Bay Hiç Kimse
Yapım: 2008, 2009- Almanya, Belçika, Fransa, Kanada
Tür: Bilim kurgu, Dram, Fantastik, Macera
Yönetmen: Jaco Van Dormael
Senaryo: Jaco Van Dormael
Yapımcı: Philippe Godeau
Görüntü Yönetmeni: Christophe Beaucarne
Süre: 2s 18dk
Oyuncular:
Jared Leto, Diane Kruger, Sarah Polley, Juno Temple, Rhys Ifans
Fizik ve felsefeyi bir arada sinemanın diliyle sunan bu film “Güvercinin Batıl İnancı” olarak adlandırılan bir giriş sahnesi ile başlar. Pavlov’un köpeğini andırır bu sahnede anlatılanlar. Üzerinde durulan ise şartlanmışlıklar, koşullanmışlıklardır. Güvercine her kanat çırptığında ödül verecek olursanız, kanat çırpmasının ardından ödül bekleyen bir güvercine dönüşür. Hiç kanat çırpmadan verdiğinizde ise kendisine şu soruyu sormaya başlar:
“Ben bunu hak etmek için ne yaptım?”
Tıpkı insan gibi aslında. Hayatımızda biz doğmadan önce oluşan, çizilen sınırlar vardır. Daha biz gelmeden bizim dünyamız, daha doğrusu zincirlerimiz oluşturulmuş durumda. Bu zincirleri kıramaz isek bir ömür prangalarla yaşıyor, kırmaya çalıştığımızda ise krizlerle debeleniyoruz. Biz dünyaya gelmeden bizim dünyamıza bizden öncekilerin çizdiği bu sınırlar koşullanmışlıklarımız. Hayat serüveninde ilerlerken de kıramadığımız zincirler de koşullanmışlıklarımıza dahildir. Her kanat çırptığımızda aynı şeyin olmasını bekleriz, kafesin ardında, demir parmaklıkların arkasında koskoca bir dünyanın ve özgürlüğün bizi beklediğini bilmeden ve de düşünmeden. Alışılageldik kaidelerimizdeki en ufak bir değişiklikte ise “ben bunu hak edecek ne yaptım? “ sorusunu sorarız. Güvercin kendisine yapılan iyiliğe karşı bu durumu sorgularken, insan maalesef ki iyi bir şey başına geldiğinde hak ettiğini düşünür fakat kötü bir şeyle karşılaştığında “ben bunu hak edecek ne yaptım?” der.
Film bir tren garında annesi ile babasının arasında tercihe zorlanan, arafta sıkışmış kalmış bir çocuğun hikayesi. Nemo’nun…Bir çocuğa yapılabilecek en büyük haksızlıktır onu iki parçasından birini tercih etmesini istemek. Nemo elbette ki bir çocuktan beklenen şekilde kararsız kalır. Trene binen annesinin peşinden koşarken, bir yandan da koşan bacakları duraksar, arkadaki babasında kalır gözü. Bu nedenle ikisini de tam anlamıyla tercih edemez Nemo. Travmatik anlık karasızlık, onda hayatı boyunca oluşacak kararsızlıklara neden olacak ve filmimiz bu kararsızlıklarla oluşacaktır. Evet, Nemo’nun kararsızlıkları filmi oluşturan ana gövde. Çünkü her bir kararsızlık aslında bir olasılık. Karar veremediğimiz sürece olasılıkları artırmış oluruz. Ve dallanıp budaklanan bu karar ağacında her bir ayrımda da başka karar süreçleriyle karşılaşır ve olasılıklarımızı artırır yahut karmaşıklaştırırız. Filmde “Nemo annesiyle gitseydi ne olurdu? Babasıyla kalsaydı ne olurdu?” ile başlayan olasılıklar denklemi bir türlü çözülmek bilmez. Her şeyi bildiğini, eşyaya ve kainata hükmettiğini iddia eden insanın bu karmaşası çözülecek gibi değildir. Tıpkı Nemo’nun dediği gibi: “ Marsın 100 yıl sonra gökyüzünün neresinde olacağını bilebilirim derdi babam. Tuhaf olan şu ki babam kendisinin iki dakika sonra ne olacağını bilmiyor.” Marsın 100 yıl sonra nerede olacağını bilmek, marsın periyodik hareketi ve güvenilirliği ile alakalıdır. Bakınız bu durum nasıl ifade ediliyor: “Emin olduklarımıza bakarsak hepsinin periyodik olarak tekrarlanan şeyler olduğunu fark ederiz. Güneş hiç şaşmadan her gün ve her an vazifesinin başındadır, dünyada durmaz döner, ay da hep oradadır ancak biz belli bir zamanda görürüz ki o zaman dilimi de periyodiktir.” (1) Peki ya insan? İnsanın bu karmaşıklığının sebebi de emin olamamasında mı yatıyor ? Nemo seçimlerinde emin olamayınca karmaşa başladı ve olasılıklar meydana geldi. Emin olsaydı belki de olacak olan olurdu. Emin olamadığı için, olacak olan olamadı ve olacak olanlar türedi. Her bir olacak olan da kendi olabilirliliğini vücuda getirmek isteyince olasılıklar karmaşası ve var olma kaosu oluşmuş oldu Nemo için.
Bir olay vukua gelmediği zaman olabilirlilik evreninde yerini alır, olduğu zaman ise olabilirlilik evreninden sahici evrene doğru bir kırılma gerçekleşir. Diğer olmayan olabilirlikler ise her daim olabilirlilik evreninde yerini alırlar. Nemo olabilirlilik evrenindeki tüm ihtimaller film boyunca yaşamaktadır. Henüz küçük bir çocukken, yanlarından geçtiği üç kız arasında yapacağı tercihlerden oluşan üç hayatını da Nemo yaşar. Her bir olabilirliliği sahici gibi yaşayarak tecrübe ettiğini görürüz filmde. Ve aslında Nemo bu yüzden “Bay Hiç kimse” dir. Film boyunca Nemo’nun yaşadıkları hep olabilirliliklerdir, olanlar değil. Kararsızlıkta sebat eden Nemo bu sebeple hiçbir tercihte bulunmamış ve kendisi için hayatı durdurmuştur. Nasıl mı? Elbette felsefi olarak. Tercihleri olmayan insan özgür değildir ve de insan değildir. Gerçekleri yaşamayan Nemo bu sebeple gerçekte bir hiç fakat olabilirlilik evreninde tüm olasılıkları yaşayan adamların da hepsidir aynı zamanda. Fakat hakikatte Bay Hiç kimse’dir çünkü kendini tanımlarken atıf yapabileceği bir “sen” yoktur. İnsan kendisini kendisinden gayrısına atıf yaparak tanımlayabilir. Doğan çocuk önce anneyi sonra kendisini bilebilir hatta bir müddet annenin bir parçası gibi yaşar. Sevdiğimiz şeyler, eşimiz, dostumuz, mesleğimiz ve yaptıklarımız hep kendimizden gayrısını oluşturan ama aynı zamanda insanın kendiliğini oluşturan unsurlardır. Ben kimim dediğinde insan, Ahmet’in oğlu, Mehmet’in babası diyerek başladığı tanımlama sürecine, daireyi genişleterek devam eder. Nemo 2092 senesine gelindiğinde hiç kimseyi hatırlamamaktadır, olasılıkları yaşadığını zannettiği ve gerçeği yaşamadığı için, dolayısıyla gerçekte kendisini tanımlarken atıf yapabileceği bir şeyi olmadığı için “Bay Hiç kimse” dir.
Hatırlamamasının bir nedeni de filmde zamanın fiziksel ve felsefik olarak tartışılmasıdır. Filmde zaman kavramının evrenin genişlemeye başlamasıyla oluştuğunu, eğer bir gün evren daralmaya başlarsa zamanın tersine dönebileceğini sorgularken, “Daha yavaş nefes almaya başlarsan, zaman da yavaşlarmış” gibi Hindu atasözüyle de zamanın göreceliğine dem vurur. Bu söz bana İbrahim Bey ve Kur’an’ın Çiçekleri filmindeki “Yavaşlık mutluluğun anahtarıdır” ve “Hızlı yaşa genç öl” sözlerini hatırlattı. Kültürler değişse de hakikatler nasıl da bazen birbirini bulabiliyor değil mi? Aklın yolu bir değil mi?
Ve zengin felsefesi hem görsel hem de sözel olarak sunulan filmin irdelediği bir diğer mevzu da kelebek etkisi. Alakasız olarak addedebileceğimiz bir yumurta kabuğunun bir kadının ölümüne neden olabilmesi, bir yerde yumurta kaynatan birinin dünyanın nem oranına sağladığı katkı ile dünyanın bir diğer köşesinde yağmura sebep olabilmesi gibi örneklerle yapılanların göze değen küçüklüğünün büyük neticelerdeki rolü irdelenir. Küçük sebepler büyük sonuçlara gidebilir.
Ve zamanın tersine döndüğü filmin sonu da başından beri olduğu gibi kafamızda soru oluşturuyor. Seçebileceği tüm olasılıkların nelerle sonuçlanacağını bilen Nemo acaba doğru kararı bu sefer verebilecek miydi? Film kendi üslubunca bu soruyu da yanıtlıyor:
“ Önceden neler olacağını bilmediği için seçim yapamıyordu, şimdi neler olacağını bildiği için seçim yapması imkansızlaştı.”
