Run Lola Run

Koş Lola Koş
Yönetmen: Tom Tykwer
Senaryo: Tom Tykwer
Görüntü Yönetmeni: Frank Griebe
Müzik: Reinhold Heil
Tom Tykwer: Yapım
1998 Alman Yapımı: 81 dakika
Türü: Aksiyon-Dram
Tom Tykwer’ın bu güzel filmi iki aforizma üzerine kurgulanarak başlar. Elliot der ki : “Keşfetmekten yılmamalıyız ve tüm keşiflerimizi sonu başladığımız yere dönmek ve orayı ilk kez tanımak olmalı.” Ve ardından bugün futbol dünyasında sıklıkla kullanılan “ Maç 90 dakika”, “Önümüzdeki maçlara bakacağız”, “ Top yuvarlak ” (Der ball ist rund), gibi sözlerin sahibi, bir nevi futbolun felsefesini oluşturan Herberger’in “ Nach dem spiel ist vor dem spiel” sözü ile devam eder. Yani “ Oyunun sonu, oyunun başıdır.”
Bu iki aforizma ile kendimizi filme hazırlar ve hemen ardından etkileyici bir girişle karşılaşırız. Yuvarlak bir duvar saati, saatin hızlıca dönen, dönüp dolaşıp aynı noktaya gelen ibresi, kalabalık insan topluluğu ve insanın süluku ile ilgili sorular ve düşünceler…
Filmin ana karakteri Lola sevgilisine kısıtlı bir zamanda belli bir miktar parayı yetiştirmek zorundadır çünkü sevgilisinin başı derttedir. Lola telefonda durumu haber alır ve Lola’nın süluku başlar. Lola erkek arkadaşını durumdan kurtarmak için başlar koşmaya…
Filmi izlerken Lola’nın koşarken geçtiği ve uğradığı yerlere dikkat kesilmelidir. Çünkü Lola film boyunca aynı sahneyi 1 kez değil birkaç defa yaşayacaktır. Yönetmen Lola’dan erkek arkadaşına giden süreci ve bu yolculuk boyunca Lola’nın yolda değiştirdiği saniyelik veya anlık durumların sürece ve sürecin sonuna nasıl etki ettiğini birkaç değişik durumla incelemiştir. Örneğin, Lola evinden çıkıp merdivenlerden koşarak inerken her seferinde komşusunun köpeğini merdivenlerde oturur bulur, ilk seferinde merdivenlerden yuvarlanan Lola, diğer seferlerde bu durumu en az zararla atlatmasını bilecektir. Yoldaki serüvenleri hep böyledir. İlki kötü olur, ikinci de biraz daha iyi olur ve üçüncü de biraz daha. İnsanın hayat serüveni de böyle değil midir? Her seferinde hata yapar ama hatalarıyla daha iyiyi bulabilme yeteneğiyle de donatılmıştır.
Film boyunca Lola’nın hareketini izleyeceğiz. Kimi zaman hareketleneceğiz, kimi zaman ise heyecanlanacağız. Ancak Lola’nın bu doğrusal sandığımız hareketi her seferinde bizi en başa, harekete başladığımız noktaya getirecek. Dolayısıyla Lola’nın mevzu bahis hareketi doğrusal değil daireseldir. Yani bir merkez referans alıp onun etrafında dönüp, başladığın noktaya geri gelmek. Dairesel harekette ivme, yani hızı artıran parametre merkeze doğrudur. Yani dairesel hareket sahibi merkeze doğru yaklaşmak ister ve yaklaşmak için döner. Bu yüzden burada hareketten çok merkeze alınan referans noktası önemlidir.
“Dairesel harekette atalet direncinin yönü dairenin merkezinden uzaklaşan yöndedir” (K.Zuber). Atalet direnci ise bizim hareketimizle oluşturduğumuz, yani eylemlerimizin itici gücü olan kuvvetimize karşı oluşan tepki kuvvetidir. Bu da yolculuğumuz boyunca önümüze çıkan engellerdir, dairesel harekette bu engeller,yani atalet direnci bizi merkezden uzaklaştırmaya çalıştığı gibi yol boyunca karşımıza çıkan engeller de bizi merkezimizden yani amacımızdan uzaklaştırmaya çalışır. Lola’nın karşılaştığı köpek, ezilme tehlikesi yaşadığı araba, bir umut olarak yanına uğradığı sorumsuz babası yolculuk boyunca Lola’nın engelleri yani atalet direnci olmuştur. Yolculuk boyunca merkezinde dönen Lola, bu yol boyunca edindiği tecrübelerle bir kez daha ve bir kez daha dönerek daha güçlü ve tecrübeli olarak çıkar sürecin sonunda. Bunu da fiziksel olarak Zuber ile açıklarsak O’nun dilinden şunu diyebiliriz: “ Ucuna taş bağlanmış bir ipin daire çizilerek döndürülmesinden hasıl olan merkezsel kuvvet ip vasıtasıyla taşa intikal eder.” Yani dairesel harekette merkez etrafında dönen merkezden güç alır. Bu anlamda diyebiliriz ki “İnsanı yol terbiye eder.” (Cündioğlu)
Denize serbest düşme yapacak şekilde bir taş bırakın, taşın suya çarptığı yerden itibaren dairesel dalgalar oluşmaya başlayacaktır. O küçük dalgacık büyüyerek tüm denize doğru dairesel bir şekilde yayılır ve diğer dalgalara karışarak katkı sağlar, büyük dalgalar oluşur. Tüm denize, yani çerçevenin tamamına bakıldığında küçük görünebilir hatta görünmeyebilir de ancak büyük dalgaların içinde o dalgacıkların da katkısının olduğu bir hakikattır. Yeter ki bir merkez noktaya bir çakıl taşı bırakın, o dalgalar yayılsın, genişlesin ve diğer dalgalara karışarak ait olduğu sahillere vursun. Hangi sahile ait olduğunu bilebilmek ise çakıl taşını atanın işi değil elbet, ona düşen sadece çakıl taşını bırakmak.
Lola filmde çakıl taşını bırakan kişi. Yol boyu rastladığı insanlar üzerinde nasıl bir etki bıraktığından çok dikkatli olanlar için filmde işaretler olsa da o insanların sonraki hayatlarından detaylı bahsedilmemiştir ki bu normaldir çünkü bu Lola’nın sülukudur. Ancak diğer insanları da hayal edersek eğer Lola’nın çakıl taşının oluşturduğu dalgacıklar onları nasıl etkilemiştir acaba? Onların hayatlarında ne gibi dalgalar oluşturmuş ve bunlar hangi sahillere vurmuştur? Dairesel hareket tek başına yapılan bir yolculuk olsa da insanlarla etkileşim kaçınılmazdır. Etkilenirsiniz, etkilersiniz. İnsansı olan da bu değil midir? Etkilenmeyen insan değişmeyen, hissetmeyen insandır. Değişmeyen ve hissetmeyen biri insan mıdır?
Düşüncenin de hareketi dairesel değil midir? “ Dairesel hareket tümdengelimci(dedüktif), doğrusal hareket tümevarımcıdır (indüktif) ” (Cündioğlu). Bir merkez noktası alır etrafında dönersiniz, inceler, araştırır, mücadele eder, döğünürsünüz. Yola çıktığınız noktadan çok uzaklara savrulursunuz bazen, ama o noktaya birgün yaklaşabilmek umuduyla yola devam edersiniz. Çünkü dairesel harekette amaç her zaman ivmenin bize gösterdiği gibi merkeze yaklaşmak olmuştur, yolculuğun sonunda aynı noktaya dönüleceği bellidir. Doğrusal harekette ise yolun sonunun belirsiz olması insanı varmak istediği amaçtan tamamen saptırarak başka bir yola da sürükleyebilir. Göklerde parlayan yıldırım Edison’un zihninde de parlamadı mı aslında? Newton’un kafasına düşen elma, Newton’u derin düşüncelere, zihnine düşürmedi mi? Ya suyun kaldırdığı bir banyo tası Archimed’i nasıl çıplak iken yerinden kaldırdı da yollara düşürdü? Filmde ise çalan telefon Lola’yı yollara düşürdü, Lola’nın merkezi bir düşünceyle sarıldı ve süluk başladı.
Tom Tykwer’ın bu güzel filmi iki aforizma üzerine kurgulanarak başladı. Elliot dedi ki : “Keşfetmekten yılmamalıyız ve tüm keşiflerimizi sonu başladığımız yere dönmek ve orayı ilk kez tanımak olmalı.” Ve ardından bugün futbol dünyasında sıklıkla kullanılan “ Maç 90 dakika”, “Önümüzdeki maçlara bakacağız”, “ Top yuvarlak ” (Der ball ist rund), gibi sözlerin sahibi, bir nevi futbolun felsefesini oluşturan Herberger’in “ Nach dem spiel ist vor dem spiel” sözü ile devam etti. Yani “ Oyunun sonu, oyunun başıdır.”
Murat CANVER
