Piksel (Pixels) Film İncelemesi

Piksel filmi

1980’lerin çocukları olarak, Sam Brenner (Adam Sandler), Will Cooper (Kevin James), Ludlow Lamonsoff (Josh Gad) ve Eddie “Ateş Püskürten” Plant (Peter Dinklage) dünyayı binlerce kez kurtarmıştırlar: Atari salonlarında 25 sentlik oyunlarda. Şimdi ise, gerçeğini yapmak zorunda kalacaktırlar. ”Pixels”da, galaksiler arası uzaylılar klasik atari oyunlarının video yayınlarını keşfedip bunları yanlışlıkla savaş ilanı olarak algılayınca, saldırıları için video oyunlarını kullanarak Dünya’ya hücum ederler. Böylece, şimdi ABD başkanı olan Cooper dünyanın PAC-MAN™, Donkey Kong™, Galaga™, Centipede®, ve Space Invaders™ tarafından yok edilmesini engellemek için eski ekol video oyunu arkadaşlarına başvurmak zorundadır. Uzaylılarla savaşmaları için onlara benzersiz silahlar temin eden bir uzman olan yarbay Teğmen Violet Van Patten (Michelle Monaghan) da aralarına katılır.

Başrollerini Adam Sandler, Kevin James, Michelle Monaghan, Peter Dinklage, Josh Gad ve Brian Cox’un üstlendiği filmi Chris Columbus yönetti. “Pixels” Patrick Jean’in bir kısa filmine dayanıyor. Senaryosunu Tim Herlihy ve Timothy Dowling’in, hikayesini Tim Herlihy’nin kaleme aldığı “Pixels”ın yapımcılığını Adam Sandler, Chris Columbus, Mark Radcliffe ve Allen Covert; yönetici yapımcılığını ise Barry Bernardi, Michael Barnathan, Jack Giarraputo, Steve Koren, Heather Parry, Patrick Jean, Benjamin Darras, Johnny Alves, Matias Boucard, Seth Gordon ve Ben Waisbren üstlendi. Filmin görüntü yönetimi Amir Mokri’nin, yapım tasarımı Peter Wenham’in, kurgusu ACE’den Hughes Winborne’un, kostüm taasrımı Christine Wada’nın, müziği ise Henry Jackman’ın imzasını taşıyor.

DONKEY KONG GİBİ ÇALIŞIYOR

Happy Madison ve 1492 Pictures’ın yapımcılığını üstlendiği, bu yaza damgasını vuracak aksiyon komedi “Pixels” uzaylıların 1980’lerin video oyunlarını model alarak Dünya’ya saldırısını konu alıyor. “Pixels”in yönetmen koltuğuna oturan Chris Columbus “Gremlins” ve “The Goonies”in yazarı olarak 1980’lerin sinemasının şekillenmesine yardım etti. Daha sonra “Home Alone” ve “Mrs. Doubtfire” gibi klasik komedileri yöneten Columbus, “Harry Potter”, “Percy Jackson” ve “Night at the Museum” gibi büyük hit olmuş serilerin hayata geçmesine katkıda bulundu. Columbus “Pixels”un kendisine birçok açıdan cazip geldiğini söylüyor: “’Pixels’ın senaryosunu okurken bana o kadar özgün, o kadar benzersiz geldi ki bu filmi yapmam gerekiyordu. Komedinin aksiyonla karışmasını sevdim. Bu bana ‘Harry Potter’dan beri yapamadığım bir şeyi yapma olanağı tanıdı. Bir yandan komediyi olabildiğince ileri götürürken, bir yandan da çok yoğun bir aksiyon macera filmi yapmamamı sağladı. Bana göre, bu film, ‘Gremlins’ ile ‘Goonies’in ‘Harry Potter’la buluşması. Bu proje yıllar içinde topladığım malzemeleri kullanarak gerçekten taze soluklu bir şey yaratma olasılığıydı. 1980’leri nostaljik bir şekilde geri getirecek özgün bir yaz filmi olacaktı”

Projenin başrolünde filmin yapımcılığını da gerçekleştiren Adam Sandler yer alıyor. Columbus onun her iki görevi üstlenmesinin projeye katkı sağladığını belirtiyor: “Adam’ın müthiş bir komedi anlayışı var ve çok da bilgili bir yapımcı. Bu harika bir bileşim çünkü, örneğin, bir şeyin ne zaman işe yaradığını ve devam edebileceğimizi rahatlıkla anlıyor; ya da ne zaman bir şeyin başarılı olmadığını ve üzerinde biraz daha çalışmamız gerektiğini.”

Filmin piksellenmiş ortak yıldızlarının listesi 1980’lerin rüya ekibi gibi görünüyor: PAC-MAN™, Donkey Kong™, Centipede®, Galaga™, Frogger, Q*bert™, Space Invaders™ ve daha nicesi. Filmin yapımcılarından Allen Covert, “Bu klasik karakterler projenin DNA’sının birer parçasıydı. Dolayısıyla, onları ekibe katmak için beraberce çalışmamız son derece önemliydi” diyor ve şöyle devam ediyor: “Neyse ki, hepsi de bu fikre son derece açıktı. Kendilerine karakterleri için duyduğumuz derin sevgi ve o karakterleri benzersiz ve ikonik kılan öğeler için duyduğumuz saygıyla yaklaştık. Böylece, söz konusu öğeleri filme dahil eden şirketlerle çalıştık.” Söz konusu şirketlerden başlıcaları şunlardı: Atari Interactive, Inc. (Asteroids, Breakout, Centipede, Missile Command); Konami Digital Entertainment (Frogger); Bandai Namco Entertainment (PAC-MAN, Galaga, Dig Dug); Nintendo (Donkey Kong, Duck Hunt); Sony Computer Entertainment (Q*Bert); TAITO CORPORATION (Arkanoid, Space Invaders); and Warner Bros. Interactive (Paperboy, Joust, Defender, Robotron), G-MODE (BurgerTime), ve TETRIS (Tetris).

Columbus şunu ekliyor: “Bu efsanevi karakterler olmadan filmi yapmanın imkanı yoktu. Söz konusu karakterler oyuncuların üstlendiği roller kadar önemli. Her şeyin tam da hayal ettiğimiz gibi bir araya geldiğini görmek gerçek bir mutluluktu.”

Columbus’un şirketi 1492 Pictures’ın başkanlığını da yürüten yönetici yapımcı Michael Barnathan, yapımcıların 1980’lerde başka ilham kaynakları da bulduklarını ifade ediyor: “Bence bu filmde görev alan herkesin 1980’li yazların muhteşem aksiyon komedilerine karşı büyük bir sevgisi var. Kesinlikle bugünün izleyicisine hitap eden bir film istedik ama amacımız aynı zamanda –aksiyon ile komediyi birleştirmeyi çok iyi başarmış olan– o dönemin filmlerini böylesine özel kılan hissi kısmen yakalamaktı.”

Columbus projeye çekim duymasının bir diğer nedeni olarak her yaşta izleyiciye gerçekten hitap eden bir film yaratma fırsatını gösteriyor: “Elbette, bugünün ebeveynleri bu oyunları atari salonlarında oynadıklarını hatırlayacaklar; çocukları ise bu karakterlerden aynı ölçüde etkilenecekler. Filmde ebeveynlere hitap eden yüz tane espri var; ve çocukları için de yine yüz tane espri var. Ama konu bundan fazlası. Bence bu oyunlara, özellikle de 80’lere büyük nostalji duyuluyor. Bunu kesinlikle her zaman duyuyorum. Üniversiteli çocuklarIa konuştuğumda favori filmlerinin ‘The Goonies’ olduğunu söylüyorlar. Şu sıralar o döneme büyük bir sevgi var.”

piksel filmi

OYUNCULAR HAKKINDA

Happy Madison ve 1492’nin yapımcıları komediyi hayata geçirmek için komedi sineması yeteneklerinden zengin bir kadro oluşturdular. Filmin yapımcılığını da üstlenmiş olan Adam Sandler; Kevin James, Michelle Monaghan, Peter Dinklage ve Josh Gad’le birlikte dünyayı kurtarmak için göreve çağırılmış sıradışı kahramanlar ekibini oluştururlar.

“Bu beşli birlikte öylesine muhteşemler ki” diyor Columbus ve ekliyor: “Bu beşli arasında doğal bir arkadaşlık ve gerçek bir karizma var. Hakiki bir ekip yaratıyorlar.”

Adam Sandler, bir zamanlar dünya atari oyunu şampiyonu şimdi ise bir ev tiyatro sistemi kurulumcusu Sam Brenner olarak başı çekiyor. “Son 30 yıldır işler pek istediği gibi gitmemiş” diyen Barnathan, şöyle devam ediyor: “Hayatta sıkışıp kalmış. Dürüst olmak gerekirse, sanki hayatta iyi olduğu tek bir iş varmış, o da atari oyunu oynamakmış gibi görünüyor. Hepimizin için ne mutlu ki bu tek şey çok faydalı olacak.”

* * *

Birçok filmde Sandler’la birlikte rol almış olan Kevin James’e Sandler’ın en iyi arkadaşı olan ABD başkanını oynama görevi verildi.

“Kevin’la sadece klişe tiplemeye değil, klişe komediye de karşı duruyorduk” diyor Columbus ve ekliyor: “Kevin’ın gerçekten çok güçlü bir karizma yayması gerekiyordu; kendini başkan gibi hissettirmeliydi. Ve bu rolü çok güzel oynadı. Başkan Cooper olarak ilk sahnesini tamamladığımızda ona tamamen inandım. O müthiş bir aktör; geçmiştekinden çok daha derine inebiliyor.”

Filmde, James’in karakteri Will Cooper siyasi anlamda düşüştedir. Herkes politikacıların soytarı budalalar olduğunu düşünür ama Amerikan halkı Cooper’la buna gerçekten ikna olmuştur. ”Genel olarak halk benim karakterimin pek hayranı değil” diyor James ve ekliyor: “Yapacağını söylediği şeylerin çoğunu yapmıyor ve aslında umursamıyor da. Dünyanın saldırıya uğradığını ve bunun atari oyunlarına benzediğini görünce, arkadaşlarını çağırıyor. Bu arkadaşlar gelmiş geçmiş en iyi Atari Oyuncuları.”

James için bilgisayar yapımı (BY) bir karakterle karşılıklı oynamanın zor olduğunu düşünebilirsiniz ama komedyenin çok pratiği vardı. ”Evde ailemin yerine tenis topları koydum ki alışayım. ”Bir aylığına evden taşındılar ve onların yerine her yere tenis topları koydum. Biri bir Slazenger, diğeri bir Wilson, bir diğer ise bir Penn’di. Bir ebeveyn olarak, çocuklarınıza daima bir şeyler yüzünden –yemek yesinler diye, bulaşığı kurulasınlar diye ya da temizlenmeleri için– bağırırsınız; dolayısıyla, ben sadece tenis toplarına bağırıyordum. Bunda oldukça iyi oldum ve epey çabuk alıştım” diyor James.

* * *

Başkan Cooper uzaylılarla savaşmak üzere Atari Oyuncularından bir ekip kurması için Brenner’ı arayınca, Brenner çocukken şampiyon olan bugünün yetişkinlerinin izini sürer.

Josh Gad oyuncu kadrosuna Atari Oyuncularının en genç üyesi Ludlow Lamonsoff olarak girdi. “Diğerlerinden biraz daha genç; o bir bakıma Muhteşem Çocuk’muş” diyor Gad.

Bir zamanlar oyuncular arasındaki bu dahi çocuk şimdi bir komplo teorisyenidir ve çocukluk aşkı Lady Lisa’yı asla tamamen unutamamıştır. Lady Lisa, Ludlow’un o zamanlarki favori oyunu Dojo Quest’in baş karakteridir.

“Tim Herlihy ve Timothy Dowling gerçekten egzantrik bir karakter yarattılar. Ben de egzantrik karakterlerin yabancısı değilimdir” diyor Broadway yapımı “The Book of Mormon”un yıldızı ve “Frozen”daki kardan adam Olaf’ın sesi. “Çok sıradışı bir karaktere dişlerimi geçirmem için bir fırsattı. Öte yandan, bu karakterde harika bir şekilde kırılgan bir yan da var. Hayatının aşkının peşinden gidiyor. Söz konusu aşk bir atari oyunu karakteri olduğu için, Ludlow deli gibi görünüyor ama Lady Lisa’yla birlikte var olacağı ve beraberce kaçabilecekleri bir dünyanın varlığına inanıyor.”

Gad yalnızca Columbus ve Sandler’la çalışma fırsatı sunacağı için değil, aynı zamanda çocukluğunun ikonlaşmış oyunlarını dev boyutta oynayabileceği için de projeye heyecanla yaklaştı. “Ben 1981’de doğdum, atari ateşinin en hararetli olduğu dönemde” diyor Gad ve ekliyor: “İki ağabeyim var. Dolayısıyla, Güney Florida’da Grand Prix adında yerel bir atari salonuna gittiğimizi hatırlıyorum. Cumartesi ve pazarları hiç durmadan oynardık. Çocukken savaştığım bu yaratıkların peşinden gitme fırsatı yeniden çocuk olmak gibiydi.”

Gerçek hayatta, Gad’in favori oyunu Dojo Quest değildi. “Ben Galaga hastasıydım. “Hiçbir zaman çok iyi olmadığım oyunlardan biriydi ama bir nedenle bayılıyordum.”

* * *

Peter Dinklage Atari Oyuncularına Eddie Plant, nam-ı diğer Ateş Püskürtücü rolüyle katılıyor. Her ne kadar şöhreti “Game of Thrones”daki rolüyle yakalamışsa da, komedi de aynı ölçüde yetenekli. Bunu yıllar içinde “Living in Oblivion”dan “Death at a Funeral”a çeşitli kereler gösterdi.

“Eddie diğer kahramanlarımızın çocukken baş düşmanıymış” diyen Dinklage, şöyle devam ediyor: “Şampiyonluklarına ilişkin oldukça büyük bir egosu var ve diğer herkese kendisinin ne kadar iyi olduğunu hatırlatmayı seviyor. Kendisine çocuk olarak bu şekilde bir portre çizildi ve bugüne atladığımızda da tavrında pek de bir değişiklik yok.”

Eddie Plant’in aslan yelesi saç modeli ve kolları yırtılmış üniformasıyla çok ayırt edici bir görüntüsü vardı. Dinklage, “Belirli bir zaman dilimine zihinsel ve görsel olarak sıkışıp kalmış. Öyle adamlar gördüm; görünümlerinin demode olduğunu fark etmezler ama tanrıya şükür mutlu insanlar. Eddie’nin kocaman bir aslan yelesi var, dövmeleri var –bugünlerde moda olan güzel dövmeler değil– ve giydiği her şeyin kollarını çıkarma eğiliminde. Sanırım ensesiyle ilgili bir güvensizliği var ama silahlarıyla ilgili yok.”

Rol arkadaşları gibi, Dinklage da zamanında atari salonlarında bolca vakit geçirdiğini söylüyor: “Konsol oyunları oynayan şimdiki çocuklar için üzülüyorum çünkü atari salonuna gitmek çok sosyal bir olaydı. Atari salonuna gider, arkadaşlarınızla takılır, kızları ya da o gün orada olan tek kızı keserdiniz. Müzik çalarlardı. Buz pistinde olmak gibiydi ve çok daha eğlenceliydi.”

* * *

Atari Oyuncularımız Yarbay Violet Van Patten’ın (Michelle Monaghan) yardımı olmadan hiçbir yere varamazlardı. “Çok sert bir karakter; çok zeki ve çok küstah” diyen Monaghan, şöyle devam ediyor: “Brenner’la aralarında bir aşk-nefret ilişkisi olduğunu kesinlikle söyleyebilirim. O, Violet’in tam zıttı. Violet onu oldukça itici buluyor. Ancak Brenner dünyayı kurtarma çabasıyla Violet’in gözüne giriyor ve onu göründüğü gibi biri olmadığına ikna ediyor.”

Monaghan tek kadın başrol oyuncusu olabilir ama bundan çok keyif aldığını söylüyor: “Şaka mı yapıyorsunuz? Tek kadın olmaya bayıldım. Rol arkadaşlarım çok sıcak, çok tatlıydı. Evet, çok didişme vardı ama ben de bu konuda gerçekten iyiyimdir.”

* * *

Ashley Benson filmde 1980’lerin atari oyunu ikonu Lady Lisa rolünü üstlendi. Bu karakter kurgu bir oyun olan Dojo Quest’in yıldızı ve Ludlow’un karşılıksız aşkının odağıydı. “Bir atari oyunu kahramanını oynadım. İki kılıcım vardı ve çok fenaydım. Daha önce kılıçla hiç çalışmamıştım. Yani çok güzel bir deneyimdi. Ayrıca, Josh’ı yumruklamak, tekmelemek ve dövmek her zaman eğlencelidir” diyor Benson.

Covert ise şunları söylüyor: “Ludlow’un (Josh Gad) çocukluğundan bir atari oyununun kadın kahramanına aşık olmasını istedik. Bunun gerçekten sevimli olacağını ama aynı zamanda Ludlow’un biraz acınası olduğunu göstereceğini düşündük. İstediğimiz tanıma uygun pek fazla oyun karakteri olmadığı için, Dojo Quest ve Lady Lisa’yı yarattık. En güzel yanı da bunu telefonunuzda oynayabileceğiniz gerçek bir oyuna dönüştürmüş olmamız.”

YÖNETMEN HAKKINDA

Happy Madison’da projeyi geliştirdikten sonra, onu beyaz perdeye taşıyacak bir yönetmen aramaya başladılar. “Chris’in filmi yönetmek için mükemmel olduğunu düşündük” diyor Covert ve ekliyor: “Dev efektli filmler ve bizim en sevdiğimiz komedilerden bazılarını yönetti. ‘Pixels’ da bu öğelerin bir bileşimiydi. Chris nefes kesici görsel efektleri feci komik oyuncularla bütünleştirmede ve bunu inandırıcı kılmada müthiş başarılı.“

Yönetici yapımcı Michael Barnathan bu görüşe katılıyor ve şunu ekliyor: “Nihayetinde, filmler hikayeden ibarettir. Chris’in yönetmen olarak en büyük yeteneklerinden biri diğer öğelerin –komedi, efektler– tümünün hikayeyi tatminkar ve duygusal bir şekilde ileri götürmelerini sağlamak. Hepimiz, ‘Pixels’ın, malzeme ile Chris’in yönetmen olarak çok iyi yaptığı her şey için mükemmel bir eşleşme fırsatı sunduğunu düşündük.”

ATARİ OYUNLARININ SALDIRISI: TASARIM VE EFEKTLER

Benzersiz konusu ve son derece komik oluşu ”Pixels”ı diğerlerinden ayırmakla kalmıyor onu diğer yaz filmlerinden de çok farklı bir görünüme kavuşturuyor. “Çoğu görsel efekt filmi –benim yer aldığım filmler de dahil olmak üzere– olağanüstü gerçekçi görsel efektler yaratmaya odaklanır. Bir ejderha ya da canavar bile yaratıyor olsanız, gerçek bir yaratığın dokusunu ve derisini oluşturmaya çalışırsınız” diyen Columbus, şöyle devam ediyor: “‘Pixels’de, biz daha önce hiç görmediğiniz bir şey hedefliyorduk. Bu atari oyun karakterleri hayat bulduklarında, içlerinde sürekli hareket halinde olan aura ışığıyla pikselleşmiş bir form kazanıyorlar. Kelimenin tam anlamıyla, atari ekranlarında görmeye alıştığınız 8 bitlik oyunların üç boyutlu versiyonları.”

Filmin genel görünümünden sorumlu yapım tasarımcısı Peter Wenham, ikonlaşmış video oyunu karakterlerinin 8 bitlik formlardan üç boyutlu tehditlere dönüştürülmesinde başı çeken isimdi. Wenham bu konuda şunları söylüyor: “Karakterleri üç boyutlu hâle dönüştürsek bile, orijinallerine sadık kalmamız farklı oyun şirketleri –ve tabi kendimiz– için önemliydi. İşin eğlenceli yanı daha önce görmediğimiz bir şey göstermekti: Günlük nesnelerin hepsinin pikselleşmesi. Bunun ne şekilde olacağını, neye benzeyeceğini belirlememiz gerekiyordu. Örneğin, bir Space Invaders bombası asfaltı vurduğunda bir delik açıyor ama aynı zamanda piksellendiği için asfalt da pikselleşiyordu. Bunun nasıl görüneceğini belirlemek zorundaydık.”

Wenham’a göre, 8 bitlik karakterlerin üç boyutlu versiyonlarının fazla bodur ya da sıkıcı görünme tehlikesi hep vardı. Karakterlerin açık renk bir aurasının olması fikri işte bu sırada ortaya çıktı. Bu, Dünya’daki günlük nesneleri pikselleştirirken kullanılabilecek bir fikirdi. Sadece karakterlerin kendileri değil, saldırının hedeflerinin pikselleşmiş versiyonları da interaktif ışıkla akıyor olacaktı. Ortaya çıkan sonuç, uzaylıların gezegene saldırmak için atari oyunlarını nasıl kullandığını da yansıtan görsel açıdan ilginç bir çözümdü.

Karakterler tasarlandıktan sonra, Columbus, 1980’lerin klasik oyunlarını günümüz dünyasına taşıması için görsel efektler amiri Matthew Butler’a başvurdu. “Matt Butler çılgın bir dahi: Bu yaratıkların yalnızca bizim dünyamızda varlarmış gibi görünmesi için değil, izleyicilerin daha önce görmedikleri bir şey görmesi için de sınırları sürekli olarak zorladı. Ekibini ve hepimizi her zamankinde daha fazla zorladı” diyor Columbus.

Butler yapımcıların karakterlerin görünümü konusunda dürüst olmak için gösterdikleri olağanüstü çabaların yanı sıra, bu karakterlerin nasıl hareket ettiği ve etkileştiği konusunda da geçmişe dönülmesi gerektiğini açıklıyor. “Bu oyunları olabildiğince benzer şekilde taklit etmemiz önemliydi” diyor Butler ve ekliyor: “PAC-MAN’e bakacak olursanız, belli bir oranda yiyor ve belli bir hızla hareket ediyor. Donkey Kong’un da yarım adımlar gibi çok belirli hareketleri var. Bunu sürekli bir akışla anime ettik ama tayf tabanlı özünü koruduk.”

Elbette, yapımcılar gerçek hikayede bir miktar özgürlük kullandılar. Örneğin, filmdeki Galaga adlı oyunun –oyundaki bir “atlama” kilit bir hikaye unsuruydu– hayali tarihçesi sırf dramatik amaçlarla yaratılmış hayali bir öğeydi.

Butler’a göre, eğer teknik açıdan bakmak gerekirse, filmin adı tam da doğru değil. “Üç boyutlu pikselin adı aslında ‘voksel’dir, yani uzayda üç boyutlu bir küp” diyor Butler ve ekliyor: “Basit küpler olgusunu alıp, içine ışık enerjisi katarak onu ilginçleştirdik ve güncelleştirdik; örneğin PAC-MAN’de. Yuvarlak bir şekil olsa da iki boyutlu görüntüsü düz. Bu yüzden ona voksellerden oluşmuş üç boyutlu bir dairenin hacmini verdik. Her vokselin kendine ait bir ışık enerjisi var ve tek tek kontrol edilebiliyorlar. Kısacası, PAC-MAN’in dünyası içinde onun etrafında ışık enerjisi uçurmak için yaratıcı özgürlük kullandık.”

Filmdeki ilk büyük oyun setinde, Atari Oyuncuları, Kırkayak’la mücadele eder. “Hyde Park’taki Kırkayak sekansı hem uçuk, hem korkutucu hem de çok komikti” diyor Columbus.

Butler Kırkayak sekansının, görsel efektlerdeki en büyük zorluğu nasıl ele aldıklarını gösterdiğini söylüyor: Doğru tonu bulmak. Filmdeki komedinin bir kısmını atari oyun karakterlerinin özelliklerine dahil etmek için büyük bir çaba vardı. “Bu atari karakterleri kötü yaratıklar, dolayısıyla korkutucu olmalıydılar. Ama bir yandan da bu bir komedi filmi yani hafif olması gerekiyordu” diyor Butler ve ekliyor: “Örneğin, Kırkayak’ta, ilk dürtümüz onu korku salan bir yaratık yapmaktı ama Chris’in talimatıyla onu daha komik yaptık; örneğin, televizyon seyreden bir kadının arkasında dans ettiği sahne gibi. Daha sonra, eylemleri aracılığıyla, gerçekte ne kadar tehlikeli olduğunu anlıyoruz. Kırkayak tüm vücuduyla etkileşim sağlıyor ve bu yüzden gittiği her yerde kaos yaratıyor. Sizi yiyene kadar pikselleşmiyorsunuz.”

PAC-MAN setinde ise, kahramanlarımız renk renk Mini Cooper arabaların –“hayaletler”– içinde 9 metrelik PAC-MAN’i kovalarlar. Columbus, Manhattan’ın labirenti andıran sokak ağında önüne çıkanları yutarak ilerleyen PAC-MAN için şunları söylüyor: “Gerçek oyunda, PAC-MAN iyi adam, hayaletler ise düşman; ama filmde PAC-MAN Manhattan’da dört dönüyor ve Atari Oyuncularının onu yenmesinin tek yolu hayaletleri kullanmak. Senaryoda Mini Cooperları hayaletlerimiz yaptık. Boyut, hız ve renk olarak bize çok uygun geldiler. Mini Cooper firması bize çok cömert davrandı çünkü arabaları silahlarla ve bir ışık enerjisiyle donatmamız için pek çok değişiklik yapılması gerekiyordu. Ama bu arabalar role gerçekten çok iyi uydular.”

Butler ise, “Görsel efektler aracılığıyla, orijinal atari oyunundan çok havalı öğelere yer verdik; örneğin PAC-MAN’in bir güç topu yemesi. Ama bir yandan da oyundan sapıp PAC-MAN’in bir itfaiye arabasını yutması ve onu pikselleştirmesi gibi şeyler de ekledik” diyor ve ekliyor: “Bir noktada, bir Mini Cooper ön iki tekerleğiyle ilerliyor. Bunu kısmen görsel efektle kısmen de arkası kesilmiş gerçek bir Mini’yle yaptık.”

Atari Oyuncuları tehdidi ortadan kaldırmak için PAC-MAN’in yaratıcısı Professor Iwatani’ye başvurdular. Her ne kadar Professor Iwatani rolünü filmde aktör Denis Akiyama canlandırdıysa da, gerçek Professor Iwatani de 1982’de bir atari salonundaki sahnede atari tamircisi olarak konuk oyunculuk yaptı. “İlginç olan şu ki” diyor Columbus, “gerçek Professor Iwatani, PAC-MAN’i icat etmeden önce atari oyunları tamir ediyordu.”

Filmin uzaylılarla yapılan final savaşında, Atari Oyuncuları, Donkey Kong’la mücadele ederler. “Dev kirişler inşa ettik; esasen yaptığımız şey, Donkey Kong video oyununu bire bir kopya etmekti” diyor Columbus ve ekliyor: “Kahramanlarımızı dev platformlarda Donkey Kong oynamak zorunda bıraktık.”

Wenham ise şunu ekliyor: “Pinewood Toronto Stüdyoları’nda inşa ettiğimiz muazzam set Kuzey Amerika’da özel üretim en büyük platoydu.” Wenham’ın seti bittiğinde, ortaya kolon ve kirişlerden oluşan 21 metrelik bir yapı çıktı; burası Donkey Kong oyununun gerçek hayatta yeniden yaratılmış haliydi.

“Çocukluğumda Donkey Kong’u iyi bilirdim –oynamayı en sevdiğim oyunlardan biriydi. Dolayısıyla, o set benim için gerçekten muhteşemdi” diyor Butler ve ekliyor: “Gerçek özel efektler ile BY görsel efektlerin bileşimiyle ortaya gerçekten ama gerçekten eğlenceli bir dövüş sekansı çıktı. Bu sekans yaklaşık 130 görsel efekt kaydı içeriyordu. Oyunların oynandığı sahnelerde özgün havayı yakalamak için ses efektlerine de büyük ölçüde bel bağladık.”

Michelle Monaghan ise şunları aktarıyor: “O sahneyi çekmek çok zorluydu. Dev bir yeşil ekran inşa ettiler; Donkey Kong setin köşesinde büyük bir X işaretinden ibaretti. Dizginlere bağlı olarak platformlarda koştuk, zıpladık ve dört bir yana itildik ya da çekildik. Chris o sırada bize bağırarak komutlar veriyordu: ‘Atla!’ Üstelik makara yoktu ama biz yine de atlıyorduk. Kendinizi biraz aptal hissediyorsunuz ama sonunda işe yarıyor.”

Q*bert’i hayata geçirmek de başka türlü bir zorluk yarattı. Butler bunu şöyle açıklıyor: “Diğer karakterler gibi, o da keskin köşeli küplerden oluşuyor ama sevimli olmak zorunda. Sony Picture Imageworks harika bir çözüm buldu: Ona sarılabilecekmişsiniz hissi veren, kürkü andıran ama yine de piksellenmiş bir yarı saydam görüntü. Karakterin elleri ya da ağzı yok. Dolayısıyla sadece gözlerini ve duruşunu kullanarak Q*bert karakterini yaratmak oldukça zordu.”

Peter Wenham, karakterlerin görünümünü tasarlamanın yanı sıra, setler ve mekanlardan da sorumluydu; yani filmdeki görüntülerin tüm boyutlarından. “Film büyük ölçüde –atari oyunlarından gelen– yükseltilmiş gerçekliğe dayanıyor, dolayısıyla, bu filmi bazı gerçekliklerle zenginleştirmeye çalıştık” diyor Wenham.

Wenham için önemli noktalardan biri Atari Oyuncularının uzaylı video oyunu tehditleriyle savaşmada kullanmaları için ışık topları yaratmaktı. “Aksesuarlarla oyuncular arasında bir bağlantı görmek her zaman harikadır. Sandler silahı eline aldığında, ateş etme sesleri çıkarmaya başladı. Bu toplar herkesin içindeki çocuğu ortaya çıkardı” diyen Wenham, şöyle devam ediyor: “Hem eğlenceli ve komik, hem de geleneksel bir şey yaratmak önemliydi. Işık toplarına yakından bakarsanız, üzerlerinde küçük joystickler ya da parmak topları gibi ayrıntılar görürsünüz; tıpkı eski atari oyunlarında olduğu gibi. Uzun toplarda ise kırmızı düğmeler ve LED ekranlar var. Klasik atari oyunları ile yüksek teknolojili modern silahlar arasında net bir bağlantı olmasını istedik.”

Wenham’ın bir diğer görevi de filmin öteki setlerini yaratmaktı. Bunlar arasında 1980’lerin Electric Dreams Factory atari salonu –burası Sam Brenner, Ludlow Lamonsoff ve Eddie Plant’in harikalar yarattığı Dünya Şampiyonaları’na ev sahipliği yapmıştı– ve Violet Van Patten’ın Atari Oyuncuları için özel silahlar yarattığı DARPA seti.

Yapım ekibi şampiyona sekansı için atari salonunu yaratmak üzere ülkenin dört bir yanından orijinal atari oyun masaları topladı. Her masa tamamen yenilendi çünkü çoğundaki üç ya da dört katlı serigrafinin çıkartılması gerekiyordu. Aksesuar uzmanı Timothy Wiles bunu şöyle açıklıyor: “Bu masaları, ardından doğru grafikleri bulmak, serigrafilerini yeniden yapmak ve onları yeni LCD’ler ve oyunlarla donatmak koordineli bir çalışma gerektirdi. Her oyunun ve grafiğin bağıntılı ortak şirketin onayını alması gerekiyordu. Dolayısıyla, muazzam bir girişimdi ama ortaya çok eğlenceli ve fantastik bir sonuç çıktı.”

Kostüm tasarımcısı Christine Wada sahnede yer alan 785 oyuncuyu o döneme uygun şekilde giydirirken büyük özen gösterdi. “Genelde, 80’ler son derece renkliydi” diyor Wada ve ekliyor: “O dönemin modalarından bazıları abartılıydı ama Chris’in vizyonuna bağlı kalmak için kostümleri fazlaca karikatürize etmekten kaçındık.”

Wada, Atari Oyuncularının üniformaları için en doğru görüntüyü bulmak üzere uzun bir süreç başlattı. “Onların kendilerini güçlü hissetmelerini sağlayacak ama aynı zamanda her birini karakterleriyle bütünleştirecek bir şey istedik. İnandırıcı ve unutulmaz olmalıydılar. Bu yüzden, her türlü farklı tulumları, uçuş kıyafetlerini, tek ve çift parçalı kostümleri araştırdık.”

Columbus ise şunları söylüyor: “Özgün ve benzersiz bir his yaratmalarını istedik. Christine yüzlerce alternatif üretti: Başrol oyuncularımın üzerinde korkunç duracak taytlardan, kas dokulu tipik süper kahraman kostümlerine kadar. Sonunda, otomobil yarışı kıyafetlerine dayanan ve herkese yakışacak gibi duran bir görünümde karar kıldık; özellikle de Peter Dinklage’ın karakterine –kendisinin hâlâ aslan yelesi saçları var, seksenlere sıkışıp kalmış gibi görünüyor ve yıllarca hapis yatmış. Onun Atari Oyuncuları üniformasının kollarını kestik. Böylece dövmeleri ortaya çıktı ve birden bire Eddie oluverdi.”

Kostüme karar verildikten sonra bile, Wada’nın üniforma üzerindeki işi bitmemişti. “Atari Oyuncuları logosunu yapmak birkaç haftamı aldı. İkonlaşmış bir şey olmasını istedim ama izleyicinin dikkatini de dağıtmamalıydı” diyor tasarımcı.

Nemli yaz döneminde çekilen bir film için yarışçı kıyafetinin bir avantajı daha vardı. Wada bunu şöyle açıklıyor: “Yarış kıyafetlerinde en ileri teknolojili kumaşlar kullanılır. Klimaları olmayan Formula Bir araçlarında yarışçıların sıcaktan fenalaşmaması için tasarlanmış kumaşlardır bunlar. Dolayısıyla, bunlardan yapılmış kostümler oyuncuları en serin tutacak kıyafetlerdi.”

Wada’nın önündeki bir diğer zorluk da Lady Lisa’nın görünümünü yaratmaktı. “Toplamda onun kostümleri ve saçı için 222 tasarım vardı” diyor Wada. Karakterin büyük bir zorluk oluşturmasının en büyük nedeni Lady Lisa’nın çok şey yapmak zorunda olmasıydı. Tasarımcıya göre, “O, 1980’lerden bir karakter. Dolayısıyla, tasarımların o döneme ait olması ama modern bağlamda da sırıtmaması gerekiyordu. Lady Lisa ikonik olmalıydı ama çok zor hareketleri de yapabilmeliydi. Ayrıca, tasarımın görsel efektlere uygun olması şarttı. Kısacası, çalışırken önümüzde pek çok kısıtlama vardı.”

Wada’nın tasarımları birçok etkiyi barındırıyordu: Örneğin, 1980’lerin mayolarının Asya esintileriyle birleştirilmiş zengin tasarımları. “Bu, hem Ashley’nin rahatça hareket edebilmesini ve dövüşebilmesini, hem de ergenlik çağında bir delikanlının aşık olabileceği bir karakter gibi görünmesini sağlayan bir kıyafetti” diyor Wada.

Benson ise, “Bu kostüme bayılıyorum” diyor ve ekliyor: “Cadılar Bayramı’nda kızların Lady Lisa gibi giyindiğini görmek harika olurdu.”

Piksel film Fragmanı

Yorum Yaz