Fantastik Canavarlar Nelerdir Nerede Bulunurlar Filmi İçin Ön Hazırlık Yazıları Yayınlandı

Kuzey Amerika’da Büyünün Tarihi (History Of Magic In North america) J.K Rowling’in kaleme aldığı yazılı içeriklerdir.

Fantastik Canavarlar Nelerdir Nerede Bulunurlar

Bu yazılı içerikler/notlar beyazperdeye bir üçleme olarak gelecek olan Fantastic Beast And Where To Find Them (Fantastik Canavarlar Nelerdir Nerede Bulunurlar) filminin hayranları içinde bir ön hazırlık niteliğinde ve film öncesi kapsamlı bir bilgilendirme olanağı sunmaktadır. !

Kuzey Amerika’da Büyünün Tarihi 4 bölümden oluşmaktadır bu bölümler;

1.On Dördüncü Yüzyıl – On Yedinci Yüzyıl
2.On Yedinci Yüzyıl ve Ötesi
3.Rappaport Yasası
4.1920’lerde Amerika’da büyü

Fantastik Canavarlar Nelerdir Nerede Bulunurlar film fragmanını izlemek İçin tıklayın!

Birinci Bölüm : On Dördüncü Yüzyıl – On Yedinci Yüzyıl

Her ne kadar Avrupalı kaşifler, kıtaya ilk ulaştıklarında buraya “Yeni Dünya” demiş olsalar da, Amerika’da Muggle’lardan çok önce büyücüler biliniyordu (Not: her ulusun Muggle’lar için kendi kullandığı terim olsa da Amerika’daki toplum “Büyüdışı” terimini kullanıyordu). Süpürge ve Hayalet gibi farklı büyülü seyahat yöntemlerinin yanısıra, imgelemler ve belirmeler de göz önüne alındığında, Orta Çağ’dan günümüze kadar birbirinden uzak büyücü topluluklarının iletişim halinde olduğu aşikardır.

Amerikan Yerli büyü toplumu ile Avrupa ve Afrika’daki toplumlar, Avrupalı Büyüdışı’ların 17. yüzyılda göçünden çok önce birbirlerinden haberdardılar. Toplulukları arasındaki çok sayıda benzerliğin çoktan farkındaydılar. Belli aileler bariz bir şekilde “büyülü” iken, daha önce cadı veya büyücü olduğu bilinmeyen ailelerde de büyü görülüyordu. Genel olarak farklı nüfuslarda büyücü ve büyücü olmayanların oranı tutarlı görünüyordu, kimi cadılar ve büyücüler kabilelerinde kabul görüyor ve dahası el üstünde tutuluyorlardı. Bunlar büyücü hekim ya da olağan üstü avcılar olarak itibar kazanıyordu. Ancak başkaları inançları yüzünden ve çoğu zaman kötü ruhlar tarafından ele geçirildikleri varsayımıyla damgalanıyordu.

Amerikan Yerlileri’ndeki “derigezer” efsanesi – istediği anda bir hayvana dönüşebilen kötü bir cadı veya büyücü – aslında gerçeklere dayanıyor. Animagi Amerikan Yerlileri arasında çıkan bir efsaneye göre, dönüşüm gücü kazanmak için aile fertlerini kurban etmişlerdi. Animagi’lerin çoğunluğu ceza almaktan ya da kabile için avlanmaktan kurtulmak için hayvan biçimine bürünüyordu. Böyle aşağılayıcı dedikodular genelde kendileri de sahte büyülü güçler kullanan ve açığa çıkmaktan korkan Büyüdışı kabile şifacıları tarafından ortaya atılıyordu.

Amerikan Yerlilerinin büyü toplumu özellikle hayvan ve bitki büyülerinde ustaydı. İksirleri, Avrupa’da kullanılanlara göre çok daha karmaşıktı. Amerikan Yerlileri ile Avrupa’daki büyücülerin büyüsü arasındaki en büyük fark, asa kullanmamalarıydı.

Büyü asası Avrupa’da ortaya çıkmıştı. Asalar, büyüyü kanalize ederek hem etkilerinin daha kesin ve daha güçlü olmasını sağlar. Genelde büyük cadı ve büyücülerin vazgeçilmezi olarak görülseler de, asa olmadan da yüksek kalitede asasız büyü yapabilmeleri elzemdir. Amerikan Yerlisi Animagi ve iksir yapıcıların gösterdiği gibi, asasız büyüler son derece karmaşık olabilir ancak Büyü ve Biçim Değiştirme asa olmadan son derece zordur.

İkinci Bölüm: On Dördüncü Yüzyıl – On Yedinci Yüzyıl

Büyüdışı Avrupalıların Yeni Dünya’ya göç etmesiyle, Avrupa kökenli daha çok cadı ve büyücü de Amerika’ya yerleşmeye başladı. Tıpkı Büyüdışı’lar gibi onların da memleketlerini terk etmelerinin çeşitli nedenleri vardı. Bazıları macera yaşamak için yola çıktı, bazıları da zulüm gördükleri için kaçmayı seçti. Kimi zaman Büyüdışı’lardan, bazen de cadı ya da büyücülerden ve büyü makamlarından kaçıyorlardı. Büyü makamlarından kaçanlar, giderek artan Büyüdışı’lar arasına veya Amerikan Yerlileri büyü toplumuna karışıyorlardı. Amerikan Yerlileri genelde Avrupalı kardeşlerine karşı sıcak ve korumacı davranıyordu.

En başından itibaren Yeni Dünya’nın, cadılar ve büyücüler için Eski Dünya’ya nazaran çok daha çetin olacağı belliydi. Bunun üç nedeni vardı.

İlk olarak tıpkı Büyüdışı’lar gibi onlar da kendi çabalarıyla yaptıkları haricinde çok az rahatlık sağlayan bir ülkeye gelmişlerdi. Memleketlerinde iksir yapabilmek için yerel eczaneye gitmeleri yeterliydi. Burada ise tanımadıkları büyülü bitkiler için araziyi dolaşmaları gerekiyordu. İsim yapmış asa üreticileri yoktu, ileride dünyanın en önemli büyücülük okullarından biri olacak olan Ilvermorny Cadılık ve Büyücülük Okulu, iki öğretmen ve iki öğrencinin olduğu derme çatma bir kulübeden ibaretti.

İkinci olarak Büyüdışı’ların faaliyetleri, çoğu büyücünün memlekette büyüyle ilgisi olmayan toplumlarını daha göze hoş gösterdi. Göçmenler Amerikan Yerli’lerine karşı savaş başlatmış ve bununla birlikte büyü toplumlarının birliğine ciddi bir darbe vurmuşlardı. Ayrıca dini inançları yüzünden büyüye karşı hiç hoşgörüleri yoktu. Püritenler en ufak bir kanıtta birbirlerini doğa üstü faaliyetlerle suçlama konusunda hevesliydi. Yeni Dünya’nın cadıları ve büyücülerin onlardan çekinmesinin haklı nedenleri vardı.

Son olarak, Kuzey Amerika’ya yeni gelen büyücülerin karşılaştığı en büyük tehlike muhtemelen Yıkıcılar’dır. Amerika’daki büyü toplumunun küçük, dağınık ve gizli olmasından dolayı herhangi bir kanun uygulama mekanizması yoktu. Bunun sonucunda ortaya çıkan boşluk, farklı uyruklardan gelen paralı asker büyücülerden oluşan bir çete tarafından dolduruldu. Bu çete sadece bilinen suçluların peşine değil, biraz olsun altın edebilecek herkesin peşine düşmesiyle korku salmaya başladı. Zamanla Yıkıcılar giderek daha çok yozlaşmaya başladı. Kendi büyü hükümetlerinin yetki alanından çok uzakta, pek çoğu görevleriyle uyuşmayan şekilde otorite ve zulüm hayranlığına kapıldı. Bu tür Yıkıcı’lar kan dökmeyi ve işkenceyi severdi, işi büyücüleri bile kaçırmaya kadar vardırdılar. On yedinci yüzyılda Amerika’daki Yıkıcı sayısı katlanarak arttı ve toplumun saf büyüdışı fertlerinden ödül kopartmak için masum Büyüdışı’ları da büyücü diye gösterdikleri yönünde kanıtlar var.

1692-93 yılları arasında yaşanan ünlü Salem Cadı Mahkemeleri, büyücü toplumu için bir trajediydi. Büyü tarihçileri, sözde Püriten yargıçlar arasında yer alan en az iki Yıkıcı’nın, Amerika’dayken gelişen çekişmelere göre hareket ettiği konusunda hemfikir. Ölenler arasında gerçekten cadılar vardı fakat tutuklanmalarına yol açan suçlar açısından masumdular. Diğerleri ise genel histeri ve kana susamışlık nedeniyle ortada kalan talihsiz basit Büyüdışı’lardı.

Salem büyü toplumu açısından, trajik can kayıplarının çok ötesinde bir öneme sahipti. İlk etkileri, çoğu cadı ve büyücünün Amerika’dan kaçmasına yol açmak oldu ve daha niceleri oraya yerleşmekten vazgeçti. Bunun sonucunda Kuzey Amerika büyü toplumunda, Avrupa, Asya ve Afrika’dakilere kıyasla ilginç değişiklikler görüldü. 20. yüzyılın ilk dönemine kadar Amerika’daki nüfus içindeki cadı ve büyücü sayısı, diğer dört kıtaya göre daha azdı. Büyücü gazeteleri sayesinde Püritenlerin faaliyetleri konusunda oldukça bilgili olan safkan aileler, nadiren Amerika’ya gitti. Bu yüzden Yeni Dünya’daki Büyüdışı’lardan doğan cadı ve büyücülerin oranı, diğer yerlere göre daha yüksekti. Bu cadılar ve büyücüler çoğu zaman evlenerek kendi saf büyü ailelerini kurdu ancak Avrupa’nın büyü tarihini belirleyen safkan ideolojisi, Amerika’da pek tutunamadı.

Belki de Salem’in en önemli etkisi, Amerika Birleşik Devletleri Büyü Kongresi’nin 1693 yılında kurulması oldu, yani Büyüdışı’ların Birleşik Devletleri’nin kurulmasından neredeyse bir asır önce. Tüm Amerikalı cadı ve büyücülerinin MACUSA kısaltmasıyla tanıdığı bu kurum (eski telaffuzu Ma – kuğz – a), Kuzey Amerika büyü toplumunun kendileri için yasa oluşturmak için ilk kez bir araya geldiği girişimdir. Böylece çoğu ülkede olduğu gibi Büyüdışı dünya içinde, kendilerine ayrı bir büyülü dünya kurdular. MACUSA’nın ilk görevi, kendi türlerine ihanet eden Yıkıcıları yargılamak oldu. Cinayetten ya da büyücü kaçırma veya işkenceden, her türlü gaddarlıktan dolayı suçlu bulunanlar idam edildi.

En namlı Yıkıcılardan bazıları adaletin elinden kaçtı. Tutuklanmaları için uluslararası mahkeme kararlarının çıkarılmasıyla, Büyüdışı toplum içinde temelli olarak kaybolup gittiler. Bazıları Büyüdışı’lar ile evlendi ve aile kurdu, büyü sahibi çocuklar ortaya çıktığında bunları ayıklayıp, büyüsü olmayan çocukları tercih ederek, gizliliklerini sürdürdüler. Kendi halklarından kopartılan kinci Yıkıcılar, çocuklarına büyünün gerçek olduğu inancını yerleştirdi ve onları cadılar ile büyücülerin görüldükleri yerde yok edilmeleri gerektiği konusund aikna etti.

Amerikalı büyü tarihçisi Theophilus Abbot, bu türden birkaç aileyi teşhis etti, hepsi de büyüye inanıyor ve son derece nefret ediyorlardı. Yıkıcı ailelerinin soyundan gelenlerin büyü karşıtı inançları ve eylemleri yüzünden, Kuzey Amerikalı Büyüdışı’lar, diğer halklara göre büyü konusunda daha zor aldanıyor olabilirler. Bunun Amerikan büyü toplumunun yönetilme tarzı üzerinde ciddi etkileri oldu.

Üçüncü Bölüm: Rappaport Yasası

1790 yılında MACUSA’nın 15. Başkanı, Emily Rappaport, büyü toplumu ile Büyüdışı toplumun tamamen ayrılmasına yönelik bir kanun çıkarttı. Bunun nedeni daha önce Uluslararası Gizlilik Mevzuatı’nın çok ciddi şekilde ihlal edilmesi, Uluslararası Büyücüler Konfederasyonu’nun MACUSA’yı aşağılayıcı bir şekilde kınamasıydı. İhlalin MACUSA’nın kendi içinden gelmesi, durumun daha da ciddi bir hal almasına yol açtı.

Özetle, bu felakete Başkan Rappaport’un güvendiği Hazine ve Dragot Sorumlusu’nun kızı karışmıştı (Dragot, Amerika’daki büyü toplumunun para birimidir ve Dragot Sorumlusu adından anlaşılacağı üzere Hazine Bakanı’na eşdeğer bir konumdur). Aristotle Onikiağaç işinin son derece ehli biriydi ancak kızı Dorcus güzelliğine denk derecede aptaldı. Ilvermorny’de kötü bir öğrenciydi ve babası yüksek bir makama geldiği dönemde evinde yaşıyor ve nadiren büyü yapıyordu. Daha çok kıyafetlerine, saçına ve parti düzenlemeye yoğunlaşıyordu.

Günün birinde, yerel bir piknikte Dorcus Onikiağaç, Bartholomew Barebone adında yakışıklı bir Büyüdışı’na gönlünü kaptırdı. Dorcus’un bilmediği bir şey vardı; Bartholomew’un Yıkıcı soyundan geldiği. Ailesinde hiç kimse büyü sahibi değildi ancak büyünün gerçek olduğu konusunda sarsılmaz bir inancı vardı ve tüm cadı ile büyücülerin kötü olduğundan kesin emindi.

Tehlikenin farkında olmayan Dorcus, Bartholomew’un kendisine karşı nazik ilgisinin gerçek olduğuna inandı. Sevgilisinin yönlendirici soruları sonucunda, hem MACUSA hem de Ilvermony’nin gizli adreslerini ona itiraf etti, ayrıca Uluslararası Büyücüler Konfederasyonu ve bu kurumların büyü toplumunu korumak ve gizlemek için nasıl yöntemler izlediği hakkında bilgiler verdi.

Dorcus sayesinde elde edebileceği kadar çok bilgiye ulaşan Bartholomew, Dorcus’un kendisine gösteri yapmada kullandığı asayı çaldı ve bulabildiği kadar çok basın mensubuna gösterdi. Sonra yanına silahlı arkadaşlarını topladı ve yakın civardaki tüm cadıları ve büyücüleri bulup yargılamak, mümkünse öldürmek için yola çıktı. Bartholomew büyücülerin ve cadıların toplantı yerlerinin yazılı olduğu el ilanları bastırdı, nüfuzlu Büyüdışı insanlara mektuplar gönderdi ve bunların arasından bazıları söz konusu yerlerde “kötü gizli partiler” düzenlenip düzenlenmediğini araştırma yoluna gitti.

Amerika’da cadılığı ortaya çıkarma konusunda takıntılı olan Bartholomew Barebone, aslında masum Büyüdışı görgü tanığı olan bir grup insanı, MACUSA büyücüleri sanarak vurmasıyla kendisini aşmış oldu. Neyse ki kimse ölmedi fakat Bartholomew hapse atıldı ve itibarsızlaştırıldı. Dorcus’un dikkatsizliği yüzünden zor duruma düşen MACUSA bu sayede büyük ölçüde rahatladı.

Bartholomew el ilanlarını geniş bir bölgeye yaymış ve birkaç gazete onu ciddiye alarak Dorcus’un asasının resmini yayınlanarak, sallandığında “katır çiftesi” etkisi yarattığını yazmışlardı. MACUSA binası o kadar ilgi çekmeye başlamıştı ki, sonunda taşınmak zorunda kaldı. Başkan Rappaport, kamuya açık bir duruşmada Uluslararası Büyücüler Konfederasyonu’nda Dorcus’un aktardığı bilgilere sahip herkesin Silinmiş olduğu konusunda emin olamadığını söyledi. Sızıntı o kadar büyük ve ayrıntılı olmuştu ki, yıllarca etkisi hissedildi.

Büyü toplumunda pek çok kişi Dorcus’un ömür boyu hapisle, hatta idamla cezalandırılması için kampanya yapsa da, hapiste sadece bir yıl geçirdi. Tamamen rezil olmasına ve travma geçirmesine rağmen çok farklı bir büyü toplumuna katıldı ve inziva içinde geçirdiği günlerinde en yakın arkadaşları bir ayna ve papağanı oldu.

Dorcus’un patavatsızlığı, Rappaport Yasası’nın uygulanmasına yol açtı. Rappaport Yasası, Büyüdışı’lar ile büyü toplumları arasında kesin bir ayrım olmasını öngörüyordu. Büyücülerin, Büyüdışılarla arkadaş olması veya evlenmeleri artık yasaktı. Büyüdışılar ile dost olmanın cezası çok ciddiydi. Büyüdışılar ile iletişim günlük faaliyetler için gerektiği kadarıyla kısıtlıydı.

Rappaport Yasası, Amerikan büyü toplumu ile Avrupa’daki toplum arasındaki büyük uçurumu daha da derinleştirdi. Eski Dünya’da, Büyüdışı hükümetleri ile büyülü eşdeğerleri arasında her zaman belli ölçüde gizli işbirliği ve iletişim olmuştu. Amerika’da MACUSA, Büyüdışı hükümetten tamamen bağımsızdı. Avrupa’da cadılar ve büyücüler, Büyüdışı’lar ile evleniyor ve onlarla arkadaş olabiliyordu. Amerika’da Büyüdışı’lar giderek artan şekilde düşman olarak görülüyordu. Kısacası, Rappaport Yasası, zaten epey şüpheli olan Büyüdışı toplum yüzünden sıkıntılar yaşayan Amerikan büyü toplumunu, daha da yeraltına inmeye zorladı.

Dördüncü Bölüm : 1920’lerde Amerika’da büyü

Amerika’daki büyücüler, 1914-1918 yılları arasında 1. Dünya Savaşı’nda önemli roller oynamıştı ancak Büyüdışı toplumun büyük bölümü, onların katkılarını göz ardı etti. Her iki tarafta da büyü sahipleri olduğundan, çabaları sonuca doğrudan etki etmedi. Fakat daha fazla can kaybının olmasını önleyerek ve düşman büyücüleri yenerek pek çok zafer kazandılar.

Ortak çabalar, MACUSA’nın Büyüdışı/büyücü arkadaşlığı konusunda yumuşama belirtilerine yol açmadı ve Rappaport Yasası katı şekilde uygulanmaya devam etti. 1920’lerde ABD büyü toplumu, Avrupa’daki denklerine göre daha çok gizlilik kisvesi altında yaşamaya ve sevgililerini tamamen kendi türleri arasından seçmeye alışmıştı.

Dorcus Onikiağaç’ın felakete yol açacak şekilde Gizlilik Mevzuatı’nı ihlal etmesi, büyü dünyasındaki dilde kendine yer buldu. “Dorcus” kelimesi aptal ve beceriksiz için eşanlamlı sözcük olarak kullanıldı. MACUSA Uluslararası Gizlilik Mevzuatı’nı ihlal edenlere ciddi cezalar uygulamaya devam etti. MACUSA, Avrupa’daki kuruma göre ayrıca hayaletler, umacılar ve fantastik yaratıklar konusunda daha katıydı. Çünkü bu tür canavarların, Büyüdışı’ları, büyünün varlığı konusunda uyarabileceğini düşünüyorlardı.

1892 Büyük Sasquatch İsyanı’ndan sonra (ayrıntılar için Ortiz O’Flaherty’nin saygın kitabı “Koca Ayak’ın Son Direnişi” kitabına bakınız) MACUSA merkezi tarihinde beşinci kez taşındı ve Washington’dan New York’a alındı ve 1920’ler boyunca orada kaldı. Bu on yıl boyunca MACUSA başkanlığını Deep South, New Orleans’dan gelen bir cadı olan Madam Seraphina Picquery yürüttü.

1920’lere gelindiğinde Ilvermorny Cadılık ve Büyücülük Okulu neredeyse iki asırdır varlığını sürdürüyordu ve dünyanın en iyi büyü eğitim kurumlarından biri olduğu konusunda genel bir uzlaşı vardı. Tüm cadılar ve büyücüler burada temel eğitimlerinin yanısıra, asa kullanımında da ustalaşıyorlardı.

19 yüzyılın sonunda yasal altyapının yürürlüğe girmesiyle, Amerika’daki büyü toplumu üyelerinin tamamının “asa izni” taşıması gerekiyordu, bu önlemin amacı tüm büyü faaliyetlerini takip altına almak ve failleri kullandıkları asalar aracılığıyla tespit etmekti. Ollivanders’ın rakipsiz olarak görüldüğü İngiltere’nin haricinde, Kuzey Amerika kıtasında dört büyük asa ustası hizmet veriyordu.

Chocktaw kabilesi kökenli Shikoba Wolfe, son derece ince işçiliğe sahip ve Şimşekkuşu kuyruk tüyü (Şimşekkuşu, anka kuşu ile yakın akraba olan büyülü bir Amerika kuşudur) barındıran asalarıyla ünlüydü. Wolfe asaları genel olarak son derece güçlü ve kullanımı zordu. Özellikle Biçimdeğiştirenler arasında rağbet görüyorlardı.

Muggle kökenli bir büyücü olan Johannes Jonker’ın babası, son derece iyi bir dolap ustasıydı. Johannes de çok yetenekli bir asa ustası olduğunu gösterdi. Asaları son derece rağbet görüyordu ve sedef kakmalı olduklarından kolaylıkla diğerlerinden ayırt edilebiliyorlardı. Çok sayıda asa özüyle deney yaptıktan sonra Jonker’in tercih ettiği büyülü malzeme, Wampus kedisinin kılları olmuştu.

Thiago Quintana, ince ve uzun asalarını piyasaya çıkarmaya başladığında, büyü toplumunda bir hayli ses getirdi. Asalar, Arkansas’daki Beyaz Nehir Canavarı’nın sırtında yer alan şeffaf dikenlerden birinin etrafına yapılmıştı ve güçlü, ince büyüler yapmakta kullanılıyorlardı. Bu canavarların aşırı avlanması yönündeki endişeler, onları cezbetme tekniğini sadece Quintana’nın biliyor olmasıyla giderildi. Quintana ölene kadar bu sırrını korudu ve ondan sonra da Beyaz Nehir Canavarı dikeni içeren asaların yapımı durdu.

Violetta Beauvais, New Orleanslı ünlü asa ustası, asalarının gizli özündeki malzemeyi açıklamayı yıllarca reddetti, asanın kabuğu bataklık alıç odunundan yapılıyordu. Sonunda bunların içinde Louisiana bataklıklarında dolaşan son derece tehlikeli, köpekbaşlı rougarou canavarının kıllarının olduğu ortaya çıktı. Beauvais asalarının, vampirlerin kana olan düşkünlüklerine benzer şekilde Kara Büyü’ye yatkın oldukları söylenmiştir ancak 1920’lerin Amerikan büyü toplumundaki bir kahraman sadece Beauvais asası taşıyordu ve Başkan Picquery’nin de böyle bir asası olduğu biliniyordu.

1920’lerin Büyüdışı toplumlarının aksine, MACUSA cadı ve büyücülerin içki içmesine izin veriyordu. Bu politikayı eleştirenler, içki içmeyen Büyüdışı’lar ile dolu şehirlerde cadı ve büyücülerin bu şekilde daha kolay tespit edildiğini öne sürüyordu. Ancak nadiren samimi konuştuğu anlardan birinde, Başkan Picquery’nin Amerika’da büyücülerin zaten zor günler yaşadığını söylediği duyuldu. Özel Kalem’ine “Kıkırtısuyu tartışmalara açık değildir.” demesi ünlüdür.

Yorum Yaz