Su ve Ateş

Gelin önce bir dertleşelim…

Sinema 7. sanat olup kendinden önceki 6 sanatı içinde barındırabilen tek sanattır. Ve bu nedenledir ki sanatın herhangi biri ile yakından ya da uzaktan ilgilenen her sanatçı adayı Sinema yapma özgürlüğüne sahiptir. Sinema; meslek, statü, dil, din, ırk, renk ayırmadan her bireyin içinde olabileceği bir yapıdır. Tıpkı diğer sanatlar gibi! Bu nedenle Özcan Deniz, Mahsun Kırmızıgül gibi türkücülükten sinemaya geçmiş kişilerin yönetmen titri alıyor olmasına sinema okumuş ve Master’ını yapmış biri olarak saygıyla ve takdirle takip etmekteyim. Bu sanatın tekel haline getirilip, elitist kesimin ego duvarına dönüştürülmesine şiddetle karşı olduğumu belirtir, eğitimin son derece önemli fakat elzem olmadığını Yeşilçam örneği ile de sizlere sunmak isterim…

Sinema da ayrımcılık paragrafıma son vermeden önce de herkesin sinema eleştiriyor olmasına da bir sitemde bulunmak istiyorum; ne yazık ki bir satır yaz dediğimizde 5 kere yazıp 6 kere silen insanların yazar eleştirmesine, cep telefonu ile dahi video çekemeyenlerin bir filmi eleştiriyor olmasına da son derece tepkili olduğumu söylemek isterim! Bana tahammül etiğiniz için sizlere teşekkür ediyor ve hemen Su ve Ateş filmine geçiyorum…

Yine mi Töre…

Su ve Ateş, aşk temelli bir töre hikâyesi… Londra’ya kaçan bir adam ve Londra’ya dil eğitimine gelmiş bir kızın tutkulu aşkının töre ile parçalanmasını konu alıyor…
Film etkili bir giriş yapıyor ve ilk dakika merak duygusu uyandırıyor. Tamam, bu film izlenir dedirtiyor bize! (Ne yazık ki bu çok uzun sürmeyecek) Büyülü bir tanışma oluyor uçakta, güzel bir tesadüf ve yaraları sarma başlıyor.

Fakat bu dakikadan sonra, kültürlü güzel bir kızın sürekli adamları ile gezen ve her haliyle mafya kokan birinden korkmadan aşk yaşaması, “ki kız ilk sahneden bu yana korkuları olan bir kız olarak sunuluyor” bu aşkın inandırıcılığını daha doğrusu içselleştirmemizi ilk yarıda engelliyor!

Filme genel olarak bakacak olursak;
Aşk’ın Dağlarda Gezer!

Öncelikle filmin yapımını üstlenen Avşar filmin; yapmış olduğu diziler(Yer Gök Aşk, Lale Devri, Karagül) Özcan’ın son filmi Su ve Ateş ile benzerlikler taşıyor. Demem o ki Avşar filmin tarzında bir dizi senaryosu Su ve Ateş! Bize dizilerde görmediğimiz bir hikâyeyi sunmuyor.

Film geneli itibari ile didaktik diyaloglar üzerinden gidiyor. Açıklayıcı, öğretici bir üslubun yanında beylik laflar da sıkça yer alıyor. Filmin önemli bir özelliği de filmin bütününde sıkça anlatıcının yer alması. Bu durum finale hizmet ediyor olsa da son kısma gelene kadar bizleri hayli filmin duygusundan koparıyor. Yönetmenin anlatıcıyı göstererek bizi duyguya sürükleme çalışması başarılı olamıyor ne yazık ki, zira anlatıcının bizim yaşadığımız duygudan fazla bir duygu yaşıyor olması bizi filmden uzaklaştıran başka bir öğe durumunda! Bunların yanında çekim kalitesinin ortalamanın üstünde olduğunu söyleyebilirim. Özcan, bu konuda kendini geliştirmeye devam ediyor. Tabi ki reji de bir takım sorunlar var bunların başında duygu devamlılığı geliyor. Bir önceki filmi “Evim Sensin” de ki duygu bütünlüğünü bu filmde yakalayamamasını da Su ve Ateş’in fazla işlenmiş bir dizi hikâyesi! olmasına bağlıyorum.

Yasemin Allen-en geliyor!

Oyunculuklara gelecek olursak, Özcan Deniz’in ortalama bir dizi oyunculuğu çıkardığını, Pelin Akil’in de sinemada iyi işler çıkarabilecek bir potansiyelinin olduğunu gözlemliyorum. Özcan ve Pelin’in ortak sıkıntısı ise doğu şivesinde ki yer yer kaymalar!

Yasemin Allen için ayrı bir paragraf açmak gerek;

Allen’in, iyi keşfedilmiş bir kadın oyuncu olduğunu düşünmekteyim. Tesadüf budur ki onu bize keşfettiren yine bir Türkücü! (Mahsun Kırmızıgül)…

Film de Allen, duygu devamlılığını hiç kaybetmiyor ve nasıl başladıysa aynı tempo da filmi tamamlıyor. Daha yüksek bir çıtada film seyretmiş olsaydık paralel de Yasemin Allen’in de çok daha fazla parlayacağını izlemiş olacaktık. Yine de görünen o ki Türk sineması çok başarılı olacak bir kadın oyuncu kazandı…

Ateş, suya düştü…

Son olarak, oluşmaya başlayan Özcan Deniz sinemasına bir engel olarak görmekteyim Su ve Ateş tarzı filmleri. Romantik-dram türünde başarılı olan ve mesaj kaygısı gütmeden yaptığı filmlerde daha samimi ve direkt seyirciyle buluşan bir yönetmen olmak varken; Mahsun Kırmızıgül’ün sinema anlayışına yakın bir izlenim Özcan Deniz’in aleyhine olacaktır!

Her ne kadar bir önceki filminden (Evim Sensin) daha iyi bir film gerçekleştiremediğini düşünsem de ortalama bir film Su ve Ateş. Bir sonraki filmlerinde çok daha başarılı bir Özcan Deniz filminin bizi beklediğini de söyleyebilirim.

Vaktiniz varsa izleyin…
Sinema, Sinema da izlenir,
İyi Seyirler.

Ömer Faruk Yardımcı

Yorum Yaz