Kadınları Seven Adam

Tür: Dram, Romantik
Yönetmen: François Truffaut
Senaryo: Michel Fernaud, Suzanne Sciffman, François Truffaut
Görüntü Yönetmeni: Nestor Almendros
Yapım: 1977, Fransa, 120 dk
Truffaut’un kadın incelemesi olan bu film şöyle başlar:
Bir cenaze töreni. Ancak bu sıradan ve olağan bir cenaze töreni değil. Debdebe yok ama törende bir tuhaflık var. Törendeki tuhaflık gelenlerin hepsinin kadın olması. Hayatını kadınları sevmekle geçiren bir adamın cenazesidir bu çünkü. Kadınları seven adamın, Bertrand’ın.
Bertrand’ın çocukluğu annesine karşı beslediği bir aşağılık kompleksi ile gelişir. Annesine karşı ezikliği onu ergenliğinde kadınlara sahip ve baskın olma isteğine yöneltmiştir. Kadınlarda çocukluğunda eksik kalan bir şeyler aramaktadır. Bir kadını bulabilmek için olağanüstü bir çaba harcayan, kilometrelerce yol kateden bu adam yalnızlığını onlarla paylaşmak ister.
Film boyunca Bertrand’ın çeşitli kadınlarla yaşadıkları ve onlardan edindiği tecrübeleri, siz de bir anlamda yaşayarak edinirsiniz. Filmde çarpıcı diyaloglar ve cümleler vardır kadın-erkek ilişkisine ve insan psikolojisine değinen cümleler.
Beraber olduğu kadınlardan birinin ona dediği “ Aşkı sevdiğini sanıyorsun ama bu doğru değil, sadece aşk fikrini seviyorsun.” cümlesi duygunun ve düşüncenin yerini gösterir bizlere.
Başka bir kadın: “ Birisine acı çektiren sırası gelince acı çeker. Acı çekseydin bu kadar katı olmaz daha düşünceli olurdun.” der ve acı çekmenin empatiyi artırdığını öğretir.
Bir başkası: “ Sen bir ahmaksın. Seni düşünerek kendimi seveceğim.” der. Aslında her bir kadın Bertrand’ı yeniden inşa etme istidadı içerisindedir ancak Bertrand’ın duyarsızlığı sebebiyle bu gerçekleşmez, yahut da sadece kadın bedenine olan duyarlılığı sebebiyle kadın ruhuna inemezken, kadınların kendi ruhuna da müdahele etmesine izin vermez. Ruhuna değen tek kadın annesi olmuştur, oda Bertrand’ın ruhunda ezikler oluşturmuştur. Ondan sonra kadınların ruhuna müdahele etmesine izin vermez ta ki kendi yaşlarında çantada keklik olarak gördüğü bir kadın tarafından reddedilinceye kadar. Bu Bertrand’da bir muhasebe yapma olanağı yakalamasına sebep olmuş ve bu sebeple kitap yazmaya karar vermiştir. Kendi kitabını. “ İnsanın kendi kitabını görmesinden başka tatmin edecek bir şey yoktur.” der. İnsanın en büyük eseri kendi kitabıdır. Kendi hayatınızla kendi kitabınızı yazarsınız. Ve günü geldiğinde yazdıklarınızı okursunuz. Günü geldiğinde, O gün geldiğinde ! “Çünkü yazmak kendinizi ifade etmek ve aynı zamanda kendinizi yargılamaya da açık hale getirmek demektir.”
Bertrand kitabı tek bir kadın için yazsa da tüm kadınlarından bahseder kitabında yani kendinden. Kitabını tamamlar ve kitap sayesinde son kadınıyla da tanışır. Nasıl yaşarsanız öyle ölürsünüz düsturunca Bertrand yaşadığı gibi ölür, yani yaşamı boyunca peşinden koştuğu şey uğruna ölür. Filmin sonunda da açık bir şekilde vurgulanan ve Bertrand’ın anlamadığı şey ise aradığı şeyi nitelikte değil nicelikte aramaktır. Bertrand her bir kadında ayrı bir şey sever ama yalnızca bir şey. Halbuki bir kadında pek çok şey sevilebilir…
