Leyla ile Mecnun 1

Leyla ile Mecnun yönetmenliğini Onur Ünlü’nün üstlendiği senaryosunu Burak Aksak’ın yazdığı son yılların en çok konuşulmasa da en ‘orjinal’ yapımlarından. Bir dizinin bir bölümü okunabilir mi? Yahut okunmaya değer mi? Dizi filmler baştan sona kesitler halinde bölüm bölüm verildiği için genel anlatı ve o anlatının ilerleyen zaman içerisinde nasıl verildiği dizi bittikten sonra ortaya çıkar.
Dolayısıyla okuma denilince anlaşılması gereken bütünü okuma faaliyetidir. Ancak şu bir gerçektir ki bilim dalları hiç bir zaman bütünü okuma iddiasında olmamıştır. Fizik, kimya, biyoloji hep bütünün parçaları üzerinde yoğunlaşan, bütün hakkında fikir veren ancak genel bir bakış sağlayamayan dallardır. Bütün hakkında en temel soruları felsefe sorar ve bütünü okumaya çalışır. Sinemada bu nedenle felsefe çok önemlidir. Ve şimdi bitmemiş bir eser olarak gördüğüm dizinin felsefesinden çok işin fiziği ve kimyasıyla alakadar olacağım. Onur Ünlü’nün, dizi ekibinin ve bölüm bölüm ele alınacak olan hikayenin sinemaya ve film dünyasına neler katabileceği düşünüldüğünde bu dizi için bir okuma çabası gerektiği ortaya çıkmış durumdadır. Çünkü gelen haberlere göre pek yakında Leyla ile Mecnun’un sinema uyarlamasıyla karşılaşacağız ve illa ki dizi ile temas kurmak zorunda kalacağız. Sinema uyarlaması olmasaydı dahi sırf katkıları, düşündürdükleri ve orjinalliği sebebiyle dahi incelenmeye değer bir eser. İlk bölümle başlayacağım ancak bu her bölümün incelemesi yapılacak beklentisi oluşturmasın. Kanaatimce önemli gördüğüm bölümlere değineceğim. Şimdi asrın aşk masalına beraber bir göz atalım…
İstanbul…21.yy başları…Gerçek bir zaman ve gerçek bir mekanla başlarız. Anlatı gerçeklik duygumuzu okşayarak başlar. Görünürde her şey normaldir, gerçek hayattaki gibidir. Ve kendimizi bir anda bir koşturmanın ortasında buluruz. Bir anne ve baba oğulları Mecnun’a kız istemek için bir telaşenin içinde hazırlık yapmaktadır. Bir anda olayların ortasında buluruz kendimizi ki, olayların bizimle başlamaması, bir önceliğe sahip olması gerçeklik duygumuzu bir kez daha okşamaktadır. Kız istenmesinin ardından olayın öncesine gidilir. Kız isteme gününün sabahına. Kendimizi olayların ortasında bulduğumuz için Onur Ünlü bizi bilgilendirmeye başlar.
Zaman oynak bir düzlemdedir. Bir oraya gideriz, bir buraya. Dolayısıyla geçmişteki aşkı rahatlıkla bugüne taşıyabiliriz. Geçmişten gelen efsanevi aşk masalıyla pek alakası yok zannederiz ama esin kaynağı yine o meşhur aşk masalıdır aslında. 21.yy’da Leyla elbette arkadaşlarıyla gezen ve deyimi yerindeyse normal bir kız görüntüsü verecektir. Mecnun ise çöllerde ömür çürüten efsane kahramanı gibi dağınık ve derbeder bir halde karşımıza çıkar. Mecnun Leyla’yı görüp aşık olana dek herhangi bir absürdlüğe rastlamayız. Ancak aşkın başlamasıyla beraber absürd bir dünyanın kapısı aralanır ve asrın masalı başlar.
Dizideki karakterler ve ortam absürdlüğü garipsemez. Her ne kadar Mecnun rüyasında gördüğü ak sakallı dedeyi uyandığında yanında görünce “Ne saçma ya” dese de, dizide genel olarak kendine has bir dil vardır. Gerçeklik vurgusu da zaman gibi oynaktır. Bu dile yavaş yavaş aşinalık kazanıldıkça olaylar gerçeğe dönüşebilir. Aksi halde absürdlük sınırından çıkılamaz ve diziye tahammül edilemez. Şu da bir gerçektir ki dizide yanına gelen karakterlere sürekli tepki gösteren bir bakkal tiplemesi dikkatimizi çeker. Dizinin diline yabancıdır, aslında bir bakıma izleyeni temsil eder. Her şeye itiraz eder, bakkala gelip bakkaldan olmadık şeyler talep edenlere sinirlenir, ısrarla gerçeği haykırır:”Burası bakkal!” Bir bakkal vardır normal aklı temsil eden, bir de dizinin bölümlük değişken tipleri. Dizinin diline aşina olmadıkları için onlarda da gerçeklik dizinin dışındaki bizim gerçekliğimizle paraleldir. Onlarda herhangi bir absürdlüğe rastlamayız. Çünkü onlar da bakkal gibi yabancıdırlar.
Ak sakallı dedenin bilgeliğinin çağın dertlerine derman olamaması, ak sakallı dedenin avantacılığı, Mecnun’un herkesi Leyla sandığında ‘kafayı mı yiyorum’ deyişi(çağın psikoloji algısı ile alakalı), İsmail ile Mecnun’un çok yakın dost olup çok uzaktan konuşmaları(kapitalizmin hakim olduğu zamanımızda en yakınlarımızla aramıza giren mesafe) , Mecnun’un rüyasında çölde karşılaştığı kutup ayısı(efsanede mecnun çölde kendini bulur, hikayemizde ise mecnun bahtsız bedevidir), külahı bir türlü vermeyen dondurmacı bir bakıma tarihsel varlık alanından gelen bilgi birikiminin yeniden yorumlanmasıdır. Ve yahut yeniden yorumlanmasına neden olacak tarzda sorular sordurur. Bu masala sonraki yazılarımızda devam edeceğiz…
