Kent ve Taşra ikilemi üzerinden UZAK

Uzak

Kasabasından kalkıp büyük gemilerde çalışmak ve dünyayı görmek amacıyla kente gelen genç Yusuf (Mehmet Emin Toprak), daha önceden kente yerleşmiş olan akrabası Mahmut’un (Muzaffer Özdemir) evine yerleşir. Bu konaklamanın bir hafta kadar süreceğini söyleyerek gelmiştir fakat iş bulması geciktikçe, Mahmut evindeki bu istenmeyen konuktan rahatsızlık duymaya başlar. Mahmut fotoğrafçıdır fakat artık sanatsal çekimlere ilgisini kaybetmiştir ve reklam fotoğrafçılığı ile geçinmektedir. Büyük kentin koşulları, çarkları onun estetik ve insani yanlarını öğütmüştür. Bu yüzden taşralılığın tüm naifliklerini kişiliğinde barındıran akrabası Yusuf’a tahammülü gün geçtikçe azalmaktadır.

Uzak filminin temel gerilimi, kentli Mahmut ile kentte tutunmaya çalışan taşralı Yusuf arasındadır.

Orta metrajlı “Kasaba” ve ardından “Mayıs Sıkıntısı” filmlerinde Çanakkale’nin Yenice kasabasını kendisine mekan olarak seçen yönetmen, Uzak filmi için karlar altında bir İstanbul’u tercih etmiştir.

“Bir Zamanlar Anadolu’da” filmine genele dek minimalist bir sinema anlayışına sahip olan Nuri Bilge Ceylan, filmin senaryosunu ve yönetimini üstlendiği gibi, görüntü yönetmenliğini de kendisi yapmıştır.

Sinemasında doğuya özgü yavaşlığı ve sadeliği temel almasıyla tanınan yönetmenin “Uzak” filmi, en olgun çalışmalarından biri olarak kabul edilir.
Ceylan, “Uzak’ta” kamerasını daha hareketsiz kullanır, uzun sabit planlar kullanır, hareketsiz çekimler kullanır ve yakın çekime çok az yer verir. Onun kamerası genelde tıpkı filmin adı gibi, kendisi ile kaydettiği kişiler ya da nesneler arasında belli bir uzaklık bırakır.

Uzam, kent olmasına karşın, “Kasaba” ve “Mayıs Sıkıntısı’nda” olduğu gibi çeşitli kuş sesleri, köpek havlamaları, kedi miyavlamaları işitilir ve bu seslere martı sesleri motorlu araçların gürültüleri ile vapur ve gemilerin düdük sesleri eklenir. Doğal seslerin çokluğuna ve işitebilirliğine karşın filmde diyaloglara çok az yer verildiği görülür. Film, uzun bir süre herhangi bir diyalog olmaksızın ilerler.

Uzak’ta Mahmut’un yalnızlığı; küçük eviyle, iki kişilik arabasıyla, karla kaplı boş sokaklarla, mekânı daraltan çekimlerle anlatılır. Ceylan’ın kamerası, görüntü içinde farklı çerçeveler içinde gösterir karakterleri.

Ceylan’ın filmlerinde ele alınan temalar, birbirlerini açımlayan bir yapıda oldukları gibi, biçim ve içerik arasında da bir gerilim içerir. “Kasaba” filminde biçim içeriği, Uzak’ta ise içerik biçimi belirlemiş gibidir.

Filmden karelerle;
Taşralı Yusuf ve Kentli Mahmut’un çatışması…

İlk Kare

Kırsaldan İstanbul’a ilk geliş

Yusuf’un büyük umutlarla İstanbul’a kaçışı

İSTANBUL’DAN İLK KARE

Karanlık ve Mahmut

Mahmut’un tek paylaşımı bir hayat kadını ile…

Mahmut, kahvaltısını kendince kurduğu bekar düzeni ile yapar. Kahvaltısı yalnız ve gösterişsizdir. İkinci kişiye yer yoktur…

Evin bir odası, aynı zamanda işyeridir. Mahmut, iş için bile evden çıkmaz.

Mahmut, çekmiş olduğu fotoğraflar incelenirken dahi umursamaz, dergiye bakar. Bağımsız bir sinemacı olma hayaline uzaktır artık. Resmi bir kuruma iş yapıyor, çektiği fotoğraflar gökdelen gören camlara karşı bakılıyordur…

Yusuf, Mahmut’un evine yerleşir. Kamera birbirlerine olan uzaklığını doğrular şekilde uzakta konumlanır.

Mahmut’un hayatında kimseye yer olmadığından odası da boştur. Her ne kadar kentli olmuşsa da oda bize kırsalı anımsatır…

Mahmut, karlar altında İstanbul’a uyanır. Kar; Yusuf’un İstanbul’a gelmesi ile doğru orantılı olarak bizde kırsalın İstanbul’un geldiği hissini uyandırır…

Yusuf’un gemilerde iş bulup, dünyayı dolaşma hayalleri vardır. Fakat bir türlü istediği işi bulamaz.
Yönetmen, yan yatmış bir geminin hemen önünde Yusuf’u gösterir. Aslında bu Yusuf’un hayallerinin suya düşmesidir. Sinemasal anlatım ve mekan kullanımı olarak son derece başarılı bir sahnedir…

Kentli olan Mahmut, kırsaldan gelen Yusuf’u fotoğrafçı arkadaşlarıyla toplandığı bir eve götürür. Entelektüel sohbetler edilir ve özellikle şarap içilir. Mahmut, Yusuf’un bu ortama yabancı kalmasından adeta zevk alıyordur. Mahmut, kırsaldan gelmiş fakat geldiği yeri unutmuş ve kentli olmuştur artık. Kimsenin de kırsalı ona hatırlatmasını istemiyordur…
Seçilen mekan, duvarda fotoğrafların olduğu sade bir odadır fakat uzun bir masa meyveler ve içilen şarap hatta burası “İstanbul” konuşmaları onları kentli gösterir!
Yusuf ise masanın tam köşesinde kalmıştır. Konuşmaları yabancılıkla dinler…

Mahmut, entelektüel görünmek ve Yusuf’tan çok farklı biri olduğunu kanıtlamak istercesine Tarkovsky filmi izler. Yusuf’un kırsallığı onu kentli yapıyordur adeta…
Yusuf, izlediği filmden çok sıkılır ve yatmak ister…

Yusuf’un yatmaya gitmesi üzerine Mahmut, izlediği Tarkovsky filmini kapar ve porno film açar. İdeallerinden vazgeçen Mahmut, Sanat filmlerini artık sadece kendini farklı göstermek için kullanıyordur…

Yusuf’un İstanbul’da gittiği yerler, iş görüşmesi için beklerken oturup insanlarla sohbet ettiği kahvehanelerdir. Sıradan, sade, kendisi gibi kırsaldan gelmiş insanların olduğu yerlerdir… Yusuf, kırsalı İstanbul’da da yaşar.

Mahmut’un gittiği yerler ise, içkili bar tarzı mekanlardır. Buradaki insanlar; işi olan, kente ayak uydurmuş, rahatlamak ve bir şeyler içmek için bu tip mekanlara gelirler.
Mahmut, kırsaldan gelmesine karşın artık kentlidir ve mekanlarını ona göre seçmiştir!

Mahmut, evinin çalışma odasında Yusuf’un karşısına değil masanın başında oturmuştur. Kendisini Yusuf’un üzerinde gördüğünün, adeta bir işveren-aş veren edasında görüldüğünün resmi gibidir!

Bu kare için mekan bağlamında birkaç şey söylenebilir;

Mahmut’un arka tarafında duran büyük kütüphane, okuduğunu düşündüğümüz birçok kitabı ve bunun entelektüel bir gösterge olarak sunumudur…
Resme soldan sağa baktığımızda söyle bir analizde de bulunabiliriz;

Koltukta oturan Yusuf; kırsallığı ve cahilliği, sağ tarafa gidildikçe kütüphane ve kentli Mahmut; okumuşluğu, kültürü, entellektüelliği,
Ve en sağa da abajur; aydınlanmayı gösterir.

Mahmut’un arkasında duran büyük bir kütüphanenin görkemini, varlığını görüyoruz. Fakat yönetmen, karakterin varlığından çok yokluğunu bize gösteriyor. Bu kadar çok kitap okuyan bir derinliği, bizler karakterde göremiyoruz.

Yönetmen, Mahmut ve Yusuf arasına pencere koyar ve aralarındaki ayrımı bu şekilde vurgular.
Mahmut içeride olan ve kabul görendir, Yusuf dışarıda kalan ve yer bulamayandır.

lk kez aynı koşullarda ve eşit görünen Mahmut ve Yusuf…
Mahmut kitap okurken, Yusuf uyuyordur. Eşit oldukları an itibari ile bile ayrımları yine ortaya konulur.

Karanlık ve uzun bir koridor…
Yönetmen, Mahmut ve annesinin ilişkisini karanlık bir koridor ile verir ve Mahmut’un annesine olan kopukluğu, karamsarlığı net bir şekilde gösterilir.

Filmin başında da olduğu gibi Mahmut, paylaşımını yine bir hayat kadını ile yapmış ve yine karanlık altındadır.

Mahmut, kaybolduğunu söylediği köstekli saatten Yusuf’u sorumlu tutar. Saati bulmasına rağmen Yusuf’a söylemez ve onu suçlu hissettirir…

Mahmut, yaptığı her “kötü” davranışın sonunda kendini işine, fotoğraf çekimine verir. Onun için bu çalışma bir arınma gibidir.
Yusuf, kapının dışında kalandır yine ve yine karanlıktadır.

Yusuf’un İstanbul’a bakışı çok acıdır. Kaybetmiş ve vazgeçmiştir.
Düzensiz, çarpık bir İstanbul fotoğrafı sunar bize yönetmen. Aynı zamanda giden gemi, Yusuf için hayallerinin de gemiyle beraber yok oluşudur. Hayalini kurduğu gemiye ulaşamamıştır.

Yusuf, odada olan tek battaniyeyi de toplamış ve kırmızı bir kurdele ile bağlamıştır!
Kırsaldan gelişi gibi dönüşü de sessizdir…

Mahmut, başından beri kırsal bulduğu ve içmediği Samsun marka sigarayı, Yusuf’un gitmesinden sonra (Yusuf’tan kalan) yakar ve denize karşı içer.
Bu karakter için biraz da olsa özüne dönüş ve kendine yakınlaşma olarak yorumlanabilir…

Ömer Faruk Yardımcı

Yorum Yaz