Karpuz Kabuğundan Gemiler Yapmak ve Minimalizm

Ahmet Uluçay’ın bu şiirsel filmi otobiyografik bir bakış getiriyor dünyaya. Yönetmenin kendi hayat hikayesinden kesitler içeren film minimal bir üsluba sahip. Uluçay kendi yaşanmışlığından dünyaya bir bakış sergiliyor, maziden geleceğe köprü kurarak değişen zamanda değişmeyenlere objektifini çevirerek evrensel değerlere bir bakış getiriyor. Evrensel değerlerden kasıt ise çok boyutlu.

Öncelikle yaşamın değişmez ilkesi aşk! Masum, çocuksu bir o kadar da büyük ve efsanevi. Bakışlar, mektuplar, anlamlar, imalar. Üsküdar’a gider iken aldı da bir yağmur şiirselliğinde yaşanan platonik görünen ama karşılıklı bir sevdanın hikayesini buluyorsunuz filmde. Kavuşamamanın ızdırabına tanıklık ediyorsunuz. Küçük bir hikayeden büyük bir kavramın anlatısı da minamilliği gözler önüne seriyor. Yalnızca bir aşk hikayesi değil tabi ki. Yaşamın en temel meselesi olan tutunmak, çabalamak, ekmek teknesini yüzdürmek mücadelesini “karpuz kabuğundan gemiler yapmak” metaforuna sığdırmış. İflas eden karpuzcunun kullandığı deyimdir bu metafor. Aynı zamanda çırağı için de bir hayat felsefesi olur. Sinema üzerine okuyan ve köyüne bir sinema açmak isteyen çırağının. Kasabadaki o çocuksu aşkı yaşayan çırağın.

Filmin tablomsu görüntüleri, teknik müdahelenin azlığı, hikayenin nokta atışı yaparcasına seçilişi, anlatının şiirselliği ve doğal seslerin tılsımı bize filmin minimalist bir anlayışla çekildiğinin ipuçlarını veriyor. Ayrıca film, minimalizmin ve şiirsel sinemanın yoğunlaştığı İran Sinemasının filmlerini hatırlatıyor. Yönetmenin otobiyografik bakışı da şiirsel sinemanın ustası Tarkovsky’nin son yapıtı Kurban’da yapmaya çalıştığı şeyi anımsatıyor. Uluçay’ın minimalistliği yalnızca hikaye ve kamerasıyla sınırlı kalmıyor. O bu filminde sanata bakış açısını da kendi çocukluğundan yola çıkarak anlatıyor. Ne diyordu minimalizmin ustası Bresson:”İmkanlarım arttıkça yaratıcılığım azalıyor.” Uluçay da filmde imkanı olmayıp, sinema  açmaya çalışan ve film gösterim makinesiyle uğraşan gençlerin yoğun çabasına değiniyor. Maddi imkansızlıklar çevresel yetersizliklerle bir arada verilirken, aşkın da umutsuzluğu eklenince küçücük fakir bir köyden sanat doğuyor. İmkanların olmaması gençler de olağanüstü bir çabaya sebep oluyor. Mümkünün rehaveti, ulaşılabilirliğin rahatlığı, hayallerin güdüleyiciliği karşısında yıkılıyor her ne kadar Uluçay hikayeyi realist bir sonla bitirse de.

Bir yanda yoğun tekniğin ürünü Hollywood filmleri diğer yanda karpuz kabuğundan gemiler yaparcasına bir çabayla oluşturulan sanatsal filmler. Çektiğiniz tüm hareketli görüntüler vidyo- film kategorisindedir. Ancak ya sinema filmi? Sinema filmi bir çok unsuru içinde barındıran bir kurallar manzumesine bağlı mıdır? Yoksa objektifi mi çevirdiğim yerde kaydettiğim görüntüler bir film olur mu? Sinema ille kurgusal mıdır? Yoksa bir anlatıya mı sahip olmalıdır? Eğer anlatıya sahipse yalnızca, bir kaç saniyelik bir film çekip, anlatıyı mizansene bağlayıp, sinemada gösterim yapsam nasıl olurdu? Peki ya anlık bir mizansen görüntüleseydim? Film mi olurdu yoksa fotoğraf mı?

Derin konular, derin sorular ve şu an muhakkak cevabı verilmiş ve cevabı olan sorular. Ancak bu temel sorular sorulmaya devam edildiği müddetçe sanat felsefesi devam eder ve sinema ancak o zaman sinema olarak kalmayı başarabilir. Bilgisayarların değil yönetmenlerin yaptığı filmleri görmeye devam etmek istiyorsak sinemanın doğasına da sahip çıkmak gerekir. Minimalizm bu nedenle önemlidir. Farklı anlayışların olduğu bir alanda minimalist anlayış diğer dalları işin doğasında uzaklaşmama konusunda dengeliyici bir akım olarak her daim bulunmak zorundadır.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir