Benim Dünyam; Karanlıktan Aydınlığa…

Birçok sinemasever biliyordur ama yine de duymamış olanlar için belirteyim ki ‘Benim Dünyam’ Sanjay Leela Bhansali’nin 2005 yapımı Black adlı hint filminden uyarlama. Açıkça belirtmem gerekirse uyarlama filmlere gişe kaygısı güttüğü için oldum olası olumlu bakamıyorum ama içimdeki karşı konulamaz Uğur Yücel sevgisi bu sefer daha ağır bastı ve sinema salonundaki yerimi aldım.

Film, iki yaşında görme ve duyu yetisini kaybeden,bu nedenle hiçbir kavramı bilmeyen ve çevresiyle son derece uyumsuz,karanlığa hapsolmuş ela (Beren Saat) ile aynı durumdaki ablasını kaybetmiş bu yüzden hayatını engellilere adayan Mahir hoca’nın (Uğur Yücel) çarpıcı hikayesi..İlk filmi Yazı Tura ile ben dahil birçok sinemasever’in gönlüne yönetmen olarak da taht kuran uğur yücel ikinci filmiyle (Hayatımın kadınısın) bizleri şaşırtmış melodrama keskin bir dönüş yapmıştı.Sonraki iki filmini es geçersek yine bir melodramla karşımıza çıkması beni bu sefer şaşırtmadı.film ela ile mahir hoca’nın aşk ve nefret ilişkisi üzerinden ilerliyor.ilk tanışmalarındaki hoca’nın sert tavırları bir an için seyirciyi afallatsa da her şeyi ela’nın iyiliği için yapma duygusu ve ela’nında davranışlarıyla buna karşılık vermesi yüzlerde tebessüme yol açıyor

Bu tip uyarlama filmlerde iki büyük sıkıntı vardır birincisi; kaçınılmaz bir biçimde orijinal filmle kıyaslanmak ki bu benim hiç tasvip etmediğim bir olgu oyüzden o kısma girmeyeceğim. İkincisi; melodramın ve ağlak yapının tuzağına düşmektir nitekim bu tuzağa izin vermiyor yücel , filme sırf gözyaşı dökmek yerine imkansız’ın başarılmasına,azmin zaferine odaklanabiliyorsunuz ve de bu da zihninizde gerçek yaşama dair yeni pencereler açmanıza olanak sağlıyor bu filmin büyük bir artısı zaten.genel anlamda yan karakterlerde dahil oyunculukların ağdasız ve kıvamında olduğunu söyleyebilirim. Beren saat birkaç sahne hariç rolünün üstesinden başarıyla geliyor Uğur Yücel’e burada ayrı parantez açmak lazım rolünü oldukça özümsemiş bunu her sahnede hissedebiliyorsunuz bu durum onu mahir hoca karakteriyle diğerlerinden bir adım daha öne çıkarıyor.Film bahsettiğim melodram tuzağına düşmeden ilerlerken hikaye gereği dramatik yapı filmin sonuna doğru hastanenin koridorunda doruğa ulaşıyor.

Filmi izlerken elbetteki eksi ve artı yönleriyle bütün olarak değerlendirmek lazım.gözüme takılan menfi yönlere sıra gelirse, Ela’nın özel durumundan dolayı ikinci planda kalan kızkardeşin yaşadığı hayal kırıklığı,kıskançlıklar karakterin üstüne düşülmediği için biraz havada kalıyor.Zaman ilerlemelerinin oyuncuların (anne ve baba’nın saçlarındaki beyazlaştırmalar hariç) siluetlerine (özellikle) ela’nın hiç yansımadığını görüyoruz bu yer yer rahatsız edici oluyor ama bu da bizzat yönetmen yücel’den kaynaklanıyor çünkü dramaturji ve oyunculuğpa odaklandığı için bilerek bu yönü es geçmiş gibime geliyor.

Son söz olarak kendimce bir soruyla bitirmek istiyorum , ‘benim dünyam’ sırf gişe kaygısı için çekilmiş bir film midir? Eğer değilse yapımcılar neden ‘ sesli betimleme ve altyazı’ desteği sunarak en azından belirli salonlarda engelli vatandaşlarımızın bu filmi sinema salonunda izlemelerine olanak sağlamıyor?

Uğur Yücel’in filmografisine pek bir şey katacağını düşünmediğim bu filmi başarılı bir uyarlama olarak görüyorum ve vizyondaki dandik birçok komedi filmine gitmektense bu filme gitmeyi yeğlerim…

Erdal Çaylak

Yorum Yaz