The Imitation Game (Yapay Oyun) Film İncelemesi

“Alan Turing” denilince muhtemelen bir çoğumuz tanımayız, kısaca bilmeyenler için ufak bir tanımlama yapacak olursak, kendisi şuanda bunları yazabilmeme vesile olan kişinin ta kendisi, bilgisayar biliminin ilk kurucusu sayılır.

Geliştirmiş olduğu Turing testi ile makinelerin ve bilgisayarların düşünme yetisine sahip olup olamayacakları konusunda bir kriter öne sürmüş, nitekim II. Dünya Savaşı sırasında Alman şifrelerinin kırılmasında çok önemli bir rol oynadığı için savaş kahramanı sayılmıştır. The Imitation Game Alan Turing’ın 1930’larda yaşadığı sıra dışı özel hayatıyla ve 14 milyondan fazla sivili ölümden kurtarmış matematik zekasına, kısa ancak fazlasıyla bir o kadar anlamlı ve çarpıcı mesajlar içeren hayatını konu alan film. Yönetmenlik Koltuğunda Norveçli yönetmen “Morten Tyldum” var. Filmde “Alan Turing karakterini, “Sherlock Holmes dizinden bildiğimiz  “Benedict Cumberbatch” , kadın oyuncu olarak ta “Keira Knightley”  “Joan” karakterine hayat veriyor.

II.Dünya savaşında Hitlerli  Nazi Almanya’sının mesajlaşmalarını haberleşmelerini  “Enigma” adında ki spyn makinesi yapıyor, bunu bilen müttefik ülkeler ise, Enigmayı kırabilirlerse Almanları yenebileceklerini düşünüyorlar, bu sebeple de İngiliz hükümeti bu şifreleri çözebilecek bir ekip oluşturmaya çalışıyor,  Alan Oxford Üniversitesinden 27 yaşında profesör olarak ayrıldıktan sonra “Bletchey Radyo” adı altında bir kuruluşla görüşüyor, ve oraya seçilerek Enigma makinesini çözebilmek için “Cristopher” isimli şifre çözücü makinesini icat ediyor. Nitekim makineyi yorumladıkça şifreler çözülür, hatta uzmanlar Almanların II.Dünya savaşını bu şifrelerin deşifre edilmesi sebebiyle kaybettiklerini söylemektedirler, icat edilen Alan’ın bu makinesi sayesinde 14 milyon sivil ölümden kurulmuş ve savaş iki yıl kısalmıştır.

Film Aslında garip bir aşk hikayesi bana göre, Alan çocukluk aşkına sadakati ve aşkı hiç bir zaman bitmemiştir, hatta onu yaşatabilmek için makinesini icat etmeye ve ona olan sevgisini makinesinde göremeye başlamıştır. Öyle ki “Joan” ile evlenmesi bile sırf icadını tamamlayıp yarıda kalmasın amacı taşımaktadır. Filmin özellikle homoseksüellerin 20.yy da yaşadıkları travmayı da bir nebze olsun bizlere hissettiriyor.

Alan Turing kendini çok beğenmiş dünyanın en zekilerinden Narsist bir bilim adamı, ancak hayat ona bir türlü beklediği övgüyü ve mutluluğu verememiş, hayatı boyunca kendisinden 50 yaş büyük olan Oscar Wilde’ın başına neler geldiyse Alan’ın da aynı şeylerden başı ağrıyor, yaptıklarına bakılmaksızın homoseksüel olmasından dolayı ahlaksızlık suçundan hapis yatıyor, ve sonunda daha fazla dayanamayıp dünyanın kendi gibiler için fazla küçük olduğunu anlayınca 42 yaşında intihar ediyor.

Film bana göre beklentinin altında kalmış, çünkü makinenin icadı ve kişilerin hikayeleri çok sıradan anlatılmış, II.Dünya savaşının dramatik halini neredeyse hiç verilmemiş, makinenin ne kadar kıymetli olduğuyla alakalı ibareyi ancak filmin sonunda görebiliyoruz, bence savaş kısımları biraz daha irdelenebilirdi, veyahut Alan’ın hikayesine ek olarak  ekibindeki kişilerin etkileyici hikayeleri eklenebilirdi, ancak filmde üzülerek söylemeliyim ki Benedict Cumberbatch göz alıcı harika oyunculuğu dışında, ve Enigma hakkında şaşırtıcı bir şekilde öğrendiklerim dışında beni etkileyen bir şey yoktu.

Filme puanım 10 üzerinden 7.4

Nişanlısı Joan, Alan Turing’in normal birisi olmaması ile alakalı şunları söylüyor;

“Normal hiç kimse bunu yapamazdı, biliyorum ki şuanda Alan Turing’ın yaptıkları olmasaydı var olmayacak bir şehrin birinden geçen bir trende ölmüş olacak bir  adamdan bilet almış olurdum”

M.Said Çakallı

Yorum Yaz