydi ki, San Ricardo köyünün komutanı karakterini o seslendirdi.”
Yapımcı Aguilar: “Guillermo del Toro beraber çalışabileceğiniz en ilham verici insanlardan biri. Enerji dolu, eğlenceli fikirlerle dolu ve sanatsal tasarım konusunda engin bilgisi var. Sinema kütüphanesi gibi bir adam.”
Geçmiş yıllarda Oscar’a aday gösterilmiş del Toro şöyle diyor: “Filmi yapmaya başladığımızda, partide bir ‘kutlama çığlığı’ atmaya gönüllü oldum, bu da filmde Kedi için bir baba figürü olan kumandanı seslendirmeme vesile oldu. Onu Meksikalı Clint Eastwood gibi düşündük… mütevazı ve ağırbaşlı. Başta geçici bir sesti, ama sonra beğenildi ve kaldı.”
“Bence insanlar bu filmdeki her öğenin taşıdığı sanatsal niteliği görünce şaşıracaklar,” diye devam ediyor del Toro. “Çok büyük aksiyon sekansları olan, son derece maceralı, komedi dolu, zengin ve renkli bir hayal dünyası sunan, hayal gücü ve yaratıcılıkla dolu bir film. Bence tam bir şölen. Sadece bir filmdeki yan karakterin bir filmi değil, kendi dünyasını yaratmış bir film.”
YERDEKİ KEDİ
Kediyi, yumurtayı ve kediyi bu ilginç yerlere götürme sürecinde Çizmeli Kedi yapımcılarının karşısına bir zorluk çıktı. Miller ve ekibi bu destansı masala küçücük kahramanlar yerleştirmek amacındaydı. Bu da tasarımcı Aretos’un çok heyecan verici bulduğu bir ikilikti: “Bence bu filmin güzelliği, ufak tefek bir kedinin o kocaman, destansı macerada yer alması. Bu filmin tasarlanmasında heyecan verici olan şey bu… yarattığımız dünyanın çılgınlığı.”
Hikayenin büyüklüğünü ve temposunu açıkça gözler önüne seren bir sekans posta arabası soygunu. Bu sahnede Çizmeli Kedi, Kitty ve Humpty, Jack ile Jill’in burnunun dibinden sihirli fasulyeleri çalmaya çalışıyor… hepsi de posta arabasında son sürat ilerlerken. Chris Miller şöyle diyor: “Aksiyon sahnelerimizde bir yanda heyecan ve tehlike hissi varken, diğer yanda da bunların özünde komik olması önemliydi. Bu sahneleri eğlenceli kılmaya özen gösterdik. Mesela parkta veya yarış pistinde adrenalin dolu bir koşturmaca gibi. Eğlenceli ve uzanınca dokunulabilecekmiş gibi sahneler olsun istedik.”
Heyecan dolu (başka bir şekilde) bir başka sekans da Kedi ile çok hünerli rakip bir hırsızın ilk karşılaşması ile hemen sonraki karşı karşıya gelişleri. Kedi maskeli bir rakibiyle karşı karşıya kalınca kurnaz rakibine meydan okumak için onu ‘kedi barı’na kadar takip eder. Oranın kurallarına göre, Salı günleri dövüşler ancak dans düelloları şeklinde yapılabilir. Böylece kahramanımız ile maskesini hâlâ çıkarmamış rakibi, tam da kedi seyircilerin istediği gibi herkese açık bir dans etkinliğinde karşı karşıya gelir.
Sahnenin başarısının anahtarı akıllıca yapılmış bir koreografiydi. Flamenkodan Latin salon dansları, hatta modern dansa uzanan bu koreografiyi Laura Gorenstein Miller hazırladı. Miller, Los Angeles merkezli modern dans grubu Helios Dans Tiyatrosu’nun kurucusu, koreografı ve sanat yönetmeni. Yönetmen Chris Miller onun için şöyle diyor: “ Filmdeki birkaç sahnenin koreograflığını Laura yaptığı için çok şanslıyız. Sahnelere gerçeklik katmamıza çok yardımcı oldu. Bir de, bunlar karmaşık sahneler, hikaye anlatımıyla karakterlerin görüntüleri arasında gidip geliyorlar. Animasyon sanatçılarımıza bunun çok yardımı oldu. Laura senaryomuzdaki basit talimatları alıp, bunu iki dansçı için şahane bir koreografiye dönüştürdü. Biz bu dansları kameraya aldık, animatörlerimiz ise bunları kahramanımız ve Kitty’nin patilerine aktardı.”
Bir haftalık bir provadan sonra, Laura Miller’ın dansçılarına hareket algılayıcı giysiler giydirildi ve buradan alınan sonuçlar animasyon sanatçıları için hem bir dayanak noktası oldu, hem de sahneleme konusunda yardım etti – bu yalnızca hareketin karakterlere aktarılması değildi. Aguilar bunun için, “Kamerayı ve görüntüleri, çekimlerin en iyi nasıl tasarlanacağını belirlemek için kullandık,” diyor.
Koreograf için özellikle eğlenceli olan bir şey ise bu maskeli rakibin ardındaki gizemdi. Laura Miller bunu şöyle anlatıyor: “Bu sahnenin koreografisini yaparken benim için ilginç olan bir şey de, seyirciye onun Kitty olduğunun belli edilmemesinin istenmesiydi. Böylece, bir koreograf olarak, hareketleri dişi bir karakter için hazırlayacağımdan biraz daha erkeksi, biraz daha keskin, biraz daha agresif yapmam gerekti.”
Dans sahneleri çekilmeden önce Miller görsel senaryoları dans stüdyosuna götürüp, dansları müzik eşliğinde, adım adım ve görsel senaryodaki gibi yansıtarak hazırladı. “Mesela, Kedi’nin sekiz adımda kameraya doğru geleceğini, bunun için de orta mesafede bir çekim ve hızlı adım dizileri gerektiğini gösteriyorlardı. Ben dansçılarımla bir dans hazırlıyordum, bunu da her gün Chris ile gözden geçiriyorduk. Harika bir çalışma şekliydi. İstediği değişiklikleri bana söylüyor ve ilerlemeyi günlük olarak takip edebiliyordu.”
Bir başka sekansta ise Kedi ve artık maskesiz olan Kitty kamp ateşinin etrafında dans ediyor, Humpty ise ikisinin arasındaki muhtemel bir yakınlaşmaya engel olmak için araya girip duruyordu. Koreograf şunları söylüyor: “Senaryoya göre, aralarında konuşma da geçeceği için yüzlerinin kameraya dönük olması gerekiyordu. Ben de koreograf olarak bunu ilginç kılmak istedim. Latin danslarından çokça ilham alarak adım dizileri ve kalça hareketleriyle hazırladım bu sahneyi. Bu sefer de bu animasyon sanatçılarının işini zorlaştırdı, zira kedilerin insanlar gibi kalçaları yoktur. Ama bence hep beraber ortaya harika bir sahne koyduk.”
GÖKTEKİ KEDİ
Ama Çizmeli Kedi’deki aksiyon yeryüzündeki kovalamaca ya da dans düellolarından ibaret değil; toprak renkli manzaralardan bulutlu gökyüzüne dek uzanıyor… üstelik, Çizmeli Kedi en başından beri üç boyutlu yapılması planlanmış bir filmdi. Zorluklar zorlukları kovaladı…
“Bu filmin beyaz perdeye en iyi 3D’de ve yalnızca 3D’de yansıtılacağı en başından belliydi, biz de bazı harika fırsatların avantajını kullandık,” diyor yönetmen Chris Miller. “Bir sekansta sihirli fasulyeleri ekiyorlar, sonra senaryoya göre bir fırtına çıkıyor, kasırga gibi, fasulyenin içine enerji dolduruyor, fasulye de hiç durmadan uzamaya başlıyor, güneş sistemini geçip devler ülkesine varıyor. Bu da inanılmaz aksiyonla dolu harika, enerjik sahneleri meydana getiriyor, derken sakin anlara dönüşüyorlar, ekranda zengin ayrıntıları görebiliyorsunuz, muhteşem bir derinliği ve ölçeği var – o ufacık karakterler evreni görüp şaşkınlığa düşüyorlar. İşte bu 3D!”
Yapım tasarımcısı Guillaume Aretos’a göre bu saatlerce çalışma ve çizim demekti. Dev fasulye sırıkları az ve zor bulunur olduğundan, Louvre Müzesi’ni, özellikle de muhteşem bir Art Deco odası bulunan Musée des Arts Décoratifs’i ziyaret etti. Ahşap oda göz alıcı oymalarla dolu; odadaki her şey – bir elbise askısı, bir masa, bir sandalye, pencerenin çerçevesi, tavandaki bir desen – tek köklü bir asmadan çıkmış gibi. “Fasulye sırığının onları bulutların dünyasına taşıyabileceğini düşündüm; o kıvrıla kıvrıla yükselirken bunu üç boyutlu olarak canlandırdım zihnimde. Düz çizgiler ve açısal perspektifler sıkıcı olabiliyor. O yüzden, ‘Fasulye sırığı kontrolsüz bir şekilde, döne kıvrıla büyüyebilir, bu onlar için tehlikeli ama bizim için eğlenceli olur,’ diye düşündüm. Her yeni keşif veya bakış ile de, onlar yükselirken farklı hisler oluşacaktı: roket gibi yükselince bir şok, sonra duygusal bir mola, gökyüzüne bakarak; gök gürleyince korkutucu bir an, bulutların arasına, evrenin tepesine çıkınca her yerin bembeyaz olması… Bütün bulutlar da parça parça, yani, kamera aralarından geçerken ufak parçalar ayrılıp kameranın yanından geçip gidiyor. Matte painting veya morphing’in veremeyeceği bir derinlik hissi var burada.”
Sekansın ölçeği yeterince göz korkutucuydu – Miller, “Bu fasulye kilometrelerce uzuyor, üstelik iki kedi ve bir yumurtayı taşıyor!” diyor – ama çoğumuzun bildiği gibi, şekilsiz kütleler (su, ateş, kürk, tüy) bilgisayar animatörleri için daha da büyük zorluk demek. Burada da çoğu buluttan oluşan bir dünya vardı.
Yönetmen şöyle diyor: “Burada bizim daha önce keşfedilmemiş, yerçekiminin Dünya’daki gibi işlemediği bir dünya yaratma fırsatımız vardı. Bulutlar her daim bir oluşum ve değişim içinde – onlarla oynayabilir, onları kartopuna çevirebilir, altlarında koşabilir, üzerlerinde zıplayabilirsiniz. Bunların hepsini başarabilmek için farklı yollar keşfetmeye ve beyin fırtınasına aylarımızı harcadık. Efekt ekibimiz bu dünyayı ve ardındaki derinliği yaratarak inanılmaz bir iş çıkardı. Üç boyutta çok etkili bir şekilde oynuyor; gerçekten insanı içine alan bir deneyim. Uçuk, biraz da gerçeküstü. Durmadan değişen bu bulut dünyası hepimiz için harika bir oyun bahçesiydi.”
Efekt sorumlusu Amaury Aubel ise şunları söylüyor: “Bulutları canlandırmak, modellemek, üstüne üstlük gerçekçi görünmelerini ve karakterlerle etkileşime geçmelerini sağlamak zorlu bir işti. Karakterler bulutlarla çevrili ve onları orada tutan da bulutlar. Önde, etkileşim hâlinde oldukları bulutlar var, bir de arka plan bulutları. Onlarsa ufka kadar uzanıyor. Işıklandırma da ayrı bir zorluktu; ışığın üzerlerinde gerçekçi bir şekilde yansımasını sağlamak, hem de bunun sanatsal bir şekilde yapmak zorlayıcıydı. ‘Bunun daha altın sarısı olması gerekiyor, bununsa daha korkutucu…’ gibi.”
Bulut hareketleri de ayrı bir meseleydi. Aubel: “Gökyüzünü her gün görüyoruz. Bakınca göze doğru gelen ve gelmeyen şeyleri anlarız. Bulutlar, bakanın yakınlığına göre ya saydam, ya da yarı saydamdır. Fiziğin derinliklerine inmeyeyim, bulutların ışıkla etkileşimi de ayrı bir meseledir. Işık bir buluta girer, su partiküllerine, moleküllerine çarpar ve farklı yönlere dağılır. Kaya gibi katı bir şey değildir.”
Bilgisayarlar yardıma! DreamWorks Ar-Ge’den Ken Museth, yeni bir hacim formatı için çok büyük kütlelerle çalışabilen bir program geliştirdi. Modellenen şekiller “yüzey gürültüsü”nü ortadan kaldırarak onlara, fasulye sırığında yolculuk yapmayan seyircilere gerçek gibi gelecek yumuşacık bulut görüntüsünü verdi.
ADIOS, KEDİLER VE YUMURTA
Yönetmen Chris Miller’a göre (ekip ve kadrodakilerin de düşündüğü gibi) animasyonun büyüsü bir ekibin çabasının tek bir sinema hayaline dökülmesi. “Ben animasyona bayılıyorum. Hikaye anlatımına bir yaklaşım olarak, imkanlarınız sınırsızmış gibi geliyor – hiçbir kısıtlama olmadan bambaşka bir evren yaratma fırsatınız oluyor. Bu fikir de benim hoşuma gidiyor. Ama animasyon olsun, gerçek çekim olsun, iş en sonunda bir hikayeyi ne kadar iyi anlattığınıza ve seyircinin karakterlerle nasıl iletişim kurduğunda bitiyor.”
Zach Galifianakis: “Hikayede Humpty Dumpty duvardan düşüyor, köyden filan birileri – sanıyorum kralın adamları – zavallı çocuğu bir türlü birleştiremiyorlar. Yani, baktığınızda burada çok büyük bir hikaye yok. Ama bu hikayeyle çok daha derine inebiliyorsunuz. Humpty Dumpty’nin pek çok katmanını görebiliyorsunuz. Bu maceracı kediyle olan ilişkisini görebiliyorsunuz. Bir yumurtayla bir kedinin beraber takılmasını kim istemez? Eminim otururken şöyle düşünüyorsunuzdur: ‘Acaba kimin kimle takıldığını görmek isterim? Hmm. Buldum – bir kediyle bir yumurtanın!’ O zaman tam size göre bir filmim var.”
Antonio Banderas yalnızca bitmiş bir animasyon filminin ardındaki dev girişime değil, en küçük ayrıntısına kadar görüntüdeki ustalığa da hayran. “Hatırlıyorum da Shrek 2 zamanında Eddie Murphy bu insanların ne kadar muhteşem olduklarından, ruhundan biraz çalıp herkes görsün diye beyaz perdeye yansıttıklarından bahsetmişti. Gerçekten çok doğru söylemiş.”
Yapımcı Latifa Ouaou: “Yıllar boyunca, 20 departmanda 620’den fazla sanatçı bu projede çalıştı. Bu sayıya bakınca herkesin tek bir amaç için beraber çalışmasının ne kadar önemli olduğunu fark ediyorsunuz. Çizmeli Kedi filminde herkesin gerçek bir uyum ve işbirliği içinde çalıştığını hissettim. Chris Miller öncülüğünde, renk sabitlemeye kadar, ki animasyon sürecinde bu en son aşamadır, bu böyle devam etti. Gerçekten müthiş, hareketli bir deneyimdi.”
Uzun çalışma saatleri, yüzey gürültüsü, insanı sarıp sarmalayan üç boyut, insan kalçalarının olmayışı – sonuçta yönetmen Miller’a göre hepsi bir şeyde bitiyor… hikaye. “Her şeyden önce bu bir komedi, aynı zamanda harika bir macera filmi. Ama ardında bir mesaj da var: Hayatta herkes ikinci bir şansı hak eder, ve kendi hayatınızın gidişatını her an değiştirebilirsiniz – hiçbir zaman geç değildir.”
