Akılalmaz (Unthinkable)

“Din fedaileri bedeni küçümsemez, çarmıha gererek yüceltirler onu; bu açıdan düşmanlarıyla aynı görüştedirler.”
Franz KAFKA
FİLME DOĞRU…
Eğer bu filmi bir cümle ile ifade etmek gerekseydi ve bu cümle ile filmin anlaşılacağından şüphe etmeseydim bu yazıyı Kafka’nın yazının başlangıcına koyduğum sözüyle başlatır ve bitirirdim. Ancak bazen açıklamak gerekir daha anlaşılır olmak adına her ne kadar hakikatte açıkladıkça durum daha karmaşık bir hal alsa da.
Bir inanç adına eylem yaptığını düşünen bir sabotajcı. İşini düzgün yapmaya çalışan bir FBI ajanı. Ve yine CIA’nın eski bir personeli ekseninde kutsanan acıyı, işkenceyi, politize edilen dini, yani insanı konuşacağız.
DÜŞÜNCELER
Bir inanç, düşünce yada duygu eğer kendisinden farklı olan benzerlerine hayat hakkı tanımıyorsa orada bağnazlıklar ve doğal olarak karşıt bir biçimde savunma güdüsü gelişir. Hayat hakkı tanımayan da, tanınmayan da bağnazlığın muhatabıdır. “Savunmak” adına yapılan haksız saldırılar ise “öteki”yi savunma durumunda bırakır ve sonunda o da savunmak adına saldırır. Bu insanın insanlığını hatırlamadıkça sona ermeyecek bir kısır döngüdür.
Şehrin çeşitli bölgelerine bomba yerleştiren adam kendisini bilerek yakalatır, bombaların patlamasına çok az vakit vardır. Vakit kısıtlı ve de durum vahim olunca insanlığın Kabil’den bu yana sürdürdüğü yöntem olan istediğini almada baskı ve şiddet uygulamaya konulur. Bunun için de “H” denilen CIA uzmanı görev başına getirilir. Film işte bombacı ve H’nin zıt kutuplarının etkileşimi ve bu etkileşimin girdabında FBI ajanı Brody’nin doğruya yönelme çabasının etrafında işkenceyi ve doğrularımızı sorgular.
“Size bu yüzden böyle davranıyoruz. Nihayetinde olacağınız tek şey sivillere tuzak kurarak varlığını idame ettirebilen sefil bir bombacı. Seni insan yerine koysam da bir hayvan gibi yaşar insanların sırtına yük olursun” “Amerikan halkı demek bir sürü savunmasız insan demektir, bir sürü çocuk, kadın, genç demektir. Amerikan politikacılarının faturası Amerikan halkına kesilebilir mi?” “Elbette ki kesilemez ama ya benim çocuklarım? Benim arkadaşlarım, dostlarım? Benim öldürülen ırkdaşlarım ve dindaşlarım? Hem Amerikan halkı ABD ordusunu oluşturan halk değil mi? ABD politikacılarına oy veren de aynı halk değil mi?” Üç farklı düşüncenin çatışmasını görsel olarak bize yaşatır film.
ACI VE HAZ
Bedenini acı ile kutsamak üzere işkencecilerin kucağına bırakan bombacı da, kendisine bıraktığı bedeni memnuniyetle kabul eden işkenceci de aynı zihin yapısının ürünüdür. Bir şeyler adına yargılayan, bu yargılarla hüküm veren, bu hükmü uygulayan ve hep bir şeyler adına yaşayan ve nihayetinde insanın acısıyla adına yaşadığı şeye kurban olan ve kurban veren, bir mazoşist ve sadist düşünce yapısının ürünüdür yaşananlar. Kutsanması gereken bedenin çektiği acı değil, ruhun acılarıdır. Ruhun acılarıdır insanı insanlaştıran, insanı olgunlaştıran. Bu nedenle bedenin çektiği acı ile arınmak “arabesk kültürün bir getirisi” gibi ağır bir tabir ile ifade etmesek de, kendi düşmüşlüğünün, çaresizliğinin, bir şey yapamamasının son noktasındaki bir ruh halinin dış dünyada çekilen acılara karşın derman olamamanın getirisi ile bütün o acıları hissetmek arzusunun dışa vurmuş abartılı bir temayülüdür. Acı ve haz birbirine karşıt ve dönüşebilen duygulardır. İşkenceci haz duyar, işkence gören acı çeker. Fakat işkence gören filmdeki gibi kendisini psikolojik olarak başka bir noktaya odaklamışsa o acıdan haz duyabilir ve bu haz hali de işkenceci de tam tersi bir tepki olarak acıya dönüşür. Çünkü işkence ederken işkence ettiğinden beklediği acı çekmesidir. O acı çekmedikçe kendisi acı çeker. Buradaki karşıtlığın ahengi bizi bir üçüncü amacı aratmaz. Yani duygular birbiriyle uyum içinde olduğu için üçüncü bir amaca yönelmemişlerdir. Veyahut da üçüncü bir amaç olmadığı için belki de uyum içindedirler tıpkı aşkta olduğu gibi. Bu nedenle aslında işkence görenin amacı salt acı iken, işkencecinin amacı da salt hazdır.
İYİ Kİ İNSAN VAR, YAŞASIN AJAN BRODY!
İşkencenin, acının, hazzın, kanın, çığlıkların ve gücün ayyuka çıktığı böyle vahşi bir ortamda insanlık sağduyusunu Ajan Brody temsil etmektedir. Bombacıyla yalnızca konuşarak sorgulama yapan Brody, zaman zaman şiddete başvuracak duruma geldiyse de bu tepkileri insana yakışır ölçüde gayet sıhhatli bir biçimde kalır. İnsanlığını hatırlar, şiddete başvurmaz. Burada olağanüstü şartların olağanüstü durumları getirdiğine dair kaideyi sorguluyor yahut bunların her türlü şiddeti meşru kılmasını tartışıyor değiliz. Bunlar konumuz dışıdır. Mevzu, yani üzerinde durmaya çalıştığımız şey, olağanüstü durumların insana insanlığını unutturmaması gerekliliği ve altı doldurulmamış “mutlak doğru benim” anlayışının insanı nerelere götürdüğüdür. Bu kadar söz etmenin gereksizliği bir kez daha ortaya çıkmıştır aslında. Son cümlemiz bizi en başa götürdü, siz en iyisi filmi izleyin ve şu sözü unutmayın:
“Din fedaileri bedeni küçümsemez, çarmıha gererek yüceltirler onu; bu açıdan düşmanlarıyla aynı görüştedirler.”
