Pazar- Bir Ticaret Masalı
Yabancı bir yönetmen Ben Hopkins’den bizden bir film: Pazar- Bir Ticaret Masalı (The Market: A Tale Of Trade,2007)

Yönetmen için yabancı dedim ama aslında o kadar da yabancı değil. Türkiye’ye ilk defa 1999’da gezici film festivaliyle gelen Ben Hopkins ailesi gibi kendisinin de Türkiye hayranı olduğunu söylüyor bir röportajında. Van’da çektiği Pamir Kırgızlarının Türkiye’ye göçünü anlattığı ‘37 Uses for a Dead Sheep’ isimli belgesel filmi de sözlerini destekler nitelikte.
Yönetmenin 2007 yapımı Pazar- Bir Ticaret Masalı filmi 90’ lı yılların başında Doğu Anadolu’ dan Azerbaycan’ a uzanan bir hikayeyi konu ediniyor. Filmdeki ana karakterimiz Mihram kurnaz , pazarlıkta usta ,köşeyi dönme hayalleri kuran, girişimci fikirlere sahip ama bu fikirleri gerçekleştirecek sermayesi olmayan biri. 90’ lı yılların cep telefonunun Türkiye’de yaygınlaşmaya başladığı yıllar olduğunu hatırlarsak Mihram’ ın bir telefon dükkanı açmak istemesini ve bunun için gereken 50 milyon lirayı toplama çabasını da anlayabiliriz.
Kapitalizm eleştirisini Mihram’ın köşeyi dönme hayalleri üzerinden yapan Hopkins ‘manevi değerler’ de ekliyor karaktere.Camide namaz kılıp ardından cemaate kaçak sigara satarken görüyoruz onu ya da ‘’Allah’ım şu yerdeki para elli milyon olsun söz bir daha içki içmeyeceğim ‘’ şeklinde dualarına tanık oluyoruz.

Karakteri bize anlattıktan ve cin fikirli hallerine rağmen sevdirmeyi başardıktan sonra olaylar örgüsüne başlıyor yönetmen. Kasabanın doktoru Mihram’dan çalınan aşıların yerine yenilerini getirmesini istiyor. Zira Mihram’ın sloganı ‘ne isterseniz bulabilirim’. Kar getirmeyecek bu işi biraz tereddütle de olsa kabul ediyor ve ‘akraba ziyareti’ sebebiyle Azerbaycan yollarına düşüyor.Yalnız eli boş gitmiyor. Yanında amcasının çalıştığı eski fabrikaya satmak üzere kaçak malları da götürüyor.
Filmin öne çıkan sahnelerinden biri de burada fabrika görevlisiyle yaptığı pazarlık sahnesi. Mihram’ın ustalığına ikna ediliyoruz.
Önceden sipariş ettiği aşıların başkası tarafından alındığını öğrenen Mihram bir hastaneye aşı almak için gider. Hastane görevlisiyle yaptığı pazarlıkta roller değişir ve taviz verme sırası Mihram’a gelir. Ardından Mihram’ ın filmin başında yapmaz diyeceğimiz kendi için olmayan aşıları çaldığı sahneyi izliyoruz. Burada aşıların bulunamayışı karşısındaki çaresizlik üretimin olmadığı yerde insanlığın içine düşeceği çaresizliğe de ayna tutmaktadır.
Filmde tek bir karakter üzerinde yoğunlaşılıp diğer karakterlerin fazlaca geri planda bırakılması bir eksiklik olarak yorumlanabileceği gibi bu durumun kapitalizmin insanı bireyselleşmeye yöneltmesine ve beraberinde yalnızlığa sürüklemesine bir eleştiri niteliği taşıdığı da düşünülebilir.

‘’Ben beşikten beri hep birilerine bir şeyler satarım’’ diyen Mihram karakterini karakterine rağmen sevmemizde elbetteki Tayanç Ayaydın’ ın performansının katkısı yadsınamaz ki bu performansla Locarno Film Festivali’nde ‘En İyi Erkek Oyuncu’ ödülünü ve yine aynı dalda Altın Portakal’ı aldığını atlamayalım.Film Ben Hopkins’e de ‘En İyi Yönetmen’ ve ‘En İyi Senaryo’ dallarında Altın Portakal ödülünü kazandırmıştır.
