Yarının Sınırında (Edge Of Tomorrow) Film İncelemesi

Warner Bros. Pictures ve Village Roadshow Pictures yapımı bilimkurgu gerilim filmi olan Yarının Sınırında (Edge of Tomorrow) da Tom Cruise  ile Emily Blunt’ı başrollerde izlerken Doug Liman’ı da  yönetmen koltuğunda görüyoruz.

Yarının Sınırında (Edge of Tomorrow)’nın destansı aksiyonu, yeryüzündeki herhangi bir askeri birim tarafından alt edilmesi mümkün olmayan bir uzaylı ırkının yakın bir gelecekte Dünya’ya yaptığı acımasız saldırıyı konu alıyor.  Filmin ayrıntılarına ve fragmanına yazımızın devamında ulaşabilirsiniz.

Binbaşı William Cage (Cruise) intihar sayılabilecek bir göreve gayri resmi olarak atandığında hiç muharebe deneyimi bulunmayan bir subaydır. Birkaç dakika geçmeden öldürülen Cage, açıklanamaz bir şekilde, kendini bir zaman döngüsünün içinde bulur —bu döngü yüzünden, aynı şiddetli çarpışmayı tekrar tekrar yaşamak zoruna kalır ve tekrar tekrar ölür.

Fakat Cage, yanında Özel Kuvvetler savaşçısı Rita Vrataski’yle (Blunt) birlikte, her çarpışmada düşmanlarıyla gitgide artan bir beceriyle savaşmayı başarır. Cage ve Rita’nın uzaylılarla bu savaşı, onları her seferde düşmanı yenmeye bir adım daha yaklaştırır.

Filmde, Tom Cruise ve Emily Blunt’ın yanı sıra, Bill Paxton , Brendan Gleeson , Jonas Armstrong , Tony Way , Kick Gurry , Franz Drameh , Dragomir Mrsic ve Charlotte Riley’den  oluşan uluslararası bir oyuncu kadrosu yer alıyor.

Liman’ın yönettiği, senaryosunu Christopher McQuarrie, Jez Butterworth ve John-Henry Butterworth’ün kaleme aldığı Yarının Sınırında (Edge of Tomorrow) Hiroshi Sakurazaka imzalı All You Need is Kill adlı romana dayanıyor. Filmin yapımcılığını Erwin Stoff, Tom Lassally, Jeffrey Silver, Gregory Jacobs ve Jason Hoffs; yönetici yapımcılığını Doug Liman, David Bartis, Joby Harold, Hidemi Fukuhara ve Bruce Berman; ortak yapımcılığını ise Tim Lewis ve Kim Winther gerçekleştiriyor.

YAPIM HAKKINDA

CAGE
Size söylemek üzere olduğum şey
kulağa çılgınca gelecek ama beni dinlemelisiniz.
Hayatlarınız gerçekten buna bağlı.

Yarının Sınırında’da, dünya, değil herhangi bir insanın, hiçbir ordunun bile başa çıkamayacağı, yorulmak bilmez bir uzaylı gücüyle savaş hâlindedir; ve daha en büyük çarpışma henüz gelmemiştir. Sayısız erkek ve kadın bu Mimics’lere karşı savaşacak ve ölecektir; tabi eğer Birleşik Savunma Gücü’nün en umulmadık askeri, akıl almaz bir stratejiyi kullanmakta başarılı olamazsa: Yaşa. Öl. Tekrarla.

Filmde, Tom Cruise Ordu Halkla İlişkiler uzmanı Binbaşı William Cage’i canlandırıyor. Cage hiç ön saflarda yer almamıştır, ancak bir orgenerale savurduğu düşüncesizce bir tehdit yüzünden, uzaylıların yol açtığı bir zaman döngüsünde hayatı için savaşmaya mahkum olur… ve ölmeye.

Yönetmen Doug Liman kendisini projeye çeken şeyin, Cage’in kendini içinde bulduğu aşırı derecede alışılmadık şartlar olduğunu söylüyor: “Bu hakikaten eşsiz zaman döngüsü konsepti beni yakaladı. Birçok olasılığı beraberinde getirdi ve Tom’un karakterinin ilginç yanlarını irdeleme; ve ardı ardına her aynı gün, Cage’i uçurumun eşiğine getiren şeye tanıklık etme fırsatı sundu. Bu durum onu sadece bir asker olmaya değil, olması gereken adam olmaya da zorluyor. Muazzam bir aksiyon ve müthiş bir mizaha sahip, derin bir anlam taşıyan böyle bir proje bulduğumda, işte bu yapmak istediğim bir filmdir.”

Cage’in sıradışı durumu kendisinin bir uzaylıyla yaptığı ilk —ve görünüşe göre son— dövüşten kaynaklanmaktadır. Mücadeleyi çabucak kaybeder; aslında hayatını da kaybetmiş olmalıdır ama günü “sıfırlamak”, yeniden, o sabah tam olarak uyandığı yer ve zamanda uyanmak gibi eşsiz bir yetenek kazanmıştır. Haklı olarak, kafası son derece karışan Cage, diğer herkesin çoktan yaşanmış o dehşet verici olaylardan neden habersiz göründüğünü  anlayamaz. Bu insanlar, bilmeden, kaybetmiş oldukları bir savaşa hazırlanmaktadırlar.

Cruise bu benzeri görülmemiş ve son derece istenmeyen şartların, ayrıca karakterin onlara verdiği tepkilerin çok ilgisini çektiğini belirtiyor: “Hikayenin yapısı ve zaman döngüsünün işleyiş biçimi izleyicinin olaya dahil olmasına ve ardından sürekli hızlanan bir serüvende Cage’le birlikte ilerlemesine olanak tanıyor. Cage her ne kadar aynı günü tekrar tekrar yaşıyor olsa da, hiçbir zaman aynı gibi gelmiyor çünkü davranışları her zaman değişiyor; aksiyonu hep daha ileri götürüyor.”

Liman bunu şöyle açıklıyor: “Başka herkes aynı şeyleri yapmaya devam ediyor; Cage’in üzerinde kontrol sahibi olduğu yegane şey kendi eylemleri.”

Cage’in ivmeyi sürdürmesini mümkün kılan kişi, direnişin en iyi savaşçısı Çavuş Rita Vrataski. Bu rolü üstlenen Emily Blunt, “Rita gibi, oldukça sıkı, sert ve fiziksel olarak tehlikeli birini canlandırmak gerçekten heyecan vericiydi” diyor ve ekliyor: “Öte yandan, çok havalı bir hikayeyi yoğun aksiyon sekanslarıyla birleştiren bu senaryoyu okuduğumda, bol bol kahkahanın yanı sıra, insan ruhunun inanılmaz kararlılığı ve azmini de gördüm.”

Yarının Sınırında Japon yazar Hiroshi Sakurazaka’nın All You Need is Kill adlı kısa romanına dayanıyor. Kitabı yapımcı Erwin Stoff’a meslektaşı Tom Lassally verdi ve Stoff eserdeki film potansiyelini hemen fark etti. “Müthiş bir büyük ölçekli film olabileceğini anladım” diyen Stoff, şöyle devam ediyor: “Tam da yapmayı sevdiğim türde bir film: Gerçekten ilginç bir anlatım kurgusu olan, büyük, nefes kesici bir aksiyon. İnsan ırkının devamının tehlikede olduğu bir savaşa mahkum olmuş bir karakter fikri ve karakterin bir fark yaratabilmek için hem fiziksel hem duygusal anlamda becerilerini geliştirmek zorunda oluşu hakikaten hoşuma gitti.”

Sahip olduğu Viz Media ile romanı ABD’de yayımlayan yapımcı Jason Hoff, “Kahramanlık hikayelerini seviyorum; ve bunun şık bir üç perdelik drama yapısı var, dolayısıyla beyaz perdeye çok güzel yansıdı” diyor.

Birbirine bütünüyle bağımlı iki insanın beklenmedik eşleşmesi, üstelik bunlardan sadece birinin daha önce tanıştıklarını hatırlaması bol mizah malzemesi çıkardı, özellikle de Cage ile Rita arasında. Senarist Christopher McQuarrie bu konuda şunları söylüyor: “Cage hikayede medyayı kendi amaçlarına hizmet etmesi için kullanmakta usta biri olarak karşımıza çıkıyor; başlangıçta Rita’yı da bir araç olarak görüyor. Fakat Rita’nın benzersiz bir savaş deneyimi var ve Cage’in durumunu ondan bile daha iyi anlıyor —kısacası, Rita, Cage’in kabuslarının bitmesi için kilit kişi. Bu arada, Rita da her güne Cage’le hiç işi olmamasını  dileyerek başlıyor.” Cage her zamanki cazibesinin Rita’nın üzerinde işe yaramayacağını ve onu kazanmak için başka bir yol bulması gerektiğini kısa sürede fark eder. “Onun özenle inşa ettiği duygusal duvarını kırması gerekiyor —hem de tekrar tekrar.”

“Şu ana kadar savaşla ilgili okuduğum en orijinal senaryo olduğunu düşündüm” diyor yapımcı Jeffrey Silver ve ekliyor: “Cage’in genellikle çok komik bir şekilde ortaya çıkan bu zaman döngüsünde aynı günü gerçekten orijinal bir şekilde tekrar tekrar yaşaması hoşuma gitti; ayrıca, bunun hakikaten sıradışı ilişkileri olan karakterlerle en temel, en insani düzeyde başarılı olduğunu hissettim.”
Hikaye ağırlıklı olarak Londra, Paris, Fransa sahilleri ve kırsalında geçiyor. Yapım ekibi, hayallerindeki kasvetli, organik, savaş yıkımını yansıtan görüntüyü yakalamak için, hemen hemen her şeyi Warner Bros. Leavesden Stüdyoları’nda çektiler; böylece, filmleri, kısa süre önce yenilenmiş stüdyoda gerçekleşen ilk yapım oldu.

Bunun kayda değer istisnalarından biri, filmin başlarında, Cage’in Birleşmiş Savunma Gücü’nün (BSG) kumanda merkezine gelişiydi. Tarihte ilk kez, bir film şirketinin Londra’nın ikonlaşmış Trafalgar Meydanı’na helikopter indirmesine izin verildi.

Cage bir dahaki sefere bir helikopterden çıktığında, üzerinde filmin kendine özgü savaş zırhı, ExoSuit bulunuyor. Eşsiz şekilde tasarlanan zırhlar filmin en çarpıcı tasarım öğeleri arasında yer alıyordu.

“Bu filmde gerçekten muhteşem işbirlikleri yaşadım” diyen Liman, şöyle devam ediyor: “Çap açısından, yaptığım en büyük film bu. Daha önce hiç bilimkurgu ya da zaman yolculuğuna ilişkin bir film çekmedim; bu yapımda her ikisi ve çok daha fazlası var. Gerek kamera önü gerek kamera arkasında, herkes risk almaya ve olabilecek en zorlayıcı filmi yapmaya tamamen baş koymuşlardı; ve bence bu gerçekten anlaşılıyor.”

RİTA
Uyandığında gelip beni bul.

Binbaşı William Cage’le ilk tanıştığımızda, ABD ordusunda becerikli bir halkla ilişkiler subayıdır; bu, küresel çatışma yüzünden reklamcılık kariyerine veda ettikten sonra üstlendiği bir görevdir. Beyaz yakalı dünyasında kağıt kesiğinden daha ciddi bir yaralanma yaşamamıştır; hatta kan görmeye bile dayanamamaktır. Kendisini BSG birliklerinin bir parçası olarak savaşın son cephesindeki —ismi ironik bir şekilde Düşüş Operasyonu olan— muharebeye katılmak üzereyken bulduğunda, hem hiç hazırlıklı değildir, hem de çok korkmaktadır.

Cruise gerçek bir anti-kahramanı, —görevini tamamlamak bir yana— hayatta kalmak için gerekli donanıma sahip olmayan, hakikaten ezik bir asker karakteri yaratmaktan keyif aldığını dile getiriyor. “Cage karakterini oynamak gerçekten eğlenceliydi. Orduda çalışmasına rağmen, aslen asker değil; savaşta bile yaptığı tek şey konuşan idarecilerin sözcüsü olmak. Kahramanlıkla uzaktan yakından ilgisi yok. Aslında, ona isteksiz bir kahraman bile denilemez; savaştan kaçmak için her şeyi söyleyebilecek bir korkak o. Ve şimdi bu kanlı muharebeyi tekrar tekrar yaşamak zorunda. Ne zaman uyansa, en büyük kabusu yeniden başlıyor.”

Liman, “Cage’in aksine, Tom korkusuz” diyor ve ekliyor: “Her şeyi deniyor, ne olsa yapıyor. Karakter çılgınca şekillerde aşağılanıp öldürüldüğü halde role hiç düşünmeden sarıldı. Yapıma o kadar önem verdi, o kadar çok çalıştı ki, film içinde ve dışında, çevresindeki herkese ilham kaynağı oldu.”

Cruise ise, “Doug’la çalışmayı uzun zamandır istiyordum. Onun filmlerinde her zaman hoşuma giden türde bir karakter yolculuğu var. Sizi içine çeken bir atmosfer ve yoğunluğu barındırıyorlar. Ayrıca, Doug dramaya ya da aksiyona büyük bir canlılık ve muazzam bir insaniyet ve mizah katıyor. Kendimden her şeyi işime yansıtmayı seviyorum. Doug da aynı şekilde. Bu da onunla her gün birlikte çalışmayı çok eğlenceli hâle getiriyor” diyor.

“Tom işine benzersiz ölçüde bir çaba ve enerji getiriyor” diyen Stoff ise şöyle devam ediyor: “Hem teknik becerisi müthiş, hem de son derece atletik; Üstelik, bir filmin nasıl yapıldığına dair 360 derecelik bakış açısına sahip.”

Cage’in zamanı geri döndürme şeklindeki tuhaf yeteneği, ancak, onu anlarmış gibi görünen tek kişiyle, Çavuş Rita Vrataski’yle ortaklık kurabildiğinde anlam kazanmaya başlar. “Cage ve Rita bu hikayede dizginleri beraberce ele alıyorlar” diyor Cruise ve ekliyor: “Bu tam bir ortaklık; başlangıçta sıradışı müttefikler gibi görünebilirler, ama her ikisi de birbirleri olmadan hayatta kalamayacaklarını keşfediyorlar.”

Liman ise şunu söylüyor: “Güçlü kadın karakterlere meraklıyım; ve bence şu ana kadarki filmlerimde en güçlü olanı Rita. O, Taklitlere karşı saldırı yönetmiş ve binlercesini öldürmüş deneyimli bir savaşçı.”
Medya, önceki muharebelerdeki kahramanlıklarından ötürü, Rita’yı Verdun Meleği olarak taçlandırmış, birlikler ise ona Tam Zırhlı Fahişe (Full Metal Bitch) lakabını takmıştır. “Şimdi, bir de Cage’e akıl hocalığı yapması gerekiyor” diyen yönetmen, şöyle devam ediyor: “Onu kendisi kadar güçlü bir savaşçı olarak eğitmek zorunda, yoksa o gün kazanmak için hiç umutları olmayacak. Emily projeye müthiş bir karakter gücüyle geldi ve Rita’nın nam saldığı kadar savaşçıydı.”

Blunt, Cage’in Rita’yı kendisine yardım eden biri olarak görmesine rağmen, “Rita aslında onu kullanıyor çünkü Cage günü sıfırlayabiliyor. Bunu paha biçilmez bir silah olarak görüyor. Rita, deneyimleri sayesinde, her seferinde daha ileriye gidebilmek için taktik değiştiriyor ve önce muharebeyi sağ salim atlatıp, ardından savaşı kazanacaklarını umuyor” diyor.
Hikayenin aynı günü tekrar tekrar yaşama kurgusu, Blunt için Rita’yı canlandırmada sıradışı bir zorluk teşkil etti çünkü her yeni günle birlikte Rita’nın hafızası da sıfırlanıyordu; dolayısıyla, Cage’in de onunla ilişkisine her gün sıfırdan başlaması gerekiyordu.
Blunt bu konuda şunları söylüyor: “Rita her seferinde Cage’le ilk kez tanışıyordu. Dolayısıyla, Rita’nın başka biriyle etkileşiminde tekrar tekrar aynı ortamı yaşaması diğer kişiyle ilişkisini ilerletmekte zorluk yarattı. Cage’e karşı davranışları nasıl değişecek; eğer hatırlayamazsa, tanışıklıkları nasıl ilerleyecek? Bunu oynamak ve doğru oranda samimiyeti tutturmak benim için zorlu bir işti.”

Cruise da filmdeki tek taraflı ilişkiyi oynamanın ilginç olduğunu ifade ediyor: “Cage zaman içinde ona değer vermeye başlıyor, ama Rita buna karşılık veremiyor —çünkü onun açısından, her zaman birinci gündeler. Bunu irdelemek gerçekten eğlenceliydi; aralarındaki bağa müthiş bir derinlik kattı.”

Blunt, Liman’ın yönetim tarzının, Rita karakterindeki en ince değişiklikleri yansıtmasına olanak tanıdığını belirtiyor: “Doug’la çalışmak müthiş heyecan vericiydi; bana nasıl bir şey getireceğini ya da bir sonra hangi çekimi denemek isteyeceğini asla bilemiyordum. Bu da Rita’daki farklı katmanları gerçekten bulmamı mümkün kıldı. Doug da bir takım şeylerin fazla mükemmel ya da parlak görünmesinden kaçınıyor; onun yerine, tarzında çok doğaçlama anlar yakalamasına olanak tanıyan bir dağınıklık ve insaniyet var; bence izleyiciler bundaki samimiyeti hissedecekler.”
Liman, Blunt ve Cruise’un hedefi tam on ikiden vurduğuna inanıyor: “Gerek Tom gerek Emily müthiş oyuncular. Hikayeyi saran tüm dramatik öğelere rağmen, filmin mizahi anlarından çoğu aralarındaki muhteşem kimyadan doğdu.”
Cruise’un görüşü ise şöyle: “Emily muhteşemdi. Rita’yla yaptığı şeye bayıldım; karakterin yolculuğu açısından mükemmeldi. Onun insaniyetini görüyor ve hissediyorsunuz; ve bu oldukça dokunaklı. Üstüne üstlük, Emily daha önce hiç aksiyon yapmamış ama bunu asla tahmin edemezsiniz. İşe en zordan başladı ki bu hiç kolay değildi ama, muhteşem bir şekilde, kararlılık gösterdi. O tek kelimeyle müthiş bir aktris ve son derece esprili. Onunla çalışmak bir zevkti.”

Bu hayranlık karşılıklıydı. Blunt bunu şöyle ifade ediyor: “Elinden gelen en iyi filmi yapma konusunda bu kadar kararlı biriyle hiç tanışmadım. Tom her anın, her sahnenin, her günün en iyi versiyonunu hedefledi. Cage’i hiç de mızmız ve sıkıcı olmayan bir şekilde canlandırdı; oysa ki karakteri başta işe yaramaz ve beceriksiz biriydi. Bence onu izlemeyi daha da cazip kılan şey bu.”

FARELL
Er Cage bir asker kaçağıdır. Hepinizi onun ele geçirilmesinden şahsen sorumlu tutuyorum. Yarın sabah 6:00’da muharebeye hazır olacak.
J Bölüğü

Kumanda merkezinde yüksek rütbeli subaylarla yaptığı kavganın ardından, Cage kendini Londra Heathrow Havaalanı’nda bulur; burası artık BSG tarafından kumanda merkezi olarak kullanılmaktadır. Etrafına şöyle bir bakınır bakınmaz, bir şeylerin feci yanlış gitmiş olduğunu ve hiçbir ustaca Halkla İlişkiler söyleminin kendisini bu noktaya getiren dertten kurtaramayacağını anlar. Üsleriyle arası açılan Cage artık Başçavuş Farell’ın komutasına girer. Farell tepeden tırnağa askerdir ve Cage’in yeni görevinden kaçmak için tüm çabalarını bertaraf eder.

Cage’in askerden kaçmaya çalışan bir er olduğuna dair bilgi alan Farell, onu hizaya getirmeyi görev edinir. Farell, Cage’in yeni ekibi olan ve uyumsuz askerlerden oluşan J Bölüğü’nün komutanıdır. Bölüğüne savaşta liderlik etmeye hevesli, hayatı boyunca subaylık yapmış bu gururlu askeri Bill Paxton canlandırdı.

“Çavuş Farell birliklerini Fransa’da muazzam bir karşı saldırıya hazırlıyor çünkü bunun uzaylıların insan ırkını ortadan kaldırmasına karşı son direniş olduğuna inanıyor. Senaryoyu okuduğumda beni en çok etkileyen şey hikayenin hayal gücü, çapı ve ölçeğiydi” diyor Paxton ve ekliyor: “Canlandırdığım karakter şöyle bir şey söylüyor: ‘Korku olmadan cesaret olmaz.’ Biri diğeri olmadan var olmaz. Bana göre, hikayenin püf noktası bu. Ancak, ölüm-kalım durumuna rağmen, mizah ve hafiflik anları da var.”

Bir grup eski mahkuma benzeyen J Bölüğü, kopuk, işlevsiz altı askerden oluşmaktadır: Skinner, Kimmel, Griff, Ford, Kuntz ve Nance. “J Bölüğü yanınızda savaşa götürmek isteyeceğiniz en son kişiler gibi görünüyorlar, ama savaşa dalmaya oldukça hevesliler” diyor Silver.

Tanışır tanışmaz Cage’den hoşlanmayan, hatta kavgaya tutuşacak kadar ileri giden, sokak serserisi İngiliz Skinner’ı Jonas Armstrong canlandırdı. Sahneye hazırlanması için aktöre kısa bir süre verildi çünkü bu sahne programa çekildiği gün eklendi. “Gülsem mi ağlasam mı bilemedim” diyor aktör ve ekliyor. “İçimde hemen bir panik duygusu hissettim. Düşünebildiğim tek şey, ‘Ya dünyanın en büyük sinema yıldızlarından birine yumruk atarsam?’ oldu. Gergindim ama Tom süperdi ve her şeyi çok kolaylaştırdı. Olabildiğince saldırgan davranmamı söyledi. Sonunda bu benim tüm çekimlerdeki en iyi deneyimlerinden biri oldu.”

Kimmel’ı Tony Way canlandırdı. Aktör, grubun en atletiği olmayan Kimmel için, “Bunu aşırı derecede telafi etmeye çalışıyor. Bence, bir yandan da, eğer bir şeyleri doğru yapıyor olmasam, savaşta bugüne dek gelmezdim diye düşünüyor.” Bu doğru olsun olmasın, Kimmel muharebeye büyük çoğunlukla “komando” (iç çamaşırsız) olarak gitmeyi seçiyor. “Çok gergin bazı anlara komedi katarak, rahatlama getiriyor” diyor aktör sırıtarak.

Griff sorulmasa bile görüşlerini özgürce açıklayan egzantrik bir adamdır. Rolü canlandıran Kick Gurry şunları söylüyor: “O muhtemelen yan yana savaşmak isteyeceğiniz kişi çünkü tam bir kaçık. Bu yüzden, ya öldürülecek ya da hayatınızı kurtaracaktır” diyor.

Dragomir Mrsic pek az konuşan, sonuna kadar savaşmaya hazır ve istekli bir asker olan, sessiz ama gözlemci Kuntz’u canlandırıyor. Mrsic’a göre, “Kuntz yüz ifadeleriyle her şeyi anlatıyor. Savaş insanları tuhaf şekillerde etkiler; ve Doug konuşmazsa bunun etkili olacağını düşünmüş. Cage onunla ne yapması gerektiğini bilmiyor.”
J Bölüğü’nün en genç üyesi Ford her şeyi bildiğini sanan bir serseridir. Aktör Franz Drameh, canlandırdığı karakterin aksine, setteki deneyimli oyunculardan, özellikle de Cruise’dan olabildiğince çok şey öğrenmeye istekliydi. “Oldum olası Tom’un hayranıyımdır. Müthiş çalışma ahlakını ve tutkusunu gözlemlemek harikaydı. O kadar etkili ki; onu izlerken çok şey öğrenmeyi başardım” diyor Drameh.

J Bölüğü’nün yegane kadın üyesi Nance’i Charlotte Riley canlandırdı. Kırık bir burun ve kahverengiye dönmüş dişlerle aktrisi tanımak neredeyse imkansızdı. Riley’ye göre, “Nance erkek hakimiyetindeki bir dünyada, ama kendisinin de en az onlar kadar sert olduğunu erkeklerin bilmesini sağlıyor.” Karakterin sıradışı görünümünü daha da ileri taşımak için, “Kaşlarımı 80’lerin o muhteşem çalı kaş modelinde uzatmaya karar verdim. Buna bir de rastalarım eklenince Nance’e dönüştüğümü gerçekten hissettim” diyor Riley.

“Nispeten kısa bir ekran süresinde, J Bölüğü’nü oluşturan oyuncuların hepsi son derece kendine özgü karakterler yarattılar” diyor Liman ve ekliyor: “Bana kalırsa, izleyiciler onların arkasında olacak.”

Cage’in kendini kışlanın en düşük kademeli birliğinde bulmasının nedeni, çok ciddi bir hesap hatası yaparak bir orgeneralle, General Brigham’la ters düşmesidir.

Cruise, “Cage savaşın gidişatını yansıtmada harika bir Halkla İlişkiler örneği ortaya koyduğu için, —Brendan Gleeson’ın muhteşem bir şekilde canlandırdığı— General Brigham onun sıfır noktasından bildirim yapmasını, dünyanın dört bir yanındaki insanlar için savaş alanına bir pencere açmasını istiyor. Her şeyin yerli yerinde olmasını arzu ediyor ki sözde dönüm noktası kamuoyunun gözüne güzel görünsün” diyor.
Cage için talihsiz olan ise, generalin ricası olarak algıladığı teklifi geri çevirmeye çalışırken, yanlış bir ifade kullanıp, generali kızdırması ve gücendirmesidir. Böylece, kendisinin ve diğer herkesin hayatını öyle veya böyle değiştirecek olayları tetikler.

CAGE
Ben asker değilim.

RİTA
Tabi ki değilsin. Sen bir silahsın.

Cruise ve Blunt gerçek bir savaşa hazırlanırmış gibi, “Edge of Tomorrow/Yarının Sınırında”nın ana çekimlerinden çok önce antrenmanlara başladılar. Liman, “Tom ve Emily çekimlerden aylar önce fiziksel çalışmalara başladılar. Her ikisi de bunu çok ciddiye aldı. Çekimlerin ilk günü, her ikisi de filmin gerektirdiği aksiyona hazırdılar ki bir yönetmen için bu, bir rüyanın gerçekleşmesi gibidir” diyor.

Yine de, “İstediğiniz kadar antrenman yapın, isterseniz milyon kilometre koşun, bence hiçbir şey sizi yeterince hazırlamıyor. Sadece alışmanız gerekiyor. Ve bu oldukça zor. Rita’nın dövüş stili havada olmayı gerektiriyor: Uzaylı dokunaçlarının altından kaymak, düşmanın üzerinden atlamak, zıplamak, havadayken darbe indirmek gibi. Bunun yoğun görünmesini istedik ama bir yandan da güzel bir görselliği vardı. Koreografiyi yakalamaya çalışmak ve Rita’nın dövüşürken sergilediği beceriyi ortaya koymak muazzam bir meydan okumaydı” diyor Blunt.

Cruise da bunu doğruluyor: “İnanılmaz zorluydu. Üstüne üstlük, bazen, birinci ve ikinci birimler arasında gidip gelip, haftada yedi gün çekim yaptığım oluyordu.”

Dublör koordinatörü Wade Eastwood; Cruise, Blunt ve oyuncu kadrosunun geri kalanının film boyunca sergilediği son derece girift dövüş sekanslarının koreografisini yapmakla kalmadı, aynı zamanda oyuncuları bu sahneler için çalıştırdı. Antrenmanların hayati önem taşıması hem aksiyonun belirli öğelerinden dolayıydı hem de oyuncuların savaş için üzerlerine giyecekleri kıyafet yüzünden.

Askerlerin savaşta üzerlerinde bulunacak kıyafet ve silahların planlanması ve hayata geçirilmesi konusunda, Liman yapım tasarımcısı Oliver Scholl ve kostüm tasarımcısı Kate Hawley’ye çok kesin bir talimat verdi: Zırh teknolojisindeki herhangi bir yaratıcı serbesti yakın gelecekte elde edilebilir bir teknolojinin ötesine geçmemeli, bugün dünya genelinde savunma programlarında kullanılanlara benzer olmalıydı.
Liman bunu şöyle açıklıyor: “Yüksek teknolojili bir şeyler arıyorduk, ama ordunun ulaşacağı tarzda. Ordu ürününü satmaya çalışmaz; dolayısıyla, tasarımda çok daha faydacı bir yaklaşım ve anlayışa sahiptir. Ben de zırhın işte böyle görünmesini istedim; sade ve yalın; gösterişli olmayan bir şey.” Ortaya çıkan sonuç çok işlevli ExoSuit’un unutulmaz görüntüsü ve havasıydı.

Liman, ayrıca, zırhın insan vücudunu açıkta bırakmasını istedi ki karakterler baştan aşağı zırhla kaplanmasınlar ve görülebilsinler. Ve, karakterlerin bu zırh içinde koşması, dövüşmesi, zıplaması, sürünmesi gerektiği için, zırhın yalnızca giyen oyuncu tarafından idare edilebilen, eklemleri oynak, hareket edebilen sofistike bir kukla modeli olması gerekiyordu. Kostüm gerçek görünmeliydi çünkü öyleydi.
Scholl ve ekibi çeşitli ExoSuit konseptleri geliştirirken, şekil ve işlevselliğin tam olması için ExoSuit baş sorumlusu Pierre Bohanna’yla omuz omuza çalıştılar: 2 ve 3 boyutlu öncü konseptler alüminyum bir prototip çerçevenin yaratılmasında kullanıldı; prototipte kostümün kuralarının neler olduğunu belirlemek için değişken menteşe ve pivot noktaları denendi. Hawley, daha sonra, kostümün estetik ayrıntıları ve orantıları, renk paleti ve yüzey özellikleri için ekiple birlikte çalıştı. Kostüm ve sanat departmanı ile aksesuar departmanı arasında da, bütünlük açısından, sıkı bir işbirliği gerekiyordu ki ExoSuits ile silahlarda pratiklik ve devamlılık sağlansın.

Ortaya çıkan sonuç, insan eklemlerinin çoklu eksenlerini tamamladı; böylece zırh insan vücudu gibi hareket edebiliyor ve eğilebiliyordu. Çerçevenin üzerine köpükten tam boyutlu bir model yapılıp Cruise’a sunuldu.

Aktör bu konuda şunları aktarıyor: “Çekimler başlamadan birkaç ay önce projeye dahil oldum ve ExoSuit üzerinde pek çok AR-GE çalışması yaptık; sadece çerçeve 27 ila 45 kilo arasıydı ve 55 kiloya kadar çıkabiliyordu. Zihnin madde üzerinde gerçek bir testiydi; asla tam anlamıyla hakim olamadığınız bir şey. Fakat bu, karakter açısından çok işe yaradı.”

Cage için ExoSuit ve kışla kıyafetleri yaratılırken, Hawley ve Cruise baştan itibaren birlikte çalıştılar. Hawley, “Tom’un performansını desteklemek için kostümü pratik anlamda sürekli adapte ederken, Tom’un söylediği şeylerden biri, zırhın bir savaş tablosu ya da fotoğrafını çağrıştırmasını istediğiydi; içinde kasvetli, kahramansı bir romantizm ve bazen de insanlık olan bir tablo” diyor.
Scholl, Hawley, Cruise ve ExoSuit ekibi kostümü mükemmelleştirmek için büyük zahmetlere katlandılar. Başlıktan ayakkabıya, her şeyin uyumlu olması gerekiyordu, özellikle de Cruise, Blunt ve pek çok oyuncu kendi dublörlüklerini kendileri yaptığı için.

Çekimler sırasında sert maddeden 70 adet, yumuşak maddeden ise 50 adet ExoSuit elde yapıldı. Her bir ExoSuit çekimin yapıldığı yerde elde dökülmüş 200 parçadan inşa edildi. ExoSuit üretiminin zirve noktasında, kalıp atölyesi günde 650 parça üretiyordu; bunlardan 170 adedi vida, conta ve somundan oluşuyor ve kostümlerin bir araya getirilmesinde kullanılıyorlardı. Her bir parça kalıp atölyesinden üretim atölyesine gönderiliyor ve burada zımparalanıyor, boyanıyor ve cilalanıyordu. Kostümün üç farklı türü vardı: Domuzlar (grunt), tanklar ve köpekler; ve bunların her birinin tasarıma entegre edilmiş silahları bulunuyordu. Örneğin, köpeklerin kostümden çıkan kanatlara benzeyen roket atarları, tankların devasa makineli tüfekleri, domuzların ise daha küçük tabancaları vardı.

“Sadece ExoSuit’ların yapımı bile 4-5 ay sürdü” diyor Liman ve ekliyor: “Kısacası, bir tasarıma karar verdiğimizde, yeni bir fikirle gelip bunun yakın bir zamanda hayata geçmesini bekleyemezdik. Üretim bandından çıkan ilk ExoSuit’u Tom giydi. Kostümün ağırlığını üzerinde taşımaya alışmak için çoktan ağırlıklarla antrenman yapmıştı. Kostümü inandırıcı kılan şey küçücük performans ayrıntıları —üzerinizde o zırhla sırf yürüyor bile olsanız, bir güç harcıyorsunuz. Filmde, insanı hareket ettiren zırhmış gibi görünüyor; ama gerçek hayatta insan zırhı hareket ettiriyor.”
Hawley ise şunları söylüyor: “Rita için yaratılan ExoSuit’un diğer askerlerinkinden farklı bir his vermesi gerekiyordu. Rita inanılmaz kahraman bir savaşçı, ama aynı zamanda güzel. Onun görünümünü yaratırken fazla ‘kız işi’ herhangi bir şeyden ya da fazla ‘fantezi’ bir kedi kadın kostümünden kaçınmak istedik. Rita’nın onu diğer askerlerden ayıran kendine özgü daha kişisel bir havası ve dili olmalıydı; kostüm de bunu yansıtmalıydı; örneğin, düşen bir helikoptere ait rotor kanadının Rita’nın silah tercihi olması gibi. Onda bir Jean d’Arc havası var. Bu yüzden, kostümünün göğsüne —romandan esinlenerek— kırmızı kesik işaretleri koyduk; sanki cehennemi görüp, yaşadıklarını anlatmak için geri dönmüş gibi.”
Blunt ise, “Rita filmde başlık bile takmıyor çünkü bunun bir faydası olmayacağını biliyor. O oldukça çetin ceviz bir kadın. Ayrıca, o özel zırhı giymenin ve peşimde 20 devasa adamla yürümenin de güç veren bir yanı vardı” diyor.

Oyunculara ExoSuit’ları giydirmek hiç de kolay bir iş değildi. Her oyuncunun dört kişilik bir ExoSuit giydirme ekibi vardı. Cruise kostümü giymek için gereken süreyi kısaltmayı kendine görev edindi. Aktör bunu şöyle açıklıyor: “Kostümü test ederken, içine girmem 30 dakika sürüyordu. Herhangi bir nedenden ötürü çıkarmanız gerekse, yapım 30 dakika kesintiye uğrayacaktı. Bu yüzden, ekibime çekimler başlayana kadar bu süreyi bir dakikanın altına indireceğiz dedim. Resmen kronometre alıp süre tuttum. Bu bir yarış hâlini aldı. Ve başardılar, süreyi 30 saniyenin altına indirdiler.”

All You Need is Kill’in yazarı Hiroshi Sakurazaka çekimler sırasında seti ziyaret ettiğinde, Cruise ona bir ExoSuit giymesini teklif etti. Sakurazaka, “Kostümü üzerimde taşıyacak fiziğe ya da dayanıklılığa sahip değildim” diyor ve ekliyor: “Üzerimde o varken, rol veya herhangi bir şey yapmak bir yana, yürüyemiyordum bile. Doug Liman beni üzerimde ExoSuit’la bir sahneye figüran olarak koydu; on kayıt boyunca orada öylece durmak bile beni çok yordu!”

Hawley ise şunu ekliyor: “Tam işlevli bir ExoSuit yaratmak son derece karmaşık bir süreçti, ama sonunda hepimiz çıkardığımız işten inanılmaz gurur duyduk. Ayrıntılar akıl almazdı. Nihayetinde öğrendiğimiz ders, ‘Şekil işlevden sonra gelir’ oldu.”
Hawley gündelik kışla kıyafetlerinde Britanyalı subayların geleneğinden yararlandı ve her birini karakterin üniformasını kendine özgü kılmak için neler yapabileceğine göre adapte etti —Rita’nın Doc Marten çizmeleri, Griff’in gömleği ve Kimmel’ın oyuncak ayısı. Tasarımcı, ayrıca, kostümlere önceki savaşlardan kolluk logoları ekledi; kostümlere aşınmış ve  yıpranmış bir görünüm verdi. Bunlar ofis duvarlarının dışına çıkmamış askeri personelin üniformalarıyla keskin bir tezat oluşturuyordu. Ve tüm dünya Taklitlerle savaş halinde olduğu için, kışla kıyafetleri ve üniformaların uluslararası bir havası vardı. Hawley tüm dünyadaki tasarımlardan kesitler alıp, bunları Birleşik Savunma Gücü’nün film boyunca görünen kıyafet ve aksesuarlarında birleştirdi.

Yarının Sınırında dünyası sürekli bir zaman döngüsünde var olduğu için, Hawley ve ekibinin süreklilikle ilgili ek zorluklarla da başa çıkması gerekti. “Sette çoğu zaman birbirimize, ‘Şu anda hangi döngüdeydik?’ diye sormamız gerekti” diyor gülerek ve ekliyor: “Yani bir bakıma, hayatı taklit eden sanat öne çıktı, Tom’un karakterinde olduğu gibi.”

CAGE
İşgal başarısızlığa uğrayacak, gönderdiğiniz tüm askerlerle birlikte. Her şeyi kaybediyoruz.

Scholl filmin genel görünümünü tartışmak için yapımcılarla ilk kez bir araya geldiğinde, yapımcıların vurguladığı şey, bunun savaşı ve uzaylı istilasını konu alan bir film olmasına rağmen, kıyameti çağrıştırmasını istemedikleriydi. Scholl, “Hâlâ kurtarılacak bir dünya olduğunun net bir şekilde anlaşılmasını hedefledik” diyor.

Klasik 2. Dünya Savaşı filmlerinin bir hayranı olan Liman, bir yandan bu dönemi çağrıştırmayı bir yandan da çağdaş izleyici için kısmen fütüristik bir dünya yaratmayı arzu etti. Bu nedenle, Scholl, günümüzde olmadığımıza dair, bazı teknolojik ürün ve benzeri şeylerle ip uçları veren ama yine de aşina gelen bir ortam yarattı. Tasarım ekibi filmde iki güne denk gelen süre için —her ne kadar tekrar tekrar yaşansalar da­— toplamda 27 dış 20 iç olmak üzere 47 set yarattı. Ve hikaye bir zaman döngüsü içinde geçtiği için, setlerin pek çoğu, uygun döngüye göre yeniden dekore edildi ya da yeniden tasarlandı.
Tüm film, ağırlıklı olarak Warner Bros. Leavesden Stüdyoları olmak üzere İngiltere’de çekildi. Tesiste yaklaşık 93 dönümlük alan sunan 9 platoya ek olarak, 405 dönümlük bir açık alan bulunmakta. Bu da Leavesden’ı büyük çaplı bir sahil çıkartması; Heathrow Havaalanı’na kurulmuş, içinde savaş tatbikat alanı ve çıkarma gemisi bulunan bir askeri üs; neredeyse yerle bir olmuş bir Louvre Müzesi ve fon oluşturan daha pek çok set için ideal yer yapıyordu.

Sahil
Stüdyoların 200 metre uzunluğunda, 150 metre genişliğindeki açık alanı, Yarının Sınırında ekibinin kullanımına verilmeden önce geniş bir çim alandan başka bir şey değildi. Buradaki zorluk, orayı yaklaşık 2. Dünya Savaşı dönemlerindeki Normadiya’yı anımsatan bir kumsala dönüştürmekti. Bunu yapmak dört ay sürdü. Arazi önce buldozerle düzeltildi; ardından 1300 ton kum getirtildi. Savaş alanı yaratmak için, orada gerçekleşecek aksiyon sekanslarının tasarımını yapan Wade Eastwood’un dublör departmanının verdikleri bilgiler doğrultusunda, titiz bir şekilde, çukurlar ve siperler kazıldı.

Özel efektler departmanı savaştaki patlamalar için yere ve kumun altına düzenekler yerleştirdi; hava o kadar nemliyken, kumun çamura dönüşmesini engellemek özellikle zordu; bunu sağlamak için set görevlilerinin kumu sürekli olarak alt üst etmesi gerekti. Çukurlu ve siperli kumların arasına uçak iskeletleri ve enkazlar serpiştirildi.

Bu seti 550 metrelik dev bir yeşil perde çevreliyordu. Perdenin yerini, daha sonra, Taklitlerle savaşan 100.000 birlikle birlikte, uçsuz bucaksız kıyı şeridi ve manzarayı yansıtan görüntüler alacaktı. Hava görüntüleri askeri uçaklarla, çıkarma uçakları, hoverkraftlar, helikopterler ve füzelerle doldurulacaktı. Görüntü yönetmeni Dion Beebe tüm aksiyonu yakalayabilmek için çoğu kez aynı anda dokuz kamera kullandı.
“Dion müthiş bir yetenek ve harika bir işbirlikçi” diyor Liman ve ekliyor: “Şu ana kadar çalıştığım en iyi görüntü yönetmenlerinden biri; onunla hiç düşünmeden yeniden çalışırım.”

Sahil çok karmaşık bir çalışma gerektirdi. Liman bu konuda şunları söylüyor: “Muhtemelen çekimlerin 35 günü boyunca o sahildeydik; son günümüz Noel’den hemen önceydi. İngiltere yağmurlu bir yer, bunu hepimiz biliriz; ama o gün gittiğimizde sahilimiz karla kaplıydı. Müthiş biri olan yapım sorumlumuz Jeff Silver bana döndü ve, ‘Belki Doğa Ana bize artık sahilden gitme vaktimizin geldiğini söylüyordur’ dedi.”

Üs
Yapım ekibi, havaalanı yönetmelikleri ve filmin gereksinimleri doğrultusunda ne yapıp ne yapamayacaklarını belirlemek üzere, Heathrow Havaalanı’nı inceledi. Heathrow yönetimi son derece yardımsever davrandıysa da, burası dünyanın en işlek havaalanlarından biri olduğu için, ekip havaalanının bir kısmını stüdyoda kendilerinin inşa etmesinin en iyisi olacağına karar verdi.

Leavesden’daki binaların üzerlerine yeni cepheler giydirildi; uçak pistleri inşa edildi; yerdeki güvenlik ve trafik işaretleri kopyalandı. Heathrow’dan uzmanlar havaalanının asfaltının aynısının yapılması için sanat ve inşaat departmanlarıyla yakın bir çalışma içine girdi.

Havaalanı seti o kadar genişti ki, oyuncuların ve çekim ekibi üyelerinin pek çoğu sette ulaşım için golf arabası kullandı. Fakat Liman herkesin buna ihtiyaç duymadığını hatırlıyor: “Tom, J Bölüğü ve 40 kadar figüranla bir sahne çekiyorduk; sahnenin gereği olarak bir uçtan diğerine koştular. Diğer uca vardıklarında kaydı kestik. Bu yüzden, hepsinin tekrar eski yerlerine gelmeleri gerekiyordu. Oldukça uzun bir mesafeydi ama Tom koşarak geri dönmeye başladı. Birden bire diğer 60 kişi de onun peşine takılıp, başlangıç noktalarına doğru koşmaya başladılar. Böylece kayda yeniden başlamak için 5 dakika gerekecekken 30 saniye gerekti. Hatta, Tom, kameralı golf arabasını geçti.”
Havaalanını askeri üsse dönüştürmek için, bölgeyi askeri çadırlarla donattılar; bunlar askerler için operasyon üssü görevi gördü. Setin dekorasyonunda gerçek askeri çadırlar kullanıldı.

Rita’nın Cage’i Taklitlerle savaşa hazırladığı, üzeri kapalı tatbikat alanı, tahrip olmuş ve kurşun delikleriyle dolu devasa beton bloklardan oluşmaktaydı. Muazzam bir platonun içine inşa edilen bu set endüstriyel bir havaya sahip olacak şekilde tasarlandı; burası, ayrıca, filmde kırmızı, sarı ve turuncu gibi parlak renklerin kullanıldığı az sayıdaki setten biriydi. En kayda değer olanı ise, renklerin savaş eğitimi için kullanılan, görsel olarak çarpıcı, pençeyi andıran, çelik Taklit kopyasında kullanılmasıydı. Daha parlak bir palet, filmin kalanı boyunca kullanılan sade gri ve hakilerle kıyaslandığında, bu çalkantılı savaş dönemi sırasında ne kadar yüksek bir alarm düzeyinde olduklarını incelikli bir şekilde işaret etmenin yanı sıra çevrenin potansiyel zehirliliğini gösterme amacı güdüyordu.

Ne var ki, Cage bir saniye bile gerçek eğitim alamadan, J Bölüğü’nün kalanıyla birlikte bir çıkartma uçağında savaşa gönderilir. Onları kıyı şeridi üzerinde uçuran uçaktan, kablolarla kuma bırakılırlar. Scholl çıkartma uçağı için sofistike bir tasarım düşündü: Uçak dış çekimlerde çift pervaneli bir Osprey helikopter ile bir Chinook helikopteri bileşimini andıracaktı. Tasarımın görsel efektler amiri Dominic Tuohy ve yapı sorumlusu Paul Hayes’in ortak çabaları sayesinde gerçeğe dönüşmesi Scholl’u heyecanlandırdı. Tuohy ve Hayes’in ekipleri seti inşa ettiler ve gerekli düzenekleri kurdular; ve Nick Davis’in görsel efektler ekibi de daha sonra hem uçağın taban kapaklarının açılıp askerlerin savaşa atılışını gösteren, hem de dışarıya uçmakta olan binlerce uçak ekleyen efektleri gerçekleştirdi.

Gerçek sette, ExoSuit’ları içindeki oyuncular aslen kablolara bağlanmış şekilde, 4,5 metre aşağıdaki şiltelerle kaplı zemine atladılar. Sette, ayrıca, hidrolik düzenek de vardı ki bir uçuş simülasyonunu gibi sağa sola ve öne arkaya için sallanabilsin. Oyuncu kadrosu bu klostrofobik ortamda, ağır ExoSuit’ların içinde, bir koşum takımına bağlı olarak, ayakları aşağı sarkar vaziyette bir haftalık çekime katlandılar.

Paris
Filmin savaş dönemi Paris’indeki sahneleri için —hepsi Leavesden’da çekildi—, Scholl harabe şeklinde bir simge tasarladı: Louvre Müzesi. Ziyaretçilerin akın ettiği bu yer parçalara ayrılmıştı; devasa beton bloklar toz toprağın, enkazların ve insan kalıntılarının üzerlerine düşmüştü; kızakları ortadan ikiye kopmuş gibi duran bir asansör artık hiçbir yere gidemediği için, yarısı yerin üzerinde yarısı ise yerin altındaymış gibi görünüyordu. Yıkım sonrasında devam eden seli göstermek için, sete, çalışan altı şelale inşa edildi. Ve, Sakurazaka’nın orijinal romanına bir saygı duruşu olarak, uzaylı istilası başlamadan önce müzede gerçekleştirilen bir serginin reklamının yer aldığı Japonca levhaya yer verildi.
Setin bir tarafı tamamen yeşil perdeden oluşuyordu —arka plan, Paris caddelerini göstermek için görsel efektler departmanı tarafından önceden kaydedilmiş şehir manzaraları kullanılarak genişletilecekti.

Champs-Élysées’deki önemli bir sahne için, ekip donma derecesinin altında, Scholl’un tasarladığı Concorde Meydanı dış setinde geceleri çekim yapma cesaretini gösterdi. 75 metre genişliğinde, 75 metre uzunluğunda yeni inşa edilmiş tank seti 15 santim derinliğindeydi ve 23 bin galon su barındırıyordu. Setin etrafında yer alan 8,5 metre yüksekliğindeki yeşil perde heykeller ve demir kapılar gibi, gerçek meydanın dekorunu yansıtacaktı; ayrıca, gözü keskin olanlar su basmış caddelerde yüzen terk edilmiş arabaların arasından Kleopatra’nın İğnesi’ni fark edeceklerdir.
Yapım Leavesden’ın dışına da taşındı. Görsel efektler için Heathrow Havaalanı’nda, Devon’daki Saunton Sands kumsallarında ve Vauxhall’da bir parkın içinde kayıtlar yapıldı.  Araba sürüşlü sahneler Barton Stacey; Sussex’teki Lavant Yolu; ve son teknoloji araç testi imkanlarıyla tanınan Millbrook yarış pistinde gerçekleştirildi.

Oyuncular ve çekim ekibi çeşitli gerçek mekanlarda da çekim yaptı: Whitehall ile Horse Guards Bulvarı’nın köşesinde yer alan Savunma Bakanlığı Binası; Waterloo Köprüsü; Petersfield’da 1690’lardan kalma, İngiliz Kültür Mirası olan 89 dönümlük bir çiftlik; Farringdon’daki Coach & Horses Pubı; ve Hyde Park’ın yanındaki The Mall gibi. Ve dahil olan herkes için olağanüstü bir an sayılabilecek şey, “Edge of Tomorrow/Yarının Sınırında”nın Trafalgar Meydanı’nda sinemada tarih yazacak olması.

Trafalgar Meydanı

İlk yapım toplantılarından birini Stoff gülerek aktarıyor: “Tom, ‘Filmin açılışını Thames’in üzerinden uçup Trafalgar Meydanı’na inen bir helikopterle yapsak çok havalı olmaz mı?’ dedi. O noktada, mekan sorumlumuz Sue Quinn’e baktım, yüzü sararıyordu.”
Trafalgar Meydanı’na bir helikopter indirmek daha önce kimseye verilmemiş bir izindi; sadece acil durumlarda olmak üzere İngiliz ordusu dışında tabi. Neyse ki, yapımcılar Londra Belediye Başkanı Boris Johnson’ın desteğine sahiptiler. Başkanın ofisi sekansın gerçekleşmesi için Londra Üst İdaresi, Westminster Konseyi, Londra Ulaşım İdaresi, Charing Cross Emniyet Müdürlüğü, Atlı Polis, Atlı Muhafızlar, Londra Metrosu, Ulusal Galeri ve diğer yetkili kurumlarla işbirliği yaptı.

Buna ek olarak, yapımın mekan departmanı Trafalgar Meydanı’nın 700 metre çapındaki tüm iş yerleri ve konutlara planlanan çekimleri haber vermek için yazılmış 8 bin mektubu elden ulaştırdı.

Çekim günü, Trafalgar’ın ünlü çeşmeleri kapatıldı. Beebe’nin ekibinin sahneyi yakalamak için yere ve çatılara 11 kamera yerleştirmesi gerekti. Polis bölgeyi kapattı ve tüm trafik Trafalgar Meydanı’nın dışına aktarıldı. Hiçbir ayrıntı  şansa bırakılmadı.

Çekimde kullanılan RAF Puma Eurocopter marka helikopter Thames’in diğer tarafında Oval Kriket Sahası’nda bekletildi. Cruise helikoptere oradan bindi ve nehrin üzerinden uçup, Londra’nın Gözü, Tower Köprüsü, Big Ben ve Whitehall’u geçerek Trafalgar Meydanı’na indi. Ana helikopterin arkasında bir başka Eurocopter’a hava çekimlerini yapması için kamera monte edilmişti. Kayıtların birkaçında, Doug Liman da Cruise’la birlikte helikoptere binip, kamerayı bizzat kullandı.

Cruise bu konuda şunları söylüyor: “Trafalgar Meydanı’na bir helikopter indirmek dünyanın dört bir yanındaki mekanlarda geçmiş bir kariyerin istisnai ve en müthiş anlarından biriydi. Bunu yapmak hepimizi gerçekten heyecanlandırdı; ve Doug’ın başlangıç için beni canlı çekmek üzere orada olması harikaydı. Hepimiz için çok eğlenceliydi.”

Liman ise, “Trafalgar Meydanı’nı kapatıp, oraya dev bir Kraliyet Hava Kuvvetleri helikopteri indirmek tekrar çocuk gibi olduğunuz o anlardan biriydi” dedikten sonra, şöyle devam ediyor: “Teknik açıdan bakarsanız, kariyerimde yaptığım şeyler içinde uzak ara en zorlu olandı çünkü her şeyi yapmak için sadece 3 saatiniz vardı ve yerinde prova yapma olanağınız yoktu. Ayrıca, helikopter yerde çalışmaya başladığında, herhangi bir iletişimi imkansız kılıyor çünkü çok gürültülü. Ve sadece o sabahımız vardı, yani ne yaptınız yaptınız. Tek bir dakikaya daha ihtiyacınız olsa, bunu asla alamazdınız. Kendi kendime, ‘Bu hayatta bir kez karşına çıkacak bir fırsat, olabildiğince değerlendir’ diye düşündüm.”

CAGE : Orada olan şey için donanımlı değiliz.

Yarının Sınırında Dünya’da yaşamayı ve burayı ele geçirmeyi seçmiş, arı kolonisini andıran bir uzaylı ırkının durdurulamaz gibi görünen istilasına karşı küresel bir savaşta son bir gayretin harcandığı dönemde geçiyor. Görsel efektler ekibinin işi onlar için önceden belirlenmişti.

“Daha önce de görsel efektlerle çalıştım —gerçi umarım izleyiciler bunu fark etmezler” diyor Liman gülümseyerek ve devam ediyor: “Ama merkezi karakterlerden herhangi birinin, özellikle de oyuncularla tam anlamıyla etkileşmesi gereken karakterlerin tamamen görsel efektlerle hayata geçirildiği bir film yapmadım.”

Liman görsel efektler amiri Nick Davis’le çalışma avantajına sahipti. “Nick’le birlikte uzaylı hareketlerini, dövüş stillerini, akla gelebilecek her şeyi planlamak için saatler harcadık. Nick sadece efekt konuşmuyor, hikaye de konuşuyor. Bu projenin gerçek dünya, karakterler ve aksiyon ile BYG dünyası, karakterleri ve aksiyonunun çılgın bir evliliği olacağını anladım; ve Nick bana bu süreçte gerçekten çok yol gösterici oldu.”

Davis, “Savaş sekanslarının giriftliğinden dolayı, daha en başından kararlar verilmesi gerekiyordu” diyor.

Liman Taklitlerin kendilerine özgü niteliklere sahip belirli varlıklar olmalarını sağlamak için büyük zahmetlere katlandıklarını söylüyor ve, “İlginç bir şey hayata geçirmek için, özellikle de kötü adamlarımda, fırsatı asla kaçırmam. Dolayısıyla, uzaylı tasarımlarına yaklaşımımda bunu aklımda tutmam gerekiyordu” diyor.

Taklitlerin tasarımı devam eden ve gelişen bir süreçti. Esas zorluk, orijinal görünümlü bir uzaylı yaratmaktı. Stoff bu konuda şunları söylüyor: “Yeni bir şey bulmak sandığınızdan daha zor; ve bulduğunuzda da, filminiz için organik değil de gelişigüzel hissi verme riski var. Dolayısıyla, bizim esasen yaptığımız şey, gerçekte Taklitlerin ardındaki hikaye üzerinde çalışmaktı. Tasarımınızı hikaye yönlendirdiğinde, çok daha güvenli sulardasınızdır.”

Ekip Taklitlerin çoklu dokunaçlara sahip olmasına karar verdi. Bu dokunaçlar savaş sırasında, birer cirit gibi vücutlarından fırlatılacaktı. Peki ama Taklitler nasıl hareket edeceklerdi? Dokuları nasıl olacaktı? Yapımcılar Taklitler için AR-GE’ye başladılar; hareket ve animasyon incelemeleri yaptılar. Taklitlerin ve insan rakiplerinin dövüşte nasıl etkileşeceğini belirlemeleri gerekiyordu.

“Taklitlerin her bir türü farklı özelliklere sahip” diyor Davis ve ekliyor: “Bazıları dört bacaklı ve üzerlerindeki dokunaçları fırlatıyorlar. Bazıları inanılmaz hızlı ve becerikli bir şekilde hareket ediyorlar. Ama hepsinin ortak amacı öldürmek; bunlar hızları ve vahşilikleriyle eşsiz rakipler.”
Birçok rol arkadaşı gibi, Blunt’ın da çeşitli dövüş sahnelerini yeşil perde önünde, aslında karşısında olmayan rakiplerle gerçekleştirmesi gerekiyordu. “Kablolarla etrafa hücum etmeye, koca bir kılıç sallayıp asla herhangi bir darbe etkisi yaratamamaya alışmak zaman aldı” diyor aktris.

Londra’da Framestore, Los Angeles’ta Montreal ve Sony Pictures Imageworks’ün de aralarında bulunduğu görsel efektler şirketleri yaratık tasarımına yardımcı oldu. Taklitlerin yer aldığı önemli sahneler, çekimlerden önce, ön görselleme aşamasında, görsel efekt sanatçıları tarafından titizlikle çizimlere döküldü. Herhangi bir günde, sette görsel efektler departmanından altı kişilik bir veri toplama ekibi post prodüksiyon sırasında çekimlerin yaratılmasına referans oluşturacak veri ve dokuları elde ettiler. Dijital video ve yüksek çözünülürlüklü dijital fotoğraflar kullanan veri toplayıcılar setteki tüm ışık ve bilgileri kaydettiler ki bilgisayar sanatçıları daha sonra aynı ortamı yeniden yaratabilsinler.
“Amaçlarımızdan biri foto-gerçekçi görsel efekt çekimleri yaratmaktı ki izleyiciler gerçek çekim kaydının nerede bittiğini görsel efekt uzantılarının nerede başladığını anlayamasınlar” diyor Davis.

Post prodüksiyonun son parçaları için, Liman besteci Christophe Beck’le çalıştı. Besteci Cage ve Rita’nın olağanüstü serüveninin gerilimini, aksiyonunu ve eğlencesini yakalayan bir müzik yarattı.

Liman son olarak şunu söylüyor: “Daha derin bir anlama sahip; aynı zamanda, izleyicilerin daha önce hiç görmedikleri aksiyon sekansları barındıran inanılmaz heyecanlı bir macera; karakter merkezli bir komedi olan; ve baştan sona güzel zaman geçirtecek bir proje bulduğumda, tabi ki o filmi hemen yapmak isterim.”

Yarının sınırında Türkçe altyazılı Film Fragmanı

Yorum Yaz