Fedakâr… Cesur… Bilge ama Uyumsuz! (Divirgent)

İnsanlık tarihi için aynı zamanda bir adalet.. aynı zamanda bir özgürlük tarihi denilebilir. İnsan, iradesiyle diğer varlıklardan ayrıldığından, adaletin tesisi ve beri tarafta özgürlüğünün bekasını temin her daim mesele olmuş, onca kurulan sistem, onca düzen-nizam, çoğu zaman bu ikilinin sınırlarına müdahale ettiği için tarih sayfalarında adı geçen bir geçmiş haline gelmiştir.

Yönetimler-yöneticiler bu kadim ikilinin karşısında hep ikinci planda kalmış, insanlığın mazisinde ve müstakbelinde bu ikili “sarsılmaz kaideler” olmuştur. Hepimiz için adalet ve özgürlük son derece önemlidir. Kudretin baş döndürücülüğünde idarecileri bu ikili yerine yerleştirir, elinde avucunda hiçbir şeyi olmayan fakiri, güçsüzü bu ikili kıymetli kılar. Zenginle fukarayı, hâkimle reayayı aynı kefeye koymada… toplumu tabaka mantığından kurtarmada… hakkı kuvvetli olanda değil, kuvvetli olmayı haklı olmada bulmadadır bu ikili. Çok sırlı, çok derin erdemlerdir toplum hayatının düzeninde ve ferdi yaşamın yerleşmesinde bu erdemler: Adalet ve Özgürlük…

Toplu yaşamanın kaderi, sistemler kurma ve uygulamaya koyma, sağlıklı bir düzen için elzem. Ama ne olursa olsun Özgürlük ve Adalet şemsiyesinin altında sistemimizi inşa etmemiz icap ediyor. Peki ya bu şemsiyenin altından çıkılırsa?

En baskıcı rejimlerin, otoriter düzenlerin, toplumu kıskaca aldıkları zamanlarda niyetlerinin iyi olduğunun zannedildiğini, insanların can damarını kesen bu felakete çağrıya ab-ı hayata koşar gibi koştuklarını, yükselen gerilimli atmosferin ve göz gözü görmez şekilde sisli havanın içerisinde insanların taraftarlık duygularıyla o otoriteyi sahiplendiğini o kadar çok örnekte görebiliriz ki! Tarihin, adeta üzerine mürekkep dökülmüşçesine kara olduğu bu dönemlerde, insanların kendi hayatlarının vazgeçilmezi “Adalet ve Özgürlüğü” nasıl bir kenara bıraktığını.. hâkim idarenin sınırlandırıcılığında Adalet ve Özgürlük savunucularını bir düşman edasıyla nasıl karşılarına aldığını.. ve var olmaya doğru değil de yok olmaya doğru nasıl da kulaç attıklarını görmek için, çok değil, bu asrın tarihini anlatan birkaç kitaba bakmak yeterli olacaktır zannediyorum. Şimdi en ileri medeniyetler olarak kabul edilen bu milletler, tarihlerinde bir karanlık dehliz gibi duran bu geçitleri herhalde yetişen yeni nesle anlatmakta zorlanıyorlardır. Dönemin çocukları bu yaşananları kabul edilebilir görse de…

Wachowski kardeşlerin filmi “V for Vendetta” da tasvir edilen sistemin durumu bu değil miydi? İyi niyetlerle yola çıkmış idari kadronun kendi insanını nasıl da esir aldığını izlemiştik hep beraber. Neden V’nin mücadelesi, yöntemleri sorgulanacak olsa da, bize sistemin korku salan savunucularından daha gerçekçi gelmişti? Kudretlinin karşısına çıkmaya cesaretlendiren ne idi? Bir diğer örnek, belki sizin de aklınıza geldi, Güç Yüzüklerinin alt üst ettiği “Orta Dünya”da hala Adalete ve Özgürlüğe inanan bir avuç insanın mücadele hikâyesi “Yüzüklerin Efendisi”dir. Frodo karakterinin özellikle güçsüz bir toplumdan seçilmesi ve en sonunda elindeki yüzüğü magmaların içine bırakmaya kadar gitmesi, bu iki erdemin ne denli tesirli olduğunu göstermek içindi herhalde. Uçan süpürge ve sihirli sopa macerası Harry Potter’ın bu kadar okunmasını, zannediyorum bahsettiğimiz erdemlerin anlatıldığı kurgusuna bağlamak gerekiyor. Karanlık Lord, dostu düşman etmekten sakınmayan kuvvet esirleriyle esiriyorken, kurulmakta olan baskıcı ve alternatif düşünceleri yok edici, düşman edici sisteme hayır diyenler ancak küçücük bir topluluk olmuştu. J.K.Rowling, Harry’i her yerde ararken ve büyücüleri kendi avucunda eritirken Voldemort’un hiçbir adalet ve özgürlük esasını kabul etmediğini gösteriyordu. Hollywood, asrın ilk yarısının sonlarında dünyanın hemen her yerinde türeyen böylesi idarelere tavrını koyuyor ve yeniden geri dönmeyi adeta imkânsız kılmak istiyor anlaşılan.

Yakın zamanlardaki örneklerden biri de Açlık Oyunları’ydı. En yakın örnek ise halen gösterimde olan “Divergent(Uyumsuz)”. “V for Vendetta” kadar açık olmasa da sınırları çok net olan daraltıcı sistemin insanlara değil, insanların sisteme uyması sonucu arada kalan sistem mağdurlarının hikâyesini anlatıyor. Beş gruptan birini 16 yaşına geldiğinde seçmek zorunda herkes. Bilgeler… Dürüstler… Dostlar… Fedakârlar… ve Korkusuzlar… Geri dönüşü imkânsız kılan kurallar, seçimin tansiyonunu yükseltiyor, hata yapma ihtimalini sıfırlayacak şekilde bir tercihe zorluyor. Nereyi tercih etmesi gerektiğini değişik testlerden geçirerek söylüyorlar gençlere. Karar yine de kendilerinin. Görünürde son derece adil bir düzen… Peki, gerçekten de öyle mi?

Baş Karakterimiz Beatrice için testin sonucu hayatını allak bullak edecek bir dönemin başlangıcı… Sonuç: “Uyumsuz”. Yani sistem dışı… Yani ne sadece Korkusuz, ne sadece Bilge, ne sadece Fedakâr… Belki hepsi birden, belki de hiçbiri! İşte tam da bu yüzden çok tehlikeli, tam da bu yüzden durdurulmalı, engellenmeli… İyi kalpli ama korkmuş Test görevlisinin tavsiyesi, “Kendini gizle! Seni bulmalarına izin verme. Öldürürler!”. Beatrice ne derece Cesur ve Bilge olduğunu karar verirken gösterir, Fedakârlık adına yapılabilecek en büyük hareket, kendinden fedakârlıkta bulunur. Tercihi Korkusuzlar’dır. Korkusuzca, üzerindeki mütevazı kıyafetlerle çılgınlar grubuna dâhil olur. Artık karşısına çıkabilecek her türlü tehlikeye karşı en büyük kozu Bilgece ve Fedakârca davranmak olacaktır. Korkuyu böyle yenişidir onu farklı kılan.

Film, orijinal senaryosuyla fikir jimnastiği yaptırıyor izleyicisine. Ve erdemlerin tek başına ayakta kalamayacağını ispat ediyor. Yönetimi elinde tutan Fedakârlar, artık Bilgeler için fazla olmaya başlamış, dar görüşleri ve modern olmayan kafalarıyla topluma engel oluşturmuşlardır. Yönetim Bilgelerin elinde olmalıdır. Dini semboller kullanmasalar da inançlı ve nefis terbiyesi yapan insanları temsil eden Fedakârlar, Bilgelerin anlayışına göre örümcek kafalıdır, tehdit unsurudur, ilerleme engelidir. Bilgeler, fedakârlık ve dürüstlükten uzaklaştıracak bir hırsın ve idare arzusunun içine yuvarlanmıştır. Korkusuzlar, adlarının aleyhindeki bütün eğitim metotlarıyla emir almaya ve idareden korkmaya, emir ne olursa olsun düşünmeden yapmaya programlanmakta, fedakârlık, dostluk, bilgelik erdemlerinden uzaklaştırılmaktadır.

Derken olanlar olur, Bilgelerin yeni düzenini inşa etmek için bilgelikle hiç alakası olmayacak bir yol tutulur. Fedakârların idaresi yıkılmalı ve hatta bütün fedakârlar ortadan kaldırılmalıdır. Kabil’in Habil düşmanlığı misillü, iyi örneği görmeme, böylelikle kendi kötülüğünü kapatma psikolojisi devrededir. Kabil’in kardeşine savurduğu taş kim olacaktır? Elbette ki Korkusuzlar! Dürüstlere yeni düzen karşısında hakkı söylememe, susup kalma… Korkusuzlara özgür olmama, emirlere riayet etme, yapma… Fedakârlara ise adaletsizlik ve zulme uğrama düşmüştür. İlerleme, yeni düzen, icat, modernite… diyerek toplumun istikbalini inşa etmesi gereken Bilgeler önce kibre, hata kabul etmemeye savrulur, sonra adaletin ve özgürlüğün düşmanı olan bencilliğe… kendinden başkasına hayat hakkı tanımamaya… ve sonra bunu yapmak için her yolu mubah görmeye! Kendisi dışında herkesi zararlı bulmaya ve yok etmeye! Hayal edilen yeni düzen ne olur bilinmemektedir, ama adalet ve özgürlük Bilgeler dışındaki diğer dört grubun tercihine kalacaktır. Yol bellidir, korkusuzlar daha bilgece ve dürüstçe… dürüstler daha korkusuzca ve bilgece… Fedakârlar daha bilgece ve korkusuzca… özetle, hakkın yanında ve özgürlüğün ardında hareket etmelidir! Yoksa toplum, haksız yöntemlerinde kendini son derece haklı bulan Bilgelerin zehirli meyvesi, müthiş bir fesadın içe çöküşünü yaşamak durumunda kalacaktır.

Divergent(Uyumsuz) filmini kıymetli kılan, kılacak olan işte bu kadim problemlerden ve çözümlerinden bahsetmesi. Korkmaması…Bilgece yaklaşması… Fedakarlığı örnek göstermesi… Dürüst olması… Bütün bunları Dostça anlatması…

Ferhat Nazım BEYDEMİR

Yorum Yaz