Prestij Filmi ve Sinemasal Büyü
Yapım: 2006-ABD,İngiltere, Kanada
Tür: Aksiyon, Bilimkurgu, gerilim, Psikolojik, Dram
Yönetmen: Christopher Nolan
Senaryo: Christopher Nolan, Jonathan Nolan
Senaryo(kitap): Christopher Priest
Yapımcı: Christopher Ball, Jordan Goldberg, Emma Thomas, Valerie Dean
Görüntü Yönetmeni: Wally Pfister
Müzik: David Julyan
Dağıtım: Warner Bros
Christopher Nolan’ın yönetmenliğini üstlendiği film geçmişten gelen rekabetlerini husumete dönüştüren iki sihirbaz üzerinden tam anlamıyla “sahne” olgusunu sorguluyor. İzleyen ile oynayan arasındaki fark nedir? Oyunun akışını ve detayları bilmek midir sadece? Yahut birisi oyunu yaşarken diğeri yaşamayan mıdır? Aslında seyirci de oyuncu da oyunu yaşar ancak bir farkla. Seyirci oyun içerisindeki gerçekliğe kendini kaptırarak hayattan sıyrılıp sahnedeki dünyada yaşarken, oyuncu bu sahteliğe rağmen bile isteye bu sahte gerçekliğe boyun eğerek yaşayandır. Oyuncunun ki bu yüzden daha büyük bir erdem ve fazilettir. Bile bile, aldana aldana ve aldandığını bilerek sahteliğe boyun eğerek gerçeği anlatmaya çalışır. Fakat seyirci için böyle bir paradoks mevcut değildir. O hayatını gişeden aldığı bilet ile gişenin gerisinde bırakmış artık sahnedeki hayata odaklanmıştır. Sihirbazlık için de, tiyatro için de, sinema için de bu dediklerim geçerlidir. Tiyatronun draması sinemaya hayat veren ana unsur olurken, sihirin tılsımı da sinemanın beyaz perdesinde tiyatrodan en büyük farkını oluşturur.
“Siz sırrı çözmek değil kandırılmak istiyorsunuz” diyordu Nolan’ın Prestij filminde. Aslında tam olarak da seyircinin istediği budur. Sırrı çözmek isteseydi kamera arkasında olmaya çalışırdı. Ancak o kameranın önünde vuku bulan kısımla ilgilendi. Perde ardı bizim için hakikattir. Hakikati çözmek isteyen ise tarih boyunca hep az kişi olmuştur. Çözümlenmiş ve sunulmuş hakikatlerin seyircisi ise her zaman çoğunluğu oluşturmuştur. Günümüzde sinema da çoğunluğa hitap eden bir sanat olduğu için sinemanın etkisi, tiyatral draması ve sırrının büyüsündedir. Sinema, büyü ve rüya ilişkisinin paralelliği izleyenleri perdedeki hayatın içerisine dahil olmasını kolaylaştırır. Gerçekleşmeyen rüyalarını, unutulmayan anılarını, hep umutla besledikleri hayallerini, yaşadıkları acıları ve bazen de büyülenip hiç düşünmeden öylece kendisini bir-iki saat boyunca bir filmin kollarına atmak isteğini insanlar bugün sinemada bulabilmektedir. Bu yüzden sırrı çözmek gibi zahmetli bir sürece büyük çoğunlukla girilmez, fark edilmez, fark edilse bile girilmek istenilmez. Çünkü Tarkovsky sinemasının aksine insanlar trajedileriyle yüzleşmektense onu yatıştırmayı yeğlerler.
Böyle bir ortamda sırrını ihtiva eden sanatsal filmler elbette ikinci planda kalacaktır. Çünkü insanlar sırla ilgilenmekten çok gösteriyle ilgilenir ve kandırılmak isterler. Onlara “sahnedeki şov” cazip gelir ve ölüm gibi bir trajedi gerçekleşse dahi şov devam etmelidir. Talep olduğu müddetçe arz da olur denilmesine rağmen sinemaya en azından biraz saygı duyanlar mevcut durumu iktisadi terimlerle açıklamamalıdırlar. Her ne kadar sunulan arzlar zamanla talep oluşturuyorsa da. İnsana değer veren, saygı duyan Tarkovsky’nin dediği gibi insanlar istiyor diye Spielberg gibi film yapmaya tahammül edemez. Bu anlamda sinemanın bir büyüye sahip olması gerektiği bir hakikat olmakla beraber, insanlara sırrın varlığı hatırlatılmalıdır. Sırrı çözmek istemeyenler muhtemelen sırrın varlığını da düşünmez, sırra inanmazlar. Bu anlamda sinema sanatı öncelikle insanları sırra inandırabilmelidir. Sanatsal vurgusu yüksek filmler her daim sırra haiz olmuşlardır.
Prestij filmi iki sihirbazın rekabeti üzerine odaklasa da objektifi, sahne,sır ve aldanmayı film boyunca çok güzel bir şekilde irdelemiştir. Sırrı çözmek mi yoksa aldanmak mı istiyorsunuz ? Seçim sizin…
