Interstellar – Yıldızlarası

Bir film düşünün mesela Matrix, gerçek dünya ile sanal dünya arasında inanılmaz bir iletişim kurup daha yeni 21.yy girerken sinema dünyasına hiç bilmediğimiz yada çok uzak olduğumuz kavramları kazandırmıştı, o günden sonra artık 3 boyutlu bir dünya ajan programlar, virüsler vb ifadeler dünyamıza daha derinden girmişti, belki her 10 yılda bir hem sinema dünyası hemde global dünya sürekli değişiyor, bugün gösterime giren interstellar filmi de yeni bir çığır açacak gibi duruyor, bu film sayesinde artık 5. boyut, zamanlar arasında yolculuk, karadelikler, solucanlar, uzay ile dunyamiz arasinda ruh-i canlilar, kisaca “Onlar” gibi kelimeler artık sözlüğümüzde daha kolay anlam bulacak.

Bunu bize sağlayan ünlü Yönetmen Cristopher Nolan (Inception, Momento, Dark Knight, Prestige)” da oldugu gibi inanılmaz bir senaryoyla karşımıza çıkmış durumda, Nolan’nın filmlerinde en beğendiğim şeylerden birisi, sıradan bir dil kullanmaması, yani film başlar başlamaz bir çok filmde olan sıradan başlangıçlar yerine, hep meraklı bir giriş yapıyor filme! Zaten Nolan denilince akla hep süpriz sonlar, muhteşem senaryolar, en az 2.5 saatlik filmler geliyor, zaten 2 yılda bir film yapan birisi için aslında çok şaşırtıcı değil, birde Senaryolarda kendisine yardımcı olan kardeşi Jonathan Nolan var, bence bu ikilinin zekaları bu dünya ait değil!

Filme giriş yapacak olursak,  giderek kiyameti kopmaya yaklaşmış bir dünyada insan ırkının hayatını nasıl devam ettirmesi ile alakalı dramatik örnekler vererek tarlalarındaki ekinlerin artık ekilemediği, insanların küf ve kum fırtınaları yüzünden bütün sermayelerini yakmak zorunda kaldıkları ve giderek umutlarının tükendiği bir dünyayı bize yansıtıyor, insanlarda artık dünyanın sonun geldiğini anlamış ki Prof Brand (Micheal Caine) insan ırkının devamını uzayın derinliklerine taşımak istiyor ve bu konuyla alakalı bir gizli üst kuruyor. Gizli üste kızı Brand (Anne Hathaway) beraber dünyanın bu gidişatına bir çözüm bulmayı planlıyorlar, Bu sırada eski bir bilim adamı Cooper (Matthew McConaughey) ve kızı Murph ile tanışıp, dünyayı bu yokoluştan kurtarmak için nekadar fizik uzay bilimi varsa kullanıyorlar… Ancak bilinmesi gereken en önemli ayrıntı, uzayın derinliklerinde gün saat dakika kavramı dünyadaki gibi değil, yani başka bir evrenin 1 saati bizim yıllarımıza tekabül edebiliyor…

Tabi biz bunu anlayabilmek için film bizlere inanılmaz beyin fırtınası yaptirarak hafızalarımız ve zekamızla tenis topu gibi oynuyor, her bir çarpmasında bilmedğimiz bir dünya hakkında birşeyler çağrıştırmaya çalışıyor, bir ara izafiyet teorisindne bahsediyordu  film hakkında okadar çok şey yazmak istiyorum ki, ama bi o kadar da yazıp filmin büyüsünü bozmak istemiyorum, izleyenler göreceksiniz ki film bazı yerlerde herkesin sınırlarını zorluyacak derece de karışık bir usluba sahip, ben filmle alakalı hala anlamadığım yerlerin oldugunu biliyorum hatta belki 2. hatta 3. defa izlememde bile zor anlaycağım diyalogların mantık kavramlarının olacağını biliyorum, bu filmde görsel şölen beklemek en buyuk hatamiz olur, hatta bir gazete yazarının sadece görsellik için izlemeye gitmiş gibi bu film vasat bir uzay filmi demesi, filme büyük haksızlık olur! çünkü bu filmde görsellikten tutunda zamanla alakalı, önümüzdeki yıllarda başımıza gelebilecek kuraklık, kıtlık, küresel ısınma mevzularını hatta ışınlanma, paralel evren gibi teorik mevuzları gündemine almis ve birde bunu acaip dramatik bir dil kullanarak sadece kuru bilim kurgu halinde anlatmamış. İzleyenlerin aşina oldugu birçok uzay filminden ( Elysium, Looper, Cloud Atlas)  belkide farkı dahası geçen yılın muhteşem Filmi Gravity’de görmediğim derece gerilimli merak uyandırıcı bir dünya ve gerçek yaşanabilirlilik hakim filmde, filmin müzikleri ki şuanda bile onu dinliyorum, Hans Zimmer inanılmaz bir etkiyle izleyenlerin tüylerinii yoluyor adeta, tek hissettigimiz Acı ve kayboluş…

Birkaç şeyde finaliyle alakalı söylemek istiyorum, Final çok yıkıcı izlediğim salonda seyircilerin  gözleri ayrilmiş vaziyette herkes öylece kala kaldi… Bence bu filmi yapabilmek, senaryosunu yazabilmek, yönetebilmek dünyanın en zor işi olsa gerek, 165 milyon dolarlık bir film, ama milyar dolarlık bir mesaj barındıyor içerisinde…. Bakın mesela benim aklıma filmi izlerken insan oğlunun öldüğünde mezarda beklerken nasıl zamanın geçeceği sorusu geldi, ve böyle bir sorgulamayı hangi film verdi buzamana kadar:) Hatta insan mantığının bir türlü alamadığı Miraç hadisesinde anlık bir zaman diliminde  Peygamberimiz 18 farklı alemde görünmüş, demekki her dünyanın kendine ait bir zamanlama dilimi var, bu mevzuyu bu filmi izledikten sonra anladım…
Bu filme puanım 10 üzerinden 9.5, ve busayede  senenin en iyi yapımınıda izlemiş oldu.
Not: Filmde bahsetmediğim robotlar var, daha önce görülmemiş sevimlilikteler, belki ilerleyen zamanlarda evlerimize bu teknoloji gelebilir…

İçimi kasıp kavuran iste bu harika filmin türkçe altyazılı fragmanını sizinle paylaşmak istiyorum.

M.Said Çakallı

4 Yorum var

  1. sade sadece 13 Kasım 2014
  2. sade sadece 13 Kasım 2014
  3. seyfullah 13 Kasım 2014
  4. erdogan 22 Kasım 2014

Yorum Yaz