Bizi Kötüden Koru (Deliver Us From Evil) Yapım Bilgileri

“Bu hayatta iki türlü kötülük vardır, Memur Sarchie.  İkincil kötülük, insanların yaptığı kötülüktür. Birincil kötülük ise, tamamıyla başka bir şeydir.” – Peder Joe Mendoza

Bir Irak çölünde palmiyelik bir alan; yıl 2010. Üç çarpışmanın ardından, ABD deniz piyadeleri ürkütücü bir yeraltı odasına inmek zorunda kalırlar; kendilerini yukarıdaki muharebe alanından çok daha dehşet verici bir şeyin beklediğinden habersizdirler…
…Dört yıl sonra, New York şehrinde, bir anne, adeta hipnotize olmuş gibi, küçük oğlunu birden bire hayvanat bahçesindeki aslanın inine savurur; bu sırada, yakınlarda kapüşonlu bir siluet gezinmektedir…

…Bodrumdan gelen garip sesler ve diğer tuhaf olaylar şehrin kalabalık bir yerinde yaşayan bir aileyi korkutur…

…Çeşitli yerlerde eski Latince yazılar ve tuhaf simgeler bulunur; bunlar, belki de keşfedilmesi fazla korkutucu bir gizemin kapılarını aralar…
Tesadüf nedir? Hayali nedir? Ve dünyanın bir ucundan diğer ucuna uzanan şeytani zincirle birbirine bağlanan şeyler nedir?
New York Polis Teşkilatı’ndan (NYPT) Çavuş Ralph Sarchie (ERIC BANA) Güney Bronx’ın çetin sokaklarında kendi payına düşen karanlığı görmüştür. Ülkenin en zorlu muhitlerinden olan 46. bölgeye atanan Sarchie insanlık dışı davranışların son noktalarına tanık olmuş ve bu durum, karısı Jen (OLIVIA MUNN) ve küçük kızları Christina’yla (LULU WILSON) ilişkisini etkileyecek ölçüde ruhunu karartmaya başlamıştır.

Fakat, gitgide daha sorunlu birine dönüşen Sarchie ile eski bir komando olan, her zaman kavgaya hazır, alaycı polis ortağı Butler (JOEL McHALE) tuhaf bir olayı soruşturmak üzere çağırıldıklarında, takip eden olaylar silsilesi pragmatik Sarchie’nin inançlarını ve anlayışını sınayacaktır. Sarchie kendini kaçak rahip Joe Mendoza’yla (EDGAR RAMÍREZ) kırılgan bir ittifak içinde bulur. Kendi inancı da birden çok kez sınanmış olan rahip Mendoza, şüpheci Sarchie’yi sayısı gitgide artan dehşet verici olayların çeşitli şeytan çarpma vakaları olduğuna ikna etmeye çalışır.
Polis ve rahip, beraberce, Mendoza’nın birincil kötülüğün kök salması olarak nitelediği duruma ilişkin kanıtları katman katman ortaya çıkartırlarken; Sarchie, şehri ve hatta kendisinin en çok sevdiği kişiler olan ailesini bile tehdit eden şeytani güçlerle savaşı sırasında tüm inanç sistemini sorgulamak zorunda kalacaktır.

Screen Gems ve Jerry Bruckheimer Films yapımı “Deliver Us From Evil/Bizi Kötüden Koru” yönetmen Scott Derrickson (kendisi kısa süre önce hit film “Sinister’a imza attı) ile sinema tarihinin en büyük yapımlarından bazılarını hayata geçirmiş olan yapımcı Jerry Bruckheimer’ın dinamik yeteneklerini bir araya getiren bir doğaüstü gerilim. Ralph Sarchie ve Lisa Collier Cool’un kitabına dayanan filmin senaryosu Scott Derrickson ve Paul Harris Boardman’a ait. Filmin yönetici yapımcılığını Mike Stenson, Chad Oman, Paul Harris Boardman, Glenn S. Gainor ve Ben Waisbren gerçekleştirdi. “Deliver Us From Evil/Bizi Kötüden Koru”nun görüntü yönetimi Scott Kevan, yapım tasarımı Bob Shaw, kostüm tasarımı Christopher Peterson, kurgusu Jason Hellmann’ın, müziği ise Christopher Young’ın imzasını taşıyor.
“Deliver Us From Evil/Bizi Kötüden Koru”nun süresi 1 saat 57 dakikadır.

“DELIVER US FROM EVIL/BİZİ KÖTÜDEN KORU”YU ÇEKMEK: BİR İNANÇ MESELESİ

“Deliver Us From Evil/Bizi Kötüden Koru”nun, dayandığı kitabın film haklarının elde edilmesinden 10 yıl sonra nihayet beyaz perdeyle buluşması, yapımcı Jerry Bruckheimer’ın, yönetmen-yazar Scott Derrickson’ın ve yazar Ralph Sarchie’nin projeye duyduğu sarsılmaz inancın bir eseriydi.

“11-12 yıl önce, Ralph Sarchie’nin bize getirdiği taslağı okuduğumuzda, ilginç, merak uyandırıcı ve korkutucu olduğunu düşündük” diyen Bruckheimer, şöyle devam ediyor: “Proje beni heyecanlandırdı. Beyaz perdeye uyarlayabileceğimizi düşündük. Hikayesi hakikaten zorlayıcıydı ve gerçek hayata dayanıyordu: Bronx’ın çetin bir bölgesinde çalışan, mavi yakalı, sert bir dedektifin, soruşturduğu olaylardan bazılarının normların çok ötesine geçtiğine nasıl ikna olduğunu konu alıyordu.”

Jerry Bruckheimer Films’in yapımlardan sorumlu başkanı olan, filmin yönetici yapımcısı Chad Oman, o zamanlar hâlâ Bronx’taki 46. karakolunda memur olan Sarchie’nin hikayeyi altı sayfalık bir kitap sunumu olarak teslim edişini hatırlıyor (Sarchie ve Lisa Collier Cool’un birlikte kaleme aldığı kitap, sonrasında “Beware the Night” adıyla yayımlandı). “Sunumu eve götürdüm ve bir geceyarısı, eşim ve çocuklarım yattıktan sonra, okumaya başladım. Üçüncü ya da dördüncü sayfaya gelmiştim ki durmak zorunda kaldım. Sunumu okumayı bitirmek için eşimin yattığı odaya gittim. O kadar korkutucuydu” diye itiraf ediyor Oman.

Bruckheimer, şirket başkanı Mike Stenson ve Oman klasik bir polis hikayesi ile Ralph Sarchie’nin kitabında aktardığı gerçek olaylara dayanan paranormal bir öyküyü birleştirmenin sağlayacağı imkanlardan heyecan duydular. Oman bu konuda şunları söylüyor: “Bana çarpıcı gelen temel fikir, şüpheci ve olaylara siyah-beyaz bakan bir polisin, açıklayamadığı bir şeyi soruşturmasıydı. Polis memuru inancını kaybetmiş ama kendisini Allah’ın varlığına inancı tam olan bir rahiple çalışır buluyor; ve her ikisinin de paylaştıkları deneyimlerle nasıl olgunlaştıklarını görüyorsunuz.”

Ralph Sarchie ile Lisa Collier Cool’un kitabı, destansı maceralar ve yüksek oktanlı aksiyon filmleriyle ün yapmış bir yapımcı için sıradışı bir proje gibi görünebilir. Ancak, Jerry Bruckheimer aslında kariyerinin başından itibaren gerçeklere dayanan ilginç hikayeler aradı ve bu sayede hem çok büyük çaplı hem de çok samimi filmlere imza attı: “Glory Road”, “Veronica Guerin”, “Black Hawk Down”, “Pearl Harbor”, “Remember the Titans” ve “Dangerous Minds” gerçek yaşam öykülerine ya da olaylara dayanıyordu. “Bulabileceğimiz her yerde harika hikayeler ve karakterler arıyoruz” diyor yapımcı ve ekliyor: “Ralph Sarchie’nin olağanüstü hikayesi kesinlikle çok ilginçti.”

Sarchie’nin kitabını beyaz perdeye uyarlayacak doğru senaristler ararken, Bruckheimer, Stenson ve Oman, gözlerine genç Scott Derrickson’ı (o dönem kariyerinin başında bulunan Derrickson’ın sinema için yazdığı tek çalışma “Urban Legends: Final Cut”tı) ve yaratıcı ortağı Paul Harris Boardman’ı kestirdiler. “Genç yetenekleri desteklemeyi seviyoruz, özellikle de ne kadar hünerli oldukları bariz olduğunda. Daha o zaman bile, Scott’ın sıradışı bir yeteneği, yaşının ötesinde bir olgunluğu ve yaratıcılığı olduğu açıktı” diyor Bruckheimer.

Derrickson, yapı olarak, hem spiritüel hem de “doğaüstü” temalara ilgi duyduğu —ve ikisi arasında güçlü bağlar gördüğü— için, Sarchie’nin kitabında tasvir ettiği merak uyandırıcı olaylara anında çekim duyduğunu ifade ederek, şunları söylüyor: “Ralph kitapta New York’un en tehlikeli suç bölgelerinden birinde görev yapan bir polis olarak deneyimlerinden söz ediyor, ama bir yandan da paranormal vakaların soruşturmasına gitgide daha fazla dahil olduğunu ve bu durumun, sonunda, şeytan çıkaran bir rahibe asistanlık yapmasına yol açtığını da belirtiyor.”
Derrickson ve Boardman’ın önündeki zorluklardan biri, kitabın bölümlerden oluşan yapısını tutarlı bir anlatıma dönüştürmekti. Chad Oman bu konuda şunları kaydediyor: “Kitap, Ralph Sarchie’nin kariyeri boyunca deneyimlediği farklı paranormal olaylardan derlenmiş bir hikaye koleksiyonuydu. Scott ve Paul projeyi ilk ele aldıklarında, hikayeleri, ağırlıklı olarak spiritüel-doğaüstü olaylara odaklıydı, polisiyeye fazla eğilmemişti. Yıllar sonra, Scott projeye yazar-yönetmen olarak döndüğünde, hikayenin polisiye yönlerine de eşit ölçüde odaklanmış bir hikaye ekledi ve sonra ikisini birleştirdi.”

Derrickson ise şunları söylüyor: “Jerry’nin baştan beri düşüncesi polisiye ile paranormal türlerini birleştirmekti. Ben de bunun insanların izlemek isteyeceği olağanüstü bir konsept olduğunu düşündüm. Şahsen ben izlemek isterdim. Film kelimenin tam anlamıyla gerçek bir hikayeye dayanmıyor; daha çok, Ralph Sarchie’nin kitabındaki paranormal olaylardan esinlenerek tek bir anlatımda toplanıyor. Farklı parçaları birbirine bağlayan hikaye akışı kurgusal; fakat, filmde gördüğünüz korkunç sekanslar Ralph’in başına gelmiş gerçek şeylere dayanıyor.”

Her ne kadar filmin ana karakteri Ralph Sarchie son derece gerçek olsa da, onun dengi olan alışılmadık rahip Joe Mendoza’yı Derrickson yarattı. “Mendoza, Ralph Sarchie’nin inancını geri kazanmasına, deneyimlediği ve yaşadığı şeyleri ciddiye almasına yardım ederek hayatında büyük rol oynayan, nihayetinde de şeytan çıkarma ayininde asistanlık yapması için onu eğiten iki gerçek kişinin bir harmanı” diyor Derrickson ve ekliyor: “Bunlardan biri Ralph’in parçası olduğu şeytan çıkarma ayinlerinin çoğunluğunu gerçekleştiren bir piskopostu; diğeri ise, bu konuda kitaplar yazmış Katolik bir rahip. İkisinden birini seçmek yerine, onları tek bir karakterde birleştirdikten sonra, bu karakterin kendi kurgusal geçmişini yarattık.”

“The Exorcism of Emily Rose” adlı filmde şeytan tarafından ele geçirilme ve şeytan çıkartma olgusuna ciddi yaklaşımıyla büyük saygı toplayan Derrickson, “Deliver Us From Evil/Bizi Kötüden Koru” için daha da derin araştırmalara girdi. “Canavar filmleri gerçek olmayan fenomenlere dayanır. Şeytan çıkarmalar gerçektir. Sık sık gerçekleşirler. Ve siz bu konuda ne düşünürseniz düşünün, çok etkileyici ve korkutucudurlar. Vakalara ilişkin pek çok belge okudum ve çok sayıda video kaset izledim. İnanılmaz rahatsız edici ve zorlayıcılar. Bana göre, bu tür filmlerin dünyadaki gerçek bir fenomene bağlantılarına doğal bir ilgi ve merak var” diyen Derrickson, şöyle devam ediyor:

“İnsanların iblislerin gerçekliğine inanma ya da inanmamalarını sağlamakla pek ilgilenmiyorum, ama şeytan çıkarma fenomeninin insanların ciddiye alması gereken bir şey olduğunu kesinlikle düşünüyorum. Dini inanç pek çok kişinin konuşmak istemediği bir konu çünkü ahlak, değerler, ölümden sonrası, nasıl yaşamamız gerektiği gibi sorular doğuruyor ve tüm bunlar harika sorular.”
Sinema dünyasında sıklıkla olduğu gibi, “Deliver Us From Evil/Bizi Kötüden Koru” olarak bilinecek mülkiyet on yıla yayılan bir sürünceme döneminden geçti… fakat projenin ana katılımcıları umutlarını asla yitirmediler. Proje, Derrickson’ın 2012 filmi “Sinister”ın muazzam başarısı ve aldığı olumlu eleştirilerin ardından, yeniden canlandı. Derrickson bunu şöyle aktarıyor: “Screen Gems’in başkanı Clint Culpepper’la bir toplantım vardı. Bana bir sonra en çok yapmak istediğim şeyi sordu. Yıllar önce Jerry Bruckheimer için yazdığım projeden söz ettim ve bunun muhteşem bir film olacağını düşündüğümüzü belirttim. Clint senaryoyu okudu ve bayıldı; tamam, dedi, yapalım. Taslağı bir kez elden geçirdim ve o hâliyle filme dönüştü.”

Kitabının ve hayat deneyimlerinin bir gün sinemaya aktarılacağına dair umudunu on yıl boyunca kaybetmediği halde, Scott Derrickson’dan gelen kadersel e-posta Ralph Sarchie’ye büyük bir sürpriz oldu. “Scott’a, ‘Sanırım bu e-postayı yanlışlıkla gönderdin’ diye yanıt yazdım” diyor eski polis gülerek ve ekliyor: “Ama o da bana şöyle yazdı: “Hayır, sonunda bu filmi gerçekten yapacağımıza yürekten inanıyorum.’”

ROLLERE BÜRÜNMEK

Böylesine uzun bir olgunlaşma süresinden sonra, Jerry Bruckheimer ve Scott Derrickson, gerek Ralph Sarchie rolü için olsun gerek “Deliver Us From Evil/Bizi Kötüden Koru”nun diğer başrolleri için oyuncu seçiminde taviz vermemeye kararlıydılar. Yapımcılar, hayatı ve işi hikayeye ilham vermiş olan Bronx polis memuru için, günümüzün en çok yönlü aktörlerinden Eric Bana’ya odaklandılar. Bruckheimer, “Clint Culpepper rolü Eric’e vermeyi önerdi. Müthiş bir fikirdi ve doğal olarak Scott da ben de bunu kabul ettik. Harika bir aktör olduğunu düşünüyoruz; ve onunla çalışmayı seviyorum.” Bruckheimer ile Bana’nın zaten birlikte çalışma geçmişi vardı: Yapımcı Bruckheimer ve yönetmen Ridley Scott, Avustralya doğumlu aktörün “Black Hawk Down”da (tesadüf bu ki, film 2001 yılında, Bruckheimer’ın Ralph Sarchie’nin kitabını sinemaya aktarma hazırlıklarına başladığı dönemde gösterime girmişti) Delta Astsubay Kıdemli Çavuş Gibson rolüyle şöhrete adım atmasına yardımcı olmuşlardı. “Eric Bana müthiş bir aktör” diyor Bruckheimer ve ekliyor: “Onun Sarchie rolünü kabul etmesi bizim için her açıdan kazançlı oldu. Yıldızlık mertebesine ulaşmasından hemen önce, onunla “Black Hawk Down”da çalışabildiğimiz için gerçekten şanslıydık. O zamandan beri, ‘Munich’ten ‘Hanna’ya yaptığı her işte istisnaiydi.”

Bana, Bruckheimer’ın ifade ettiği hislerin tamamen karşılıklı olduğunu söylüyor: “‘Deliver Us From Evil/Bizi Kötüden Koru’nun yapımcısının Jerry olması filmi yapmak istememde önemli bir unsurdu. Kendisi bana ilk büyük Amerikan filmimi vermişti. ‘Black Hawk Down’ benim için kişisel olarak önemli olduğu kadar, kariyerim için de harika bir fırsattı. Bana o projeyi getiren, Ridley Scott ile birlikte Jerry ve Bruckheimer Films’deki ekibiydi. Yıllar boyunca irtibatı kaybetmedik. Yeniden birlikte çalışmamıza ramak kalan birkaç proje oldu ama bu filme kadar hiç biri mükemmel değildi. Bu hikaye beni hemen yakaladı. Avustralya’da evdeydim; Jerry’yle film ve potansiyeli hakkında gerçekten harika ve uzun bir sohbet yaptık. Kısacası, yeniden onunla çalışacak olmaktan gerçekten heyecan duyuyorum.”

Bana “Deliver Us From Evil/Bizi Kötüden Koru”daki Ralph Sarchie rolünü cazip buldu çünkü Scott Derrickson’ın önceki çalışmalarında korku türünün ötesine geçen bir şey gördü. Aktör bu konuda şunları söylüyor: “Scott’ın filmleri, örneğin ‘The Exorcism of Emily Rose’ ve “Sinister”de olduğu gibi, gerçekten iyi oturmuş, iyi yazılmış ve hayata geçirilmiş karakterlere sahip. Onunla buluştuğumda, bu filmi mutlaka yapmam gerektiğini hissettim. Scott bu sinema türüne muazzam saygı duyuyor ve onun hakkında tanıştığım herkesten daha fazla şey biliyor. Öte yandan, karakterin ve hikayenin önemini de anlıyor.”

Bana şöyle devam ediyor: “Ayrıca, Ralph Sarchie karakterini de cazip buldum. Hikayenin etrafına örülü konu çok ilgimi çektiyse de, senaryoyu okuduğumda bana en çarpıcı gelen şey, müthiş bir şekilde yazılmış, yoğun ve etkileyici Sarchie karakteriydi. Onu canlandırmanın gerçekten harika bir meydan okuma olacağını düşündüm; o, benim sinemaya gidip izlemek isteyeceğim türde bir karakter. Sarchie’nin hakikaten sert, deneyimli bir Bronx sokak polisiyken, polislikten son derece uzak bir dünyayla karşı karşıya kalması çok hoşuma gitti. Başlangıçta, kendisinin inanç sistemi bütünüyle gerçekler ve fiziksel şeyler üzerine kurulmuş. Ralph’in yolculuğu filmi ilgi çekici kılan şey. Kendi iç şeytanları ve geçmişte yaptıklarından ötürü kariyerinde yolu tıkanıyor ve bununla baş etmek zorunda. Ralph’in geçmişindeki çok karanlık bir şeyi halletmesi gerekiyor; üstelik, kişi olarak hayatına devam edebilmesi için bunu çok dramatik bir biçimde yapmak zorunda. Sırlar taşıyan, geçmişlerinden silkeleyip atmak istedikleri şeyler olan insanların kolayca özdeşleşebileceği bir tema bu. Ben silkelemediğimize inanmak istiyorum. Eninde sonunda, bir şekilde bunların bedelini ödüyoruz.”

Bana, gerçek Ralph Sarchie’yle oldukça uzun bir zaman geçirdiğini söylüyor, ama film hakkında konuşmak yerine, “Oturup, sohbet ettik” diyor. Aktör sözlerini şöyle sürdürüyor: “Yapımdan önce Ralph’le tanışmanın bana çok yardımı oldu çünkü onun fizikselliği büyük önem taşıyordu. Ralph polislik konusunda danışman olarak yapım boyunca bizim için çok önemliydi; ama bu parametrelerin dışında, sadece sohbet eden iki insandık. O gerçekten harika biri.”

Talepkar bir rol olan Joe Mendoza’yı canlandıracak aktörü bulmak kolay değildi. Bu sıradışı rahip kendi iç şeytanlarıyla savaşıyordu ve Sarchie’yle önce belirsiz bir ortaklığa girişiyor, ama sonrasında iki adam karşı karşıya oldukları kötülüğü anlayarak kenetleniyorlardı. Scott Derrickson ve Jerry Bruckheimer rol için doğrudan Edgar Ramírez’e yöneldiler. Şimdiye dek bambaşka türde karakterler canlandırmış olan bu çok yönlü aktör, önce kendi ülkesi Venezuela’da, ardından Güney Amerika’da ve tüm dünyada tanınmıştı. “Edgar’ı televizyon mini dizisi ‘Carlos’ta gördüm ve inanılmaz olduğunu düşündüm” diyor Bruckheimer ve ekliyor: “Beş saatlik dizinin tamamını sırtladı, çeşitli dillerde konuştu ve hatta fiziğini değiştirdi. Edgar kesinlikle korkusuzdu; ve biz onun bu acı çeken rahibi mükemmel oynayacağını düşündük.”

Derrickson ise şunları söylüyor: “Herhangi bir oyuncunun, Edgar Ramírez’in peder  Mendoza karakteri için çalıştığı kadar çalıştığına tanık olduğumu hiç hatırlamıyorum. Edgar, Latin Amerikalı, biraz dışlanmış, sigara ve içki içen, geçmişinde hatalar yapmış bu Cizvit rahibi araştırmak için muazzam zaman harcadı. Ortaya çıkarmaya başladığı karakter, kesinlikle benim yazdığım karakterdi ama Edgar ona benim hayal bile edemeyeceğim katmanlar ekledi. İyi oyuncular bunu yapar. İyi bir oyuncu senaryodakinden daha fazlasını verir. Edgar araştırarak ve hazırlanarak bunu başardı.”

Ramírez’in yorumu ise şöyle: “En başında, Mendoza, Sarchie’nin soruşturmakta olduğu davalarda ona yardım eden bir şahıstan ibaretti. Scott’a karakter için bir yolculuk bulmamız gerektiğini hissettiğimi söyledim; Mendoza, Sarchie’yi tanırken kendiyle ilgili bir şey keşfetmeliydi; Sarchie için dini ve felsefi cevaplar vermenin ötesine geçmeliydi; ama Sarchie de ona bir şeyler katmalıydı. Bir rahibin erişemeyeceği belli şeyler olduğu gibi, bir polis memurunun sahip olamadığı bilgiler var; dolayısıyla, vakaları çözmek için bir bakıma birbirlerinden besleniyorlar. Başlangıçta, birlikte çalışmak umurlarında değil ama davayı çözmek için biri diğerinin ihtiyaç duyduğu şeye sahip.”

Eric Bana da bu görüşe katılıyor: “Sarchie ile Mendoza arasındaki ilişki pek çok açıdan, Sarchie ile karısı arasındaki ilişki kadar önemli. Mendoza, Sarchie için, büyük ölçüde bir rehber; gözlerini açmaya çalışmak ve eğitmek için onu bir yola sürüklüyor. Kelimenin tam anlamıyla ortak oluyorlar. Diyalog sahnelerinin aralıksız aksiyondan daha önemli olduğunu anlayan yönetmemizden destek aldık. Çok özel bir ilişkiydi ve Edgar Ramírez müthiş bir seçimdi. Rolüne hazırlığı olağanüstüydü. Edgar hem çok ilginç hem de birlikte vakit geçirmesi çok eğlenceli bir insan. Mendoza karaktere hem hakiki bir yoğunluk hem de kibarlık kattı; karakter için çok kafa yordu.”

Ramírez, role hazırlanmak için, şunların gerekliliğini hissettiğini ifade ediyor: “Bir rahibin pazar günleri kilisede vaaz vermediği zamanlarda ne düşündüğünü ve hissettiğini anlamak çok önemliydi. Günlük hislerini ve endişelerini paylaşmaya açık rahiplerle konuşma şansına eriştim. Ayrıca, şeytan çıkarma ve böyle bir ayin gerçekleştirmenin psikolojik ve duygusal sonuçları üzerine araştırma yaptım. Yaptığım görüşmeler ve topladığım bilgiler bunun travma sonrası stres bozukluğuna çok benzediğine işaret ediyor çünkü şeytanla karşılaştığınızda bir savaşa giriyorsunuz.”
Yapımcılar, daha sonra, —kocası Ralph Sarchie önce sıradan, ardından paranormal kötülükle savaşırken karanlığın içine gitgide daha çok gömülünce, kocasına olan sevgisi sınanan— Jen Sarchie rolü için dinamik Olivia Munn’u buldular. G4 yapımı “Attack of the Show!” adlı televizyon komedi sansasyonu, daha yakın geçmişte de Comedy Central yapımı “The Daily Show” da sergilediği yeteneği, Munn’a daha ciddi roller getirdi: Steven Soderbergh imzalı “Magic Mike” ve Aaron Sorkin’in HBO dizisi “The Newsroom”daki Sloan Sabbith bunlardan sadece ikisi. “Olivia gerçekten yıldızı parlayan bir oyuncu” diyen Jerry Bruckheimer, şöyle devam ediyor: “Bence ‘The Newsroom’da muhteşemdi, oyunculuğunda hakiki bir derinlik var. Kariyerini uzun zamandır takip ediyorduk. ‘Deliver Us From Evil/Bizi Kötüden Koru’ harika bir fırsat oldu.”

Scott Derrickson ise şunları söylüyor: “Jen gerçek bir karaktere dayanıyor. İlk senaryo taslağını yazarken, gerçek Jen’le tanıştığımda, onun güçlü karakterinden ve kocasının hem polis hem de şeytani güçleri araştıran biri olarak parçası hâline geldiği karanlık dünyayı kabullenerek dağılmamasından çok etkilenmiştim. Olivia’nın da anladığı şey, Jen karakterinin en önemli yanının kendi gücüne sahip olması ve kocası her türlü karanlıkla savaşırken ihmal edilmek istememesiydi. Olivia role şu mükemmel karşımı getirdi: Güç, kendi kendine yetme ve kocasının yaşadığı şeye karşı şefkat.”

“Olivia’nın ismi ortaya atıldığında, bu fırsat karşısında gerçekten heyecanlandım” diyen Eric Bana ise, sözlerini şöyle sürdürüyor: “Scott ve Olivia’yla birlikte Ralph ile Jen’in ilişkisindeki dinamikler ve bunu nasıl inandırıcı kılacağımız hakkında çok güzel sohbetler yaptık. Birlikte çok fazla sahnemiz yok. Dolayısıyla, hem çatışma ve karmaşıklık, hem de sevgi ve samimiyet anlamında gerçekçi bir ilişki ortaya koymak son derece önemliydi. Olivia’nın çok eğlenceli biri olması da bunu kolaylaştırdı. Kameralar çalışmıyorken kesinlikle çok komik bir insan.”

Munn gülerek, “Filme seçildiğimi duyunca, radyoda yarışma kazanmış gibi hissettim. Sanki Beyonce’nin o saatteki üçüncü şarkısını tahmin etmiştim ve bana, ‘Eric Bana, Jerry Bruckheimer ve Scott Derrickson’la çalışma fırsatı kazandınız’ denmişti. ‘İnanılmaz bir şey, biletleri nereden alacağım?’” diyor.

Aktris şöyle devam ediyor: “Bu daha önce oynamadığım türde bir karakter. Jen’de sevdiğim şeylerden biri, kocası Ralph ve kızı Christina’yla ilişkisi. Geri durup, yargılamadan sevmek sahip olması en zor meziyetlerden biridir. Jen’in evin direği olmasını istedim ki Ralph işini yapmak için evden uzak olduğunda, Jen evi çekip çevirsin ve anlayışsız, dırdırcı kadın olmasın. Ben asker çocuğuyum. Bir polis ya da subayla çıkıyorsanız ya da evliyseniz, bilmeniz gereken şey, onların yaşadıkları şeylere hakikaten anlayışlı olmanız gerektiğidir. Sizi ne kadar incitiyor olursa olsun, onları daha çok incitiyordur. Onları bu şekilde sevmelisiniz. Ralph ile Jen’in çok tatlı bir ilişkisi var. Eric ile ben de tanışır tanışmaz iyi anlaştık. Kızımızı canlandıran Lulu Wilson da harika bir küçük aktris. Umarım hikayenin kalbini ve Ralph Sarchie düşmeye başladığında neleri kaybedebileceğini gösterebilmişizdir.”

Belki de “Deliver Us From Evil/Bizi Kötüden Koru”daki en sıradışı oyuncu seçimi Butler rolündeki Joel McHale’di. Ralph Sarchie’nin “Dört-Altı”daki alaycı ama sadık ve ölümcül ortağı Butler rolünü üstlenen McHale, yıllar boyunca televizyon izleyicilerini E! yapımı “The Soup”un iğneleyici sunucusu olarak ve NBC komedisi “Community”deki performansıyla ekran başına bağladı. McHale ile Scott Derrickson’ın oldukça eski bir geçmişi var. “Joel’la çok ama çok uzun yıllardır arkadaşız. Los Angeles’a ilk taşındığından beri tanışıyoruz. O dönemde daha ne oyunculuk yapıyordu ne de ünlüydü, hatta bir menajerinin bile yoktu. Butler rolünü Joel için yazdım çünkü televizyon kimliğinde değil ama gerçek hayatta onun polisimsi bir yanı olduğunu hep düşünmüşümdür” diyen yazar-yönetmen, şöyle devam ediyor: Joel, Washington Üniversitesi futbol takımında uç çizgi oyuncusuydu; inanılmaz bir fiziğe sahip. Ayrıca, bıçaklara çok meraklıdır ve çok yönlü bir insandır. Filmde gördüğünüz Joel, televizyonda canlandırdığını gördüğünüz karakterlerden daha gerçekçi biri.”

Öte yandan, Jerry Bruckheimer’a göre, “Deliver Us From Evil/Bizi Kötüden Koru” McHale’in komedi yeteneğini sergilemesini de gerektiriyordu: “Filme biraz hafiflik katmak istedik. Joel mükemmel seçimdi. Role tam oturdu.”

McHale, dilini çıkararak, Scott Derrickson’ın Butler rolünü kendisine vermesinin kaçınılmaz olduğunu söylüyor: “Scott’ın bende bir sürü kirli çamaşırı var. Fotoğraflar. Kayıtlar. Sadece birkaç ülkede yasal olan birçok suç işledi. Ona kendisini ifşa etmeyeceğime dair söz verince, bana bu rolü önerdi. ‘Bu rolü sana vereceğim’ dedi. Ben de ‘Harika. Başka birinin bu rolü oynadığını düşünmek bile istemiyorum’ dedim. Neyse ki sonunda, Jerry ve Screen Gems de razı oldu ve rolü ben kaptım. Ve inanın bana, hâlâ kendimi çimdikliyorum çünkü böyle bir rol üstlenmek rüya gibi.”

McHale insanların Butler rolünü kendi güvenli limanından uzak görebileceğini biliyordu ama buna şu yanıtı veriyor: “Bu filmde bıçakla dövüşme fırsatı buluyorum. Benim güvenli limanım BU! Benim kendimi en rahat hissettiğim yer bıçaklı dövüşler.” Aktör, Butler’ı şöyle tanımlıyor: “Seattle’lı eski bir komando; şu dövüşmeye bayılan heriflerden. Güvende olmamayı tercih ediyor; dolayısıyla, daha çok aksiyon yaşamak için Bronx’a naklini istiyor. Butler insanları tedirgin etmeyi seviyor. İnsanların normal olduğunu düşündüğü şeyi alıp ters yüz etmekten hoşlanıyor; örneğin, New York Yankees takımının kalbi olan Bronx’ta sürekli olarak Boston Red Sox şapkası takıyor. Bunu sırf insanları uyuz etmek için yapıyor.”

McHale şöyle devam ediyor: “Sarchie ve Butler birbirlerinden çok farklılar, ama birlikte gerçekten iyi çalışıyorlar. Sarchie oldukça karanlık ve asık suratlı bir adam, omuzlarında çok yük var. Sanki bütün dünyanın yükünü taşıyor. Butler ise her zaman şakalar yapıyor ve Sarchie’ye takılıyor. Fakat onun bir tür radara, bir altıncı hisse sahip olduğunun da farkında. Radarda bir şey belirdiğinde, başımızın gerçekten dertte olduğu kesin. Butler, yine de, bu durumlara neşeyle yaklaşıyor.”

Eric Bana’nın bu konudaki yorumu ise şöyle: “Polis ortaklar arasındaki ilişki süper önemli. Bence bir polisi doğru resmetmek için, ortağıyla arasındaki ilişki tamamen gerçekçi olmak zorunda; ve aralarında süregiden şakalaşmalar ve atışmalar olduğu bir gerçek. İşlerine devam etmelerini sağlayan şey mizah, özellikle de bu adamların yaşamak zorunda kaldıkları şeyler düşünülünce. Talihliyim ki, Scott rolü Joel’a verdi. Onun komedi geçmişi gerçekten faydalı oldu. Birbirimizle şakalaşmamızı sağladı. Bizi bir arabaya koydular ve bir gece 45 dakika boyunca kendi hâlimize bıraktılar; birbirimize karşı tek kelimeyle acımasızdık.”

McHale sinemanın en efsanevi yapımcılarından biriyle çalışmaktan da büyük mutluluk duyduğunu belirtiyor: “İnanıyorum ki, Jerry gelmiş geçmiş en başarılı sinema yapımcısı. Film nasıl yapılır, nasıl satılır çok iyi biliyor. Onu arkanıza aldığınızda normalde olacağından çok daha iyi şekilde çekim yapmanız mümkün oluyor. Sette her zaman çok sakin ve sizi her zaman kolluyor.”

Filmde Sarchie ve Butler’ın baş düşmanı Mick Santino’yu canlandırması için Britanyalı aktör Sean Harris seçildi. Kendisi yıllar boyunca her rolü aynı ölçüde gerçekçi biçimde ve akıl almaz bir gayretle oynadığını kanıtlamış bir isim (Showtime dizisi “The Borgias”, Michael Caine’le kamera karşısına geçtiği “Harry Brown” ve Ridley Scott filmi “Prometheus” bunlardan sadece birkaçı). “Sean korkunç biri; çok zeki; ve sıradışı seçimler yapıyor. İşte bu yüzden, Santino için mükemmel seçimdi” diyen Jerry Bruckheimer’a Joel McHale şunu ekliyor: “Sean Harris bir tür büyücü. Resmen Mick Santino oldu.”

Derrickson ise aktör için şunları söylüyor: “Sean, Santino karakterini beklediğimden  derin bir şekilde hayata geçirdi. Karakteri her yönüyle anladı. Britanyalı olduğu ve Londra’da yaşadığı için, onunla rol için okuma yapma fırsatım olmadı. Rolü ona ‘Harry Brown’daki performansına dayanarak verdim. O rolde ne kadar derine indiğini gördüm, ve sebebini tam olarak bilmiyorum, ama Sean’un Santino için doğru kişi olduğunu anladım. Yapabileceğine güvendim ve neyse ki haklı olduğumu kanıtladı.”

Derrickson ve Bruckheimer başarılı oyuncu kadrosunun geri kalanını şu isimlerden oluşturdular: Sarchie ve Butler’ın NYPT’deki meslektaşları Gordon ve Nadler rolünde Dorian Missick ve Mike Houston; acı içindeki ve büyük olasılıkla içine şeytan girmiş Jane Crenna rolünde Olivia Horton; ve Ralph ile Jen Sarchie’nin yedi yaşındaki kızları Christina rolünde New Yorklu küçük aktris Lulu Wilson. Bu arada, sinemanın deneyimli isimlerinden oluşan New York merkezli çekim ekibi uzun kariyerlerinin en zorlu mekanlarında, en çetin hava şartlarında macera dolu iki aylık bir çekim programı gerçekleştirdiler.

Yorum Yaz