Alejandro Amenabar’ın başyapıtı. Kendisini Diğerleri(The Others), Tez(Tesis), İçimdeki Deniz(The Sea Inside) gibi filmlerinden hatırlıyoruz. İspanyol sinemasının son zamanlardaki önemli yönetmenlerinden. Sanatçı bu defa Rachel Weisz ile çalışmış. Weisz filmde boyun eğmeyen, keskin ve kararlı bir kişilik olarak, yani tam bir filozof olarak karşımıza çıkıyor.

Agora: Şehirde buluşan diyanet, siyaset ve hakikat üçlüsü…

Bir şehir düşleyin…Paganların, Yahudilerin ve Hıristiyanların  bir arada yaşadığı, ortak kutsal mekanların olduğu bir şehir. Kimisine göre mabet olan bir yapı, kimisi için bir kütüphane ve akademi. Dolayısıyla yüksek görüşün hakim olmadığı toplumlar için çatışmanın kaçınılmaz olduğu bir şehir. İdeolojik çatışmaların ortasında ‘düşünce’ nereye konulabilirdi? Nereye ve hangi sınıra kadar hakikat kendisiyle meşgul edebilirdi? Hakikatin gizliliği ve parıltısı sizi cezbedebilir miydi?

M.S. 300’ler…Roma döneminin İskenderiye’sindeyiz. Şehrin merkezi sayılabilecek kütüphane paganların elindedir. Filozof Hypatia da onlardan biridir ve kütüphanede dersler verdiği bir çok öğrencisi bulunmaktadır. Şehrin müstakbel ilmiye sınıfını oluşturur Hypatia’nın öğrencileri. Farklı dinlerden ve görüşlerden öğrencileri vardır Hypatia’nın. Zaman zaman çatışsalar da Hypatia’nın yol göstericiliği ve hakikatin gölgesinde kardeşliği öğrenirler. Hem de sokakların git gide ısındığı bir zamanda.

Kütüphane aynı zamanda mabet. Paganların putlarının olduğu yer. Yalnızca felsefeye inanan Hypatia için de öyle. Çünkü tüm kitapların olduğu yani onun için yaşama amacının olduğu şehirdeki tek mekan. Her ne kadar hakikat siyasetten uzak dursa da, siyaset hakikate her daim müdahelede bulunmuştur. Kütüphane ve şehir git gide Hıristiyanlar tarafından ele geçirilmeye başlar. Şehrin kontrolü bir zaman sonra tamamen Hıristiyanlara ve dolayısıyla onların ruhani lideri Cyril’e geçecektir. Hypatia’nın derslerinden ilim tahsili yapan talebelerinin bir kısmı da zamanla şehrin yönetim kadrosunda yerini almıştır. Bir zamanlar Hypatia’ya aşkını ilan edip reddedilen pagan Orestes vali olmuş ve resmi ideolojinin dini olan  Hıristiyanlığı kabul etmiş, bir zamanlar Hıristiyan olduğu için çatışıp daha sonra çok yakın bir kardeş olduğu Synesius ise Hıristiyan rahibi olmuş ve Cyril’in yönetiminde yer almıştır. Hıristiyanlık git gide güçlenmekte ve kendisi dışındaki görüş ve inançları şehirde barındırmamaktadır. Böyle bir durumda kör kalabalığın galebe çaldığı bir şehirde hakikatin sesi cılız çıksa da, hakikat her daim sözünü söyleyebilmeyi başarmıştır. O anki zaman ve mekanda önemsenmemiş olsa dahi bugün Agora şehrinde bize kalan en büyük isim hakikatin temsilcisi Hypatia olmuştur.

Şimdi filmde üç karakter üzerine yoğunlaşacağım ki bunlar birer ekolün temsilcisi konumundadır. Hakikati Hypatia, siyaseti Orestes, diyaneti ise Synesius temsil etmektedir. Cyril diyanete hakim olmakla beraber bu ekolde incelenmeye layık olan hakikatten diyanete dönüşüm geçiren Synesius’dur. Diyanet dinin aslı, özü değil, din adına insanların yapıp ettiklerinin toplamıdır. Dolayısıyla filmde Synesius da, Cyril de dinin değil diyanetin temsilcisidirler. Yalnızca belli bir zümre kitabı okuyup yorumladığı zaman, ahlakın yozlaştığı dönemlerde din muhakkak diyanet halini alacaktır. Çünkü şehirde ya da ülkede güç sokaklardan beslenmekte, halkın nabzında atmaktadır. Tirbünlere oynayan  oyunda kaybetse dahi kazanan tek gladyatör olarak arenayı terk eder. Synesius hakikat talibi iken diyanetin rahibi olmuş ve ilk olarak da hiç bir güce boyun eğmeyen hakikatin üzerine gitmiştir. Orestus ise siyasetin akışına kapılmış, entrikalar ve boyun eğişlerle bir zamanlar üzerine düşüncelere daldığı hakikati önemsemez olmuştur. Hatta Hypatia’ya “Bunlar neden bu kadar önemli?” diyecek kadar. Hypatia ise yıllarca aradığı hakikati aramaya devam etmiş, evren teorisini sonunda geliştirmeyi başarmış, ancak tam olarak anlayamasa bile gözleri hakikate dönük olarak ölmüştür. Yani yaşarken nereye baktıysa bir ömür boyu, ölürken de oraya bakmıştır. Nasıl yaşadıysa öyle ölmüştür. Hakikat ehli olmak bu nedenle kolay değildir, bir ömür sadakatle aynı noktada yürümek, bir adım ilerlemese dahi üzerinde zıplamak, tepinmek, dövünmek. Kapısından ayrılmadan kendisini sana açmasını beklemek.

Hakikat siyasete söz söylediğinde iki ihtimal gerçekleşir. Yüksek kültürlü bir toplumda hakikatin tavsiyesine uyulur, bağnaz bir toplumda ise hakikatin sesi kesilir. Hypatia, şahsında bir çoklarını temsil ediyor, bizlere hakikatin sesinin siyasetin ve diyanetin kontrolü altında ezilen toplumlarda cılız çıkacağını bir kez daha gösteriyor.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir