Zaman İyiliği Gerektiriyor!

“Zaman bunu gerektiriyor!”, “Bu olağanüstü halde böyle detayları düşünemeyiz”, “Bunları ancak şu zor dönemi atlattığımızda mevzu bahis edebiliriz” gibi sözler bana her zaman eksiğini kapatma psikolojisinin ürünü olarak gelmiştir.

İnsanoğlunun yaşadığı her dönemde duyduğu kadim sözlerden biri olmasına rağmen ardında insanlığa dair bir şeyler bıraktığına rastlamadığımız bu kaçan, sorunluluğu üzerinden atan, hadiselerin yönlendiricisi olmayı değil, olup bitenlerin yönlendiriciliğine tabi olan mantık, bütün bir insanlık tarihinin esaslı imtihanlarından biri olmuş, adaletin tuğla tuğla inşa edilmesi gerektiği zamanlarda hak-hukukun üzerine kezzap gibi dökülmüş, özgürlüklerin savruluşunda esen rüzgâr olmuş ve sonunda suçlularının edip eylediği her şeyi yüzüne vurmak istenildiğinde de bir bahane olmaktan geri durmamıştır. En sağlam.. en dayanıklı.. en uzun ömürlü bahanelerdendir biridir bu mantık: “O zaman vaziyet bunu gerektiriyordu!”…

Hâlbuki insan, bütün azalarıyla var olmaya devam etmektedir zor günde de kolay günde de! Madden olduğu kadar manen de ihtiyaçlarının tatminine muhtaçtır. Kalbinin gıdaya, ruhunun dayanağa, vicdanının bitmez tükenmez bir pınara muhtaç oluşu, her dönemdeki kadar zor dönemde de devam etmektedir. Belki de daha fazlasına ihtiyacı vardır. Böylesi zamanlarda ağızlarından dökülenlere hayranlıkla baktığımız insanların söylediklerinde ne kadar samimi olduğuna şahit oluruz. Hareketler iç dünyamızın ortaya dökülüşüdür zira. Hayata geçirilmeyen projeler, sözler, naralar sadece bir yük olmaktan öteye geçememiş, ileriki hayatları için başlarını öne eğecek bu erdem bilmez dönemler, onların kim olduğunu açığa vuracak bir turnasol kâğıdına dönüşmüştür. İyi ile kötünün neredeyse sadece niyetle değiştiği bu ince işçilik gerektiren sıkıntılı zamanlarda herkes kendi karakterinin neticesini ortaya koyacaktır. İyi iyi yolda… kötü de kötü yoldadır artık!

“Ben iyi bir insan olacağım” kabulünün altında “Ne olursa olsun!” kısmı da vardır aslında. “Ben kul hakkı yemeyeceğim” diyen bir adam, canı yansa da başkalarının canını yakmamaya kararlıdır demektir. “Doğru sözlü olmalıyım!” demek, ‘doğru’ hayatımızın imtihanını başımıza açacağında da geçerlidir ve sözünün hakkını verenler doğruların zümresindendir! “Kahrolsun zalimler!” diye ortalığı inletirken, okuduğumuz belanın dönüp dolaşıp başımıza gelmemesi için, en güçlü olduğumuz dönemi de hesaba katarak, gücün elimizde olacağı baştan çıkarıcı zamanları da düşünerek diyoruzdur o cümleleri. Örnekleri çoğaltabiliriz. Dolayısıyla ‘İyi’ döneme, zamana odaklanmış ve zamanın getirdiklerine göre davranan değildir. Aksine ‘yapacağına’ yani iyiliğe odaklanan, ne olursa olsun ondan vazgeçmeyendir. ‘Doğru’, sözü duruma göre eğen büken değil, hali-vaziyeti eğilse bükülse dahi doğruluktan yana olan, doğruya odaklanmış kişidir.

Sinema, hikâye temelli bütün sanat dallarında olduğu gibi, bir yanının da edebiyat olduğunu ispatlarcasına iyi ile kötünün mücadelesini, ayrıldıkları noktaları ve nihayetlerini göstermede çok ısrarcıdır. Toplum temelli yaklaşımlarda daha sıkça rastlayacağımız üzere, insana ve hayatına, toplum düzenine ders alıcı bir bakış açısıyla yaklaşır, adeta bize örnekler sunar. Hikâyenin serencamesinde iyiyi ve kötüyü takip ederken, kendi kararlarımızı bir kere daha gözden geçirme fırsatını buluruz. Bir anlamda tecrübe paylaşımı mevzu bahistir. Anlatılan hikâyede tecrübe edilen kararların sonunu görme şansını yakalar, başımıza gelmeden bu durumlar hakkında bilgi sahibi oluruz. Sinemaya ders almak için giden çok az insan vardır belki, ama sinemanın ders vermediğini iddia etmek de doğru olmayacaktır.

Batman’in ikinci filminde Joker karakteri ve Batman’in onunla mücadelesinde iyi ile kötünün ezeli-ebedi kavgasını izlemedik mi? Joker’in tek emeli kendisine ucube diyen herkesi kendisine benzetmekti. Kötülük bünyesini ele geçirdiğinden, aklının her köşesi kötülüğe hizmet ettiğinden, ölmüş vicdanı rahatsızlığını yok edebilmek için çeşitli yorumlara giriyor, Batman’in de kötülük yapabileceğini, normal insanların da kötü olabileceğini ispatlamaya çalışıyordu. Kapkara ruhunun acımasızlığını gizlemek için ya da huzursuz dünyasını kamufle edebilmek için yüzünü palyaçoya benzetmiş, onu da bıçakla yanaklarını keserek(!) yapmıştı. Her şeye rağmen Batman’in onu öldürmekten vazgeçmesi ve bütün suçu üzerine alması, iyinin fedakârlığından başka bir şey değildi… “Başka örnek var mı?” dersek aklıma hemen “Yüzüklerin Efendisi” gelir. Gollum, hırsın, tamanın, gelecek endişesinin kendini kaybetmişliğini temsil ediyordu. Yüzük için ve aslında benliği için yapmayacağı şey yoktu. İçten içe yaşadığı mücadeleyi bize izleten yönetmen Peter Jackson, aslında iyi ile kötünün savaşına kadrajını tutuyordu. Bir tarafta insanlık için çok ağır bir mücadeleye girenler var iken, ne yazık ki izleyici, kötülüğün geçici vaatlerinde nasıl kaybedildiğini Gollum’da izleyecekti. Magmaların içine düşerken kısacık bir an yüzüğe dokunduğundan dolayı gülümseyecek kadar kendini kaybetmişti bencilliğin zakkumlu vadilerinde!!

X-Men’in gösterimdeki son filminde de bir benzeri vardı. Profesör ve metallere hükmeden adam Eric’in dünya görüşlerinin ne kadar farklı olduğunu izledik hep beraber. Bu film bir tür toparlama mahiyetinde oluşuyla güzeldi ve bize iki yaklaşımın da sonucunu görebilme fırsatını verdi. Evet, iyilikle ulaşılan iyi sondu… kötülükle varılan ise acı son!
Prof.Trask’ın ölümünden sonra başlayan, insanlarla mutantlar arasındaki mücadelenin sonu kapkara bir dünya, yerle bir olmuş kentler, yıkıma uğramış medeniyetler… Elindeki gücü karşısındakini bitirmek üzere kullanmak işte bunu netice veriyor. Tek erdemi düşmanını bitirmek olan vahşice savaşın sonu kapkara bir zemin, savaşmaktan başka bir şey bilmeyen varlıklar ve acı!

Profesör ve kalan bir avuç mutant, zamanda yolculuk yapıp Raven’ın ya da diğer ismiyle Mystique’in Trask’ı öldürdüğü zamana geri dönmekten başka çarelerinin olmadığını görünce Wolverine’i 1971 Amerika’sına geri döndürürler. Bu amansız kavga hiç başlamadan bitirilmelidir çünkü. Raven, ailesini deney malzemesi yapan Trask’tan intikam almak istemekte ve yeteneklerini kullanarak her geçen dakika Trask’a yaklaşmaktadır. Wolverine, kendini ümitsizliğe bırakmış Profesörü ikna etmeli ve onunla birlikte bir an evvel Raven’ı durdurmalıdırlar. J.F.Kennedy’nin öldürülmesiyle suçlanan Eric’i inanılmaz bir yöntemle hücreden kaçırırlar. Yardım edeceğini düşünmektedirler. Ama onun yöntemleri farklıdır. Zaman zordur ve acil müdahale şarttır!!

Antlaşma masasında Vietnamlı bir komutana benzeyerek oturan Mystique’i görür görmez öldürmeye çalışır Eric. Dostlarıyla karşılaşmaya sevinememiştir Mavi kadın ayağından yaralanınca. Hızla pencereden aşağı atlar, yaralıdır, kurtulmaya çalışır. Profesör ve Wolverine ne olduğunu anlayamadan ortalık toz duman olmuş, insanlar etraflarında gördükleri bu başka yaratılışlı insanlardan korkmuş ve Trask iddiasını kabul etmeyen yönetime karşı elinde ciddi bir koz bulmuştur. Artık güvenlik politikalarına mutantlarla mücadeleyi de dâhil etmek zorunda kalacaklardır. İşler daha da sarpa sarmıştır. Raven, neden kendisini öldürmek istediğini Eric’e sorunca, “Geride kalan mutantların hayatta kalabilmesi için fedakârlık yapmalıydık!” diyecektir. Toplumun hakkını koruyabilmek için kişinin hakkını göz ardı ediyordur farkına varmadan.

Zihinleri okuma yetisi olan Profesör ise her şeye rağmen Raven’ı kazanmaya, onu ikna etmeye çalışacaktır. O kötü biri değildir en başta, hayatta kalması çok önemlidir. Raven’ın hata yapması konuşulurken “Bir kere hata yaptı diye ümit kesmemeli! Bizi anlayacak” diyecektir. Defalarca kez önüne çıkar, defalarca kez anlatır. Onu yönlendirmek değildir istediği, kendi dileğiyle doğruyu tercih etmesini istiyordur. İyilik onun damarlarında akmaktadır, başına gelecek şeyleri durdurmak istemektedir, seçtiği yanlış yöntemden dönmesini temin etmek gerekiyordur.

Derken Eric’in metalleri yönlendirerek koca bir stadyumu devlet başkanının toplantı salonunun etrafına geçirmesiyle olanlar olur. Eric’e göre başkan ve yanındakiler öldürülürse mutantlar kurtulacaktır. Ve hatta mutantlar korkmamalı, karanlıktan çıkmalıdır ve tüm dünya mutantların gücünü-kuvvetini görmelidir. Tüm dünya onlara göre hizaya gelmelidir! Raven silahını Trask’a doğrulttuğunda ise zaman adeta durur. Tetiği çekmesiyle araştırmaların sonu gelecektir görünürde. Baş düşmanlarını öldürmüş olacaktır, Eric’in dediği gibi! Profesörün söylediğini yaparsa eğer, mutantlara ne olacağını da bilmemektedir. İçinde iyi ile kötünün mücadelesi doludizgin sürerken gözlerinin içine bakan Trask, Raven’ın silahını indirdiğini görür. Galibinin olmadığı bu savaşı başlatacak o mermi tabancadan fırlamamıştır. Neticesinin ne olduğunu bilemese de doğruyu, iyiyi tercih etmesi, mutantların barışla yaşayacağı bir dünyayı doğuracaktır. Herkesin gözünün önünde cereyan eden bu hadise mutantların insanlarla bir derdinin olmadığını ispatlamıştır. Dolayısıyla onlar bir tehlike gibi görülmemelidir! İyi yolu tercih edenin de kötü yolu takip edenin de arzuladığı sonuç öldürmekte değil, affetmektedir!

Dünya, iyi ile kötünün yan yana olduğu bir yer… Tercihlerimiz bize açılan yolun ilk adımı… Hangi yola girersek neticesini ona göre göreceğiz… İyi zamanda da, kötü zamanda da!
Ferhat Nazım BEYDEMİR

Yorum Yaz